اعتاد المسلمون من حكامهم على أقوال لا تترجم أفعالاً يرتعد لها كل مستعمر وغاصب ومحتل!!
اعتاد المسلمون من حكامهم على أقوال لا تترجم أفعالاً يرتعد لها كل مستعمر وغاصب ومحتل!!

الخبر:   أعلن الاحتلال أن إغلاق المسجد الأقصى سيستمر حتى يوم الأحد، وفرض إجراءات أمن مشددة بعد العملية التي قتل فيها شرطيان من شرطة كيان يهود واستشهد منفذوها الثلاثة. وسارعت قوات الاحتلال إلى إغلاق مداخل المسجد الأقصى، ومنعت أهل فلسطين من إقامة صلاة الجمعة فيه، وهي المرة الأولى التي تمنع فيها صلاة الجمعة في أولى القبلتين وثالث الحرمين الشريفين منذ حرق المسجد عام 1969.

0:00 0:00
Speed:
July 17, 2017

اعتاد المسلمون من حكامهم على أقوال لا تترجم أفعالاً يرتعد لها كل مستعمر وغاصب ومحتل!!

اعتاد المسلمون من حكامهم على أقوال

لا تترجم أفعالاً يرتعد لها كل مستعمر وغاصب ومحتل!!

الخبر:

أعلن الاحتلال أن إغلاق المسجد الأقصى سيستمر حتى يوم الأحد، وفرض إجراءات أمن مشددة بعد العملية التي قتل فيها شرطيان من شرطة كيان يهود واستشهد منفذوها الثلاثة.

وسارعت قوات الاحتلال إلى إغلاق مداخل المسجد الأقصى، ومنعت أهل فلسطين من إقامة صلاة الجمعة فيه، وهي المرة الأولى التي تمنع فيها صلاة الجمعة في أولى القبلتين وثالث الحرمين الشريفين منذ حرق المسجد عام 1969.

التعليق:

 يحاول الجميع استغلال إغلاق المسجد الأقصى الشريف ليجدد إحياء هذه القضية المنسية في تصريحاتهم ولا سيما في الآونة الأخيرة مع تزايد الأزمات الداخلية في معظم البلاد الإسلامية، فعادوا ولكن باستحياء إلى خطاباتهم المشاعرية والتي دائما ما تأتي محاكاة لرغبة شعوبهم بضرورة تحرير الأقصى وامتصاصاً لشدة نقمتهم لهذا المحتل الغاصب الذي زاد من عنجهيته ليتجرأ ويقفل الأقصى فيتوقف رفع الآذان من مآذنه، وتدفق المصلين والزائرين له، والذي ما تجرأ لو كان للمسلمين قائد كصلاح الدين الأيوبي أو خلافة كخلافة أبي بكر وعمر وعثمان وعلي رضي الله عنهم جميعا وأرضاهم.

وإليكم بعض ما جاء على لسان المنددين والمستنكرين والشاجبين خلال الأيام المنصرمة لنضع بين أيديكم مجموعة من الأسئلة التي تفرض نفسها جراء ما يصيب الأمة الإسلامية عامة وما يصيب أهلنا في فلسطين خاصة.

وأول ما نبدأ به مع ما يُسمى بالسلطة الفلسطينية التي خافت وفق المتحدث باسمها على أن يُعطِّل هذا التصعيد المساعي الأمريكية والدولية لإحياء عملية السلام وفق مبدأ "حل الدولتين"... عن أي عملية ما زالوا يتحدثون!! وأي عملية هم عليها خائفون!! تلك العملية المقيتة التي ترسخ وجود هذا الكيان الغاصب بتقسيم فلسطين بين أهلها وبين محتل أراضيها!! تلك العملية التي لن تنتهي إلا بتهويد الأقصى وما تبقى من فلسطين!! خسئ مأربهم وخاب مسعاهم فأرض فلسطين سيحررها جيش الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بقائد كصلاح الدين الأيوبي ليعيد العزة والنصر والتمكين وليدحر كل من دنّس مقدساتها ونكّل بشبابها ونسائها وأطفالها.

أما تركيا فقد طلبت وباسم رئيس وزرائها بأن لا يستمر إغلاق المسجد الأقصى المبارك، كما دعت وباسم وزير خارجيتها إلى احترام الأماكن المقدسة ومكانتها التاريخية باعتبارها ضرورة إنسانية وقانونية! عن أي إنسانية يتحدثون وهم يشاهدون يوميا انتهاكات يهود للأقصى وتدنيسهم له عند كل فرصة سانحة؟! أي قانون هذا الذي يسمح بفتح قنصلية لهذا الكيان الغاصب في أنقرة ويتم التعامل معه دبلوماسيا وسياسيا وأمنيا في أريحية كاملة!! نعم إذ لا ضير عند حكم علماني بهكذا قوانين تخالف الشرع والدين الإسلامي وتتحالف مع أعداء هذا الدين الحنيف ما دامت تحقق مصالحهم وتُبقي على كراسيهم التي لم تَدُمْ لمن قبلهم لتدوم لهم، فما بُني على باطل فهو باطل وزائل أمام الحق وأهله ولو بعد حين.

وما حكام الخليج بمنأى عن هذه الجوقة الاستعراضية، ينددون ويستنكرون كحكام قطر والكويت وغيرهم ممن اعتبر ما حصل استفزازا لمشاعر المسلمين عامة وانتهاكاً لحرية ممارسة الشعائر الدينية... على أي مشاعرٍ هم خائفون؟! أهي نفسها التي يتم استغلالها على منابرهم السياسية وتصريحاتهم التي تدغدغ تلك المشاعر لإيهام الناس أنهم هم أولياء الأمور الذين يديرون قضاياهم ويحمون مقدساتهم؟!!

أما السعودية ومن لفّ لفيفها باستعراض العضلات وعقد القمم والمؤتمرات تحت عنوان محاربة (الإرهاب) أينما كان وحيثما وُجد ولو كلّف ذلك القطيعة مع الجيران "قطر" أو خوض حرب دامية مباشرة "اليمن"، أنَفْهَمُ من صمتها المخزي أن الشلل أصابها تجاه الأقصى وحرماته المقدسة وأن ما يحدث مع أهلنا في فلسطين بعيد كل البعد عن (الإرهاب)!! نعم فـ(الإرهاب) المقصود في العرف الدولي هو كل ما له علاقة بالإسلام والمسلمين وليس بمن يحتل أراضي المسلمين وينهب ثروات الأمة الإسلامية وينتهك أعراضها ويعتقل شبابها وأطفالها!!

ولا يسعنا أن نبعد ملك الأردن وسيسي مصر، هذين العميلين اللذين ما انفكا عن التطبيع مع هذا الكيان الغاصب وإقفال الحدود المصطنعة لحمايته ولمنع الجيوش التي لا تفصلها عن مؤازرة المسلمين وتحرير الأقصى كما فعل القائد صلاح الدين الأيوبي إلا حكاماً زرعوا الرابطة الوطنية في النفوس بدل الرابطة العقائدية. حكام نشاهد بأسهم وضراوتهم بل وأنيابهم على شعوبهم الفقيرة والمضطهدة، فيلاحقون شبابها ويزجون بهم في السجون ويقفلون المعابر بوجه الحالات الإنسانية بحجة ضبط الحدود ومراقبتها لأن بلادهم تمر بأزمة أمنية!! فأين الأزمات الإنسانية والاقتصادية التي ضعضعت بنيان العائلات والأسر المحتاجة جراء إهمالهم المستمر وسوء رعايتهم!!

بعد تلك الاستهجانات المدروسة والمحدودة بالقول دون الفعل والتي تضع الإصبع على الجرح الأليم، ذلك الجرح الغائر في جسد الأمة المنهكة والمتعبة بعد أن هدمت خلافتها فأصبحت لقمة سائغة في أفواه الذئاب الخبيثة المسعورة، لا يسعنا إلا دعوة هؤلاء المنددين والتي لا تترجم أقوالهم إلى أفعال يرتعد لها كل مجرم وكل غاصب وكل مستعمر، ندعوهم أن يخلوا الساحة للرجال المخلصين والقادة الميامين الواعين على قضايا الأمة المصيرية، ندعوهم لمعرفة قدر أنفسهم ومكانتهم عند شعوبهم التي وبأكثريتها كفرت بهم ونبذتهم وكشفت عوارهم، والتي لا ينقصها سوى أن تضع يدها بيد العاملين شباب حزب التحرير لإحداث التغيير المنشود وإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بعد ملكهم الجبري هذا والذي جاء في حديث الرسول rحيث قال «... ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيّاً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، ثمَّ سَكَتَ».

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رنا مصطفى

#الأقصى_يستصرخ_الجيوش

#Aqsa_calls_armie

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı