أبواق قناة العربية ومقالاتهم التضليلية
أبواق قناة العربية ومقالاتهم التضليلية

الخبر: في برنامجها "مرايا" عرضت قناة العربية يوم 2020/08/12م حلقة بعنوان "حزب التحرير - وأسطورة الخلافة" والتي من عنوانها يُدرك فحواها، حيث تجرأ فيها مقدمها مشاري الذايدي على وصف الخلافة بأنها خرافة وأن ما يقوم به حزب التحرير من الدعوة إلى العمل لإعادة الحكم بنظام الخلافة الإسلامية "بدعة".

0:00 0:00
Speed:
August 27, 2020

أبواق قناة العربية ومقالاتهم التضليلية

أبواق قناة العربية ومقالاتهم التضليلية


الخبر:


في برنامجها "مرايا" عرضت قناة العربية يوم 2020/08/12م حلقة بعنوان "حزب التحرير - وأسطورة الخلافة" والتي من عنوانها يُدرك فحواها، حيث تجرأ فيها مقدمها مشاري الذايدي على وصف الخلافة بأنها خرافة وأن ما يقوم به حزب التحرير من الدعوة إلى العمل لإعادة الحكم بنظام الخلافة الإسلامية "بدعة".

التعليق:


قناة العربية مثل العديد من القنوات الإعلامية المأجورة هي إحدى أدوات الغرب الحاقد على الإسلام، فهي لا تألو جهدا في تشويه الإسلام، وتلميع أفكار الغرب خاصة الرأسمالية منها، فكل حين تخرج إلينا بحلقة أو مقال تشوه فيه الخلافة وتعتبرها ضرباً من الخيال، وفي عام 2016 عرضت مقالا للكاتب محمد آل سلطان بعنوان "وهم الخلافة وتدمير الأوطان"! فالعنوان بحد ذاته يعكس ما في المقال من انحطاط فكري، فلقد اعتبر الكاتب أن الخلافة على منهاج النبوة فكر موهوم وليس من أصول الدين ولا من فروعه، وأن فكرة وجود خليفة بصفات الأنبياء هي في البحث الطوباوي وليس واقعيا. فعلا إن هذه القناة تحمل حقدا دفينا لفكرة الخلافة والعاملين لإعادتها، وتكاد تكون منبرا وسدا منيعا يقف بقوة في وجه الدعوة إلى الإسلام، في محاولة منها للحيلولة دون أن يكون الإسلام مطلبا عاما للأمة ونظاما لها تُحكم بدستوره.


إن وجود مثل هذه الهجمة وما تحويه من أقوال جريئة على الخلافة والعاملين لها ما هي إلا دليل على اشتداد الخوف من حزب التحرير وقوة أفكاره والملتفين حوله، المناصرين له (ولو لم يعملوا معه)، وهي تأكيد للمؤكد بصحة وقوة الحزب وما يتبناه ويقدمه للأمة من أفكار ودستور، فهو الدستور الوحيد في العالم حاليا الذي لا يخرج ولو بفكرة فرعية واحدة عن أحكام الله سبحانه وتعالى، وإن اشتداد الهجوم على الدعوة والحزب والعاملين فيه لن يثني حملته عن الصمود والعمل لكل ما يرضي الله سبحانه وتعالى، لذلك فلا خوف على الحزب وأعضائه فهم في معية الله، وهو سبحانه ناصرهم عاجلا أم آجلاً، عندما يحين موعد النصر المحدد عنده سبحانه.


وهذه الهجمة أيضا هي دليل على مدى انحدار من نصبوا أنفسهم (كباحثين ومثقفين إسلاميين) وجعلوا من أقوالهم سياطاً يجلدون بها الأمة وقادتها الحقيقيين، وإن كل هذا لن يوصلهم إلى إلحاق الهزيمة بالدعوة ورجالها، فالدعوة سائرة وصاعدة وبشكل متسارع وأكثر قوة ولله الحمد.


ولئن سألونا عن حزب التحرير سنقول: هو معلمنا الذي علمنا ما هي الخلافة وضرورة وجودها وفرضية العمل لإيجادها... هو قائدنا الذي فصل لنا دستورا يكون جاهزا للعمل به من أول يوم يعلن فيه قيام دولة الخلافة بإذن الله... وهو الرائد الذي لا يكذب أهله، ومسيرته تؤكد ذلك، وهو القائد للأمة والراعي لأفكارها وصانع الرجال الرجال والقادة الأبطال، الذين حملوا هم الأمة رغم شدة ضربات سياط حكامها، وشدة لذعات اتهامات الجاهلين أو المخذلين لفكرة الخلافة وحقيقة عودتها قريبا إن شاء الله وأنها ليست خيالا ولا خرافة، بل هي وعد من الله، وبشرى من الحبيب النبي الأمين، وميراث صحابة قدموا الغالي والنفيس ووقفوا إلى جانب نبيهم لإيجادها في واقع الحياة ولتثبيت أركانها، ثم من لحقهم من المؤمنين على مدى ما يزيد عن ثلاثة عشر قرنا من الزمان.


وإننا في حزب التحرير رغم ما نلاقيه من إساءة للخلافة والداعين لها والعاملين فيها، إلا أننا لا نكن حقدا ولا نحمل كرها لأي أحد من المسلمين - إلا لحكامهم الخونة وزبانيتهم - ولكن نشعر بالحزن العميق لأناس نُعِتوا بالمفكرين والعلماء، والعلم الشرعي الصحيح منهم براء، تستخدمهم القنوات الحاقدة كأدوات ووسائل لتنفيذ أساليبها التضليلية الماكرة وهم يحسبون أنهم بأطروحاتهم المضللة يحسنون صنعا! ألم يقرأوا تاريخ الدولة الإسلامية المشرق؟! أم أن أعينهم ما رأت إلا ما حصل فيها من إساءات في التطبيق من بعض الخلفاء والقادة؟! أم أن حضن القنوات الإعلامية المدعومة من الحكام الظلمة الحاقدين، وما نالوه من بروز إعلامي كاذب، جعل على عيونهم غشاوة وعلى قلوبهم أكنة أن يفقهوا أحكام الخلافة وأنظمتها، فصاروا أبواقا يرددون ما يُملى عليهم؟!!


إلى هؤلاء نقول: بكم وبدونكم المسيرة سائرة وبخطا متسارعة والوعد قادم وقائم، والبشرى متحققة بإذن الله، ووالله إني لأرى أننا في نهاية النفق المظلم، وأن شعاع نور الخلافة بدأ بالظهور، فأنقذوا أنفسكم واقفزوا من تلك السفينة التي بها خرق قبل أن تغرق بكم، إلى سفينة العاملين لإعادة حكم الله في الأرض، فهي النجاة بإذن الله، نسأل الله لكم الهداية والنجاة.


وفي هذه الأيام الفضيلة وذكرى الهجرة النبوية العطرة، ليبادر كل منا لإنقاذ نفسه وليراجع كشف حساب أعماله داعيا الله أن يغفر له ذنوبه، وأن يمده بأسباب العون لإكمال مسيرته في السعي نحو نوال رضوان الله سبحانه وتعالى، وأن يُمَكِّن لأمة الإسلام خير أمة أخرجت للناس.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı