أفعال المدافع المزيف عن الأمة تتحدث بصوت أعلى من كلماته
أفعال المدافع المزيف عن الأمة تتحدث بصوت أعلى من كلماته

الخبر:   ناقش رؤساء إيران وتركيا العلاقات الثنائية والأوضاع في قطاع غزة، وذلك خلال اجتماعهما في أنقرة. وتصدر جدول المفاوضات موضوعين رئيسيين: تصاعد النزاع في قطاع غزة، وكذلك التعاون في مجال الطاقة بين البلدين الجارين. وعلى الرغم من الخطاب القاسي، تظل تركيا مؤيدة لحل الدولتين بين فلسطين وكيان يهود. وفي الوقت نفسه، تستمر أنقرة في الحفاظ على علاقات تجارية مع الكيان، ما أثار انتقادات داخل البلاد ومن جانب إيران. ...

0:00 0:00
Speed:
February 05, 2024

أفعال المدافع المزيف عن الأمة تتحدث بصوت أعلى من كلماته

أفعال المدافع المزيف عن الأمة تتحدث بصوت أعلى من كلماته

(مترجم)

الخبر:

ناقش رؤساء إيران وتركيا العلاقات الثنائية والأوضاع في قطاع غزة، وذلك خلال اجتماعهما في أنقرة. وتصدر جدول المفاوضات موضوعين رئيسيين: تصاعد النزاع في قطاع غزة، وكذلك التعاون في مجال الطاقة بين البلدين الجارين. وعلى الرغم من الخطاب القاسي، تظل تركيا مؤيدة لحل الدولتين بين فلسطين وكيان يهود. وفي الوقت نفسه، تستمر أنقرة في الحفاظ على علاقات تجارية مع الكيان، ما أثار انتقادات داخل البلاد ومن جانب إيران.

في سياق متصل، وافقت تركيا على انضمام السويد إلى حلف الناتو وحصلت، بدورها، على إذن من الولايات المتحدة لشراء طائرات إف-16 بقيمة 23 مليار دولار.

يُعتبر اليوم يوماً بارزاً لكل من السويد وتركيا؛ حيث ستتلقى الأولى عضوية الناتو المنتظرة، بعد التصديق عليها من قبل البرلمان التركي. أما الثانية، فستتمكن، بفضل هذا الإجراء، من شراء طائرات إف-16 جديدة من واشنطن. وكانت هذه الخطوة بمثابة هدية من إدارة بايدن لإدارة أردوغان، التي نجحت في دفع القرار عبر البرلمان، والذي بدوره أكد موافقته على وثيقة تصديق عضوية السويد في الناتو، ليقوم بعدها أردوغان بالتوقيع على الوثيقة.

التعليق:

لا شك أن أردوغان، بفكرته عن التطبيق التدريجي المزعوم للإسلام، بات الحصن الأخير للكافرين في العالم الإسلامي؛ وذلك بمساعدتهم على كبح جماح قيام الخلافة الراشدة الثانية. هذا المفهوم الضار هو الذي يسمم عقول المسلمين بأوهام، معتقدين أن أردوغان يقود الأمة الإسلامية إلى النصر بسياسته الحكيمة المفترضة، وموازنته بين مؤامرات القوى الغربية الكبرى. يخلص الكثير من المسلمين إلى هذا الاستنتاج استناداً إلى خطابه الإسلامي الحماسي. ولكن أفعال المدافع المزيف عن الأمة تعلو فوق كلماته.

من خلال النظر إلى الأخبار المذكورة أعلاه، والتي تفصل بينها ثلاثة أيام فقط، يمكننا استخلاص الاستنتاجات الواضحة التالية: أولاً، يتعاون أردوغان بشكل صريح في المجال الاقتصادي مع أعداء الأمة، منهم من هو محتل لأرض الإسراء والمعراج، والآخر مسؤول عن مذبحة استمرت عشر سنوات لمسلمي الشام. ثانياً، على الرغم من انتقاداته لكيان يهود بشأن جرائمه الأخيرة في فلسطين، يتاجر أردوغان معه في الوقت ذاته.

بالنسبة لإيران، وعلى الرغم من جرائمها البشعة في الشام، وكذلك الخطاب المتكرر من أردوغان الذي يدين إيران، فإنه يسعى في الوقت ذاته إلى تعزيز العلاقات الاقتصادية معها. علاوة على ذلك، وبالرغم من الخطاب القاسي، تدعم تركيا خطة الدولتين الأمريكية في فلسطين، الأمر الذي يعزز من احتلال أرض الإسراء والمعراج.

أكثر من ذلك، يُغذى أردوغان وحكومته مباشرةً من يد العدو الأول للأمة الإسلامية، أمريكا، التي تمنح تركيا الحق في شراء الأسلحة الأمريكية كمكافأة لتعزيز المصالح الأمريكية، من خلال توسع الناتو بضم السويد. قد يقول البعض إن أردوغان يرغب في هذه المرحلة في جعل تركيا قوية، ليبدأ بعد ذلك، بأيدي تركيا القوية، في حماية المسلمين حول العالم وحتى إعلان الخلافة.

لا شك أن مثل هذا الزعم ليس سوى حلم لأولئك الذين خُدعوا بالخطاب الجذاب. في حياة رسول الله ﷺ، لا نجد أنه ﷺ قبل بالسلطة المحدودة بقوانين الكفر، ثم نفذ تدريجياً قانوناً من الشريعة على مدار عقود. بل على العكس، عندما وافق قادة قبيلة بني عامر بن صعصعة على منحه ﷺ السلطة الكاملة، مقابل أن يحيد عن الشريعة في حكم واحد فقط، أي أن يعود الحكم بعد وفاة النبي محمد ﷺ إليهم، فقد تلقوا رفضاً قاطعاً.

هذا المثال كافٍ وحده لإقناعنا بأن فكرة التطبيق التدريجي للإسلام هي فخ من الغرب العلماني، الذي يريد غرس أفكار العلمانية في الأمة الإسلامية. ﴿أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فضل أمزاييف

رئيس المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير في أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı