آيا صوفيا رمز عزة وليس ورقة توت تغطي سوءة العملاء
آيا صوفيا رمز عزة وليس ورقة توت تغطي سوءة العملاء

الخبر:   أعلن الرئيس التركي رجب طيب أردوغان أن طبيعة استخدام "آيا صوفيا" تتعلق بسيادة تركيا، مشيرا إلى أن تحويل الكنيسة إلى مسجد مرة أخرى خطوة سيسجلها التاريخ في صفحاته. وقال أردوغان عقب توقيعه مرسوما يعيد كنيسة آيا صوفيا إلى مسجد بناء على قرار المحكمة العليا في تركيا، إنه يدعو الجميع لاحترام قرار المحكمة العليا بشأن آيا صوفيا، وأضاف أنه لا يتدخل في شؤون الدول الأخرى، لا سيما في قضية أماكن العبادة، و"لن أقبل بالتدخل الخارجي بالشأن الداخلي لتركيا". (الجزيرة نت) ...

0:00 0:00
Speed:
July 11, 2020

آيا صوفيا رمز عزة وليس ورقة توت تغطي سوءة العملاء

آيا صوفيا رمز عزة وليس ورقة توت تغطي سوءة العملاء

الخبر:

أعلن الرئيس التركي رجب طيب أردوغان أن طبيعة استخدام "آيا صوفيا" تتعلق بسيادة تركيا، مشيرا إلى أن تحويل الكنيسة إلى مسجد مرة أخرى خطوة سيسجلها التاريخ في صفحاته. وقال أردوغان عقب توقيعه مرسوما يعيد كنيسة آيا صوفيا إلى مسجد بناء على قرار المحكمة العليا في تركيا، إنه يدعو الجميع لاحترام قرار المحكمة العليا بشأن آيا صوفيا، وأضاف أنه لا يتدخل في شؤون الدول الأخرى، لا سيما في قضية أماكن العبادة، و"لن أقبل بالتدخل الخارجي بالشأن الداخلي لتركيا". (الجزيرة نت)

التعليق:

في البداية هل نعلم ما هي آيا صوفيا؟ وماذا كانت ومن حولها إلى مسجد ومن أعادها إلى متحف والآن من يعيدها إلى مسجد؟

آيا صوفيا كانت مركز ورمز الإمبراطورية البيزنطية، وليس هذا فحسب بل كانت تمثل رمز النصرانية في الغرب الكافر. فكانت كاتدرائية أرثوذكسية شرقية تمثل كيان النصارى الحاقد على الإسلام والمسلمين. فأنعم الله تعالى على خير الجند وخير قائد السلطان العثماني محمد الفاتح ففتح القسطنطينية وحول هذا الرمز إلى مسجد أبكى به الحاقدين على الإسلام والمسلمين سنين طوالاً وبقي الأمر غصة في حلوقهم. وتحويلها إلى مسجد يُعبد فيه الله تعالى إثبات سيادة للإسلام والمسلمين. وبعد هذه المرحلة جاء أشد الناس حقدا وعدائية للإسلام مصطفى كمال، فعاث في معالم الإسلام فسادا وإفسادا، فمن هذه المعالم تحويلها إلى إسطبل خيول ولم يسمح لأحد بالاقتراب منها. وكل هذا من منطلق العلمانية والتقليد الأعمى لأسياده في الغرب الكافر. فبعد مدة من الزمن طلب منه تحويلها إلى كنيسة مرة أخرى لكن قدر الله كان أقرب من هدفه فجاء مَن بعده وحولها إلى متحف بعد إزالة معظم معالم الإسلام منها وإظهار الصور التي كانت منقوشة على جدرانها. حتى إنه كان يُعاقب بعقوبات مختلفة من يقوم بالصلاة فيها على يدي أذرع العلمانية. فدار الزمان وحكم حزب العدالة والتنمية أكثر من 14 عاماً فلم يجرؤ أحد على طرح أن تتحول إلى مسجد مرة أخرى. فخرج علينا الآن عميل لأمريكا قاتل إخواننا في بلاد الشام وحامي عرش الطاغية بشار ببطولة شارلك هومز. فحولها إلى مسجد بقرار قضائي، وكان يقدر أن يصدر مرسوما منذ أمد بعيد إن حان وقت استخدام هذه الورقة.

فهنا علينا أن نسأل أنفسنا قبل أن ننخدع ويدغدغ مشاعر المسلمين: لماذا الآن وفي هذا التوقيت بالذات؟ هل إن الأمر فيه فائدة ومغنم يلمّع عميل أمريكا أردوغان الذي يداه ملطختان بدماء المسلمين من الشام إلى ليبيا ويوجه الرأي العام بعد انخفاض شعبيته هو وحزبه. فهذا الأمر مفضوح ليس فيه انتصار ولا حتى يقترب إلى التراب الذي خرج من جياد المجاهدين الفاتحين للقسطنطينية.

ثم من قام بتحويلها إلى متحف هم العلمانيون، فهل الحكومة في تركيا ألقت بالعلمانية عن كاهلها أم أنها ما زالت تزور مؤسس العلمانية في كل مناسبة وتكتب في كتاب الزوار "أنك أعظم قائد ومؤسس الجمهورية العلمانية"؟! وليس إعلان الاستقلال ببعيد عنا في تركيا عندما كتب أردوغان شكره وامتنانه بما قدم مصطفى كمال للجمهورية. وليس ما قاله للرئيس المصري السابق رحمة الله عليه محمد مرسي أن يطبق العلمانية ببعيد عنا وعن ذكرياتنا...

والأمر الآخر الذي يجب أن نذكر أنفسنا به هو أن ما قام به محمد الفاتح كان إثبات سيادة، فهل تركيا كانت مسلوبة من السيادة حتى هذا اليوم حتى يصرح حاكمها أنه لن يسمح بعد الآن أن يتدخل الآخرون في شؤونها الداخلية والدينية؟! فإن كان الأمر كذلك فهل الشعب التركي المسلم هو من اختار العلمانية كنظام حكم أم أنه ومن هم على شاكلته هم من يحمون العلمانية التي هي فصل الدين عن الحياة؟! فكفى مسرحيات هابطة لا ترقى إلى أن تكون ورقة تستخدم لمصالح النظام ومصالح أمريكا في المنطقة...

وأخيرا إن هذا العمل لا يخرج عن وجهه السياسي الذي يستخدم لمصالح النظام بشكل أو بآخر. وإن آيا صوفيا حولها محمد الفاتح المسلم المجاهد إلى مسجد، وليس العميل الذي يثبت كل يوم تفانيه بخدمة الغرب الكافر. فشتان بين الثرى والثريا. وإن الإسلام ليس بالكلام، إنما هو بالفعل والتطبيق العملي في الحياة كلها، وإن كان الأمر لتحويل متحف إلى مسجد استغرق أردوغان 14 عاماً لأجل هذا فإن كان يريد أن يطبق حكماً من أحكام الإسلام فهل سيبقى من الزمن بقدر ما قد سلف؟! فالأمر لا يسري على البسطاء من الناس، فكيف بمن يعلم حقيقة النظام ورئيسه أردوغان بأنه عميل مخلص لأمريكا؟ وإن هذه الأعمال لا تغطي عوار النظام ولا تبيض صحائفهم السوداء. فإن كان الأمر بالخلاص فالأمر ميسور وسهل فليقلب الطاولة على عمالته وليعد إلى حضن الأمة الإسلامية ويعلن تطبيق ما يدين به معظم سكان تركيا، الإسلام، عندها نقول إن النظام مخلص وقائده عاد إلى رشده. ويعلن من قلب آيا صوفيا أن الأمة استعادت كرامتها وعزتها وأنه آن الأوان لعودة الحق لأصحابه. فهل يجرؤ النظام أو يصرح بهذا أم تأبى العمالة أن تفارق أهلها؟

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. ماهر صالح – أمريكا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı