عبد الله أنزوروف معك (2 مليار) شريك
عبد الله أنزوروف معك (2 مليار) شريك

الخبر:   حول مقتل مُدرّس فرنسي عرض صوراً مسيئة للرسول محمد ﷺ، قال الرئيس الفرنسي إيمانويل ماكرون أثناء زيارة لمكان الجريمة إن المدرس راح ضحية لما سماه هجوما "إرهابيا إسلاميا". وأعلن مكتب ماكرون اليوم عن إقامة مراسم "تأبين وطني" للمدرس القتيل.   وأحدثت جريمة القتل صدمة في فرنسا، وأعادت للأذهان الهجوم الذي استهدف مقر مجلة "شارلي إيبدو" الساخرة قبل 5 أعوام عقب نشرها رسوما مسيئة لرسول الله ﷺ. ويحاول المحققون معرفة إن كان المهاجم تصرف بشكل منفرد أم له شركاء. (الجزيرة نت – بتصرف بسيط)

0:00 0:00
Speed:
October 21, 2020

عبد الله أنزوروف معك (2 مليار) شريك

عبد الله أنزوروف معك (2 مليار) شريك

الخبر:

حول مقتل مُدرّس فرنسي عرض صوراً مسيئة للرسول محمد ﷺ، قال الرئيس الفرنسي إيمانويل ماكرون أثناء زيارة لمكان الجريمة إن المدرس راح ضحية لما سماه هجوما "إرهابيا إسلاميا". وأعلن مكتب ماكرون اليوم عن إقامة مراسم "تأبين وطني" للمدرس القتيل.

وأحدثت جريمة القتل صدمة في فرنسا، وأعادت للأذهان الهجوم الذي استهدف مقر مجلة "شارلي إيبدو" الساخرة قبل 5 أعوام عقب نشرها رسوما مسيئة لرسول الله ﷺ. ويحاول المحققون معرفة إن كان المهاجم تصرف بشكل منفرد أم له شركاء. (الجزيرة نت – بتصرف بسيط)

التعليق:

أبدأ بجوابٍ للمحققين فيما إذا كان للمهاجم شركاء، أجيبكم: نعم له (2 مليار) شريك هؤلاء كلهم أمّة محمد ﷺ، وهؤلاء ينتظرون قيام خلافتهم الراشدة ليدكّوا عروشكم وعروش كل من سوّلت له نفسه القذرة، بحجة حرية الرأي المزعوم، أن يتطاول على رسولنا وحبيبنا وقرّة أعيننا والرحمة المهداه محمد صلوات ربي وسلامه عليه.

الشهيد عبد الله أنزوروف خرج من تلك البلاد التي انتشر فيها الإسلام بقوة بعد أن اكتوى أهلها بنار الوثنية والنصرانية، إنها بلاد الشيشان المسلم التي تعلَّمَ أبناؤها دينهم بحق؛ تعلموا التوحيدَ، تعلموا القرآن وأحكامه، تعلموا حبَّ النبي العدنان صلوات ربي وسلامه عليه والاقتداء به، تعلموا حبَّ الصحابة الكرام، تعلموا البذل لأجل هذا الدين العظيم، تعلموا الجهاد والقوّة والعزّة، وأنّ العزة لله ولرسوله وللمؤمنين، تعلموا أن يموتوا في سبيل ربهم ودينهم، خاضوا حرب القوقاز طويلة الأمد خلال القرن التاسع عشر، فقاتلوا وقُتلوا، تعلموا أن يسترخصوا الحياة من أجل مبادئهم وقيمهم الإسلامية، فلا يرون كبيراً أكبر من ربهم، ولا يرون مطاعاً بين البشر أعظم من نبيهم، فكل شيء يجب أن يخضع لربهم، وكل مخلوق يجب أن يطيع هذا الرسول الكريم، وفي هذا الصدد تقول الكاتبة الأمريكية لزلي بلاتش في وصف مقاتلي الشيشان في "حرب القوقاز الأولى" في كتابها "سيوف الجنة" في إشارة إلى سيوف مجاهدي الشيشان تقول: "حرب المريدين هي حقبة الشريعة الإسلامية التي قام بإحيائها وفرضها في شمال القوقاز، واستخدمها كمصدر ضد الغزو الروسي.. إنها حرب شارك فيها جنود شامل من أجل الله ومن أجل الحرية، وساروا لقتال الروس وهم يرتلون القرآن الكريم وأناشيدهم الدينية، وكانت سيوفهم بالنسبة لهم مفاتيح الجنة".

ويصف الرئيس الفرنسي إيمانويل ماكرون ومعه الغرب كله وبكل وقاحة وبكذبهم المعهود يصفون هؤلاء الأسود وكل من يدافع ويغار ويغضب عندما يُساء لرسول هذه الأمة ﷺ، يصفه بالإرهابي، كذبتم والله! فأنتم الإرهابيون وأنتم المجرمون وأنتم السارقون وأنتم القتلة، قتلتم 7 مليون جزائري خلال فترة احتلالكم لبلادهم، وتنهبون خيرات الدول الأفريقية بوحشية لتحافظوا على مكانتكم العالمية بالسرقة والنهب...

لقد أشعلتم حرباً على الإسلام وعلى شباب هذه الأمة من كل حدب وصوب، تُعلن من غير خفاء، أن الشباب المسلم يجب أن يزول من هذه الدنيا، فجندتم كل وسائلكم وأدواتكم لتضللوا الشباب المسلم، ولتوجدوا جيلاً مائعاً لا خُلق ولا كرامة له ولا غيرة عنده، نعم لقد حشدتم كل الحشود لأجل أن تَحولُوا بين الشاب ومسجده، وبين الفتاة وحجابها، لقد جندتم كل ما تستطيعون لأجل أن تغروا هؤلاء الشباب اليافعين بملذات الدنيا وشهواتها وحرماتها، لتغووهم ولتلبسوا عليهم دينهم، كل هذا حتى لا تقوم لهم قائمة، ظننتم أنكم ستفلحون، لا ورب محمد ﷺ، خاب فألكم وطاش سهمكم وفشل مسعاكم، فها هم شباب هذه الأمة تراهم أسوداً في كل محفل، وما مولود ألطنطاش عنا ببعيد، لن يموت الإسلام في قلوب هذه الأمة، ولن يهون نبيّنا ﷺ ما بقيت فينا قطرة من دم.

صِفونا بالإرهابيين كما شئتم، لن تخيفنا تلك الصرخات الحاقدة الماكرة الجبانة، كلنا فداءُ رسول الله ﷺ، وكلنا عبد الله أنزوروف، وسنمضي لتحقيق الوعد الذي وعدناه لرسول الله ﷺ، بأن الرد على التطاول على نبينا سيكون فتح روما وباريس وكل من تطاول على ديننا ونبينا وقرآننا، وسنرفع راية العقاب على مبنى الفاتيكان، والله لن يثنينا عن تحقيق هذا الوعد شيء.

وأما أنت يا عبد الله أنزوروف فهنيئاً لك الشهادة في سبيل الدفاع عن رسول الله ﷺ، وإنّا لنسأل الله الكريم العظيم أن يجعلك رفيقاً له ﷺ في جنات الفردوس الأعلى، وأن يحقق لهذه الأمة ما وعدها قريباً قريباً ويشفي صدور قومٍ مؤمنين.

أما أنتم يا جيوش المسلمين، ألم يأن لكم أن تُحرروا إرادتكم من سيطرة حكامكم العملاء؟! وتقفوا إلى صف أمتكم؟! أرأيتم كيف دافع عبد الله أنزوروف عن نبيّكم ﷺ، فكيف إذا زمجرتم أنتم وكبّرتم، وصرختم إلاّ رسول الله؟! حتماً ستسقط فرنسا ومعها رأس الأفعى أمريكا. هذا حق الله سبحانه وحق رسول الله ﷺ وحق المسلمين عليكم، قوموا فأنذروا وربّكم فكبّروا وثيابكم فطهّروا والرّجز فاهجروا ولا تمننوا تستكثروا ولربكم فاصبروا، فإن أبيتم فانتظروا العذاب الأليم الذي أعده الله لكل من أجرم في حق الله ورسوله وحق أمة الإسلام، أو سكت عن الإساءة لرسول الله ﷺ.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الأستاذة رولا إبراهيم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı