أفسحوا المجال للمخلصين فقد ذاق أهل مصر من رأسماليتكم ما يفوق الاحتمال
أفسحوا المجال للمخلصين فقد ذاق أهل مصر من رأسماليتكم ما يفوق الاحتمال

  الخبر: نقلت بوابة الشروق السبت 2022/10/4م، أن الرئيس المصري قال إن المعركة ضد الإرهاب تشهد تحقيق نجاحات كبيرة جدا، وأضاف في كلمته خلال فعاليات الندوة التثقيفية للقوات المسلحة الـ36 "إرادة وطن"، بمناسبة ذكرى انتصارات أكتوبر، اليوم الثلاثاء: "الشعب المصري تحمل في الفترة من 1967 لـ1982 الكلفة والتضحيات اللي قدمتها الدولة علشان تتجاوز أزمتها..

0:00 0:00
Speed:
October 07, 2022

أفسحوا المجال للمخلصين فقد ذاق أهل مصر من رأسماليتكم ما يفوق الاحتمال

أفسحوا المجال للمخلصين فقد ذاق أهل مصر من رأسماليتكم ما يفوق الاحتمال

الخبر:

نقلت بوابة الشروق السبت 2022/10/4م، أن الرئيس المصري قال إن المعركة ضد الإرهاب تشهد تحقيق نجاحات كبيرة جدا، وأضاف في كلمته خلال فعاليات الندوة التثقيفية للقوات المسلحة الـ36 "إرادة وطن"، بمناسبة ذكرى انتصارات أكتوبر، اليوم الثلاثاء: "الشعب المصري تحمل في الفترة من 1967 لـ1982 الكلفة والتضحيات اللي قدمتها الدولة علشان تتجاوز أزمتها.. هل الشعب مستعد يتحمل دلوقتي ولا هنيجي دلوقتي وراء الشائعات والأكاذيب اللي بتتقال كل يوم"، وتابع: "والله الشائعات دي ولا بتخوفني ولا بتقلقني لأني بقول دايما إن الله بالغ أمره.. مفيش حاجة هتتعمل غير بإرادة ربنا.. إحنا مؤمنين بالله وراضين بقدره.. ونسعى للبناء والتنمية والتعمير وتغيير حياة الناس للأفضل بأمانة وشرف بعيدا عن ألاعيب السياسة".

التعليق:

فشل النظام المصري لا يخفى على أحد وتفاقم المشكلات وتداعي الأزمات أكبر من أن يحتمل، ولم يعد النظام يملك ما يسوقه للناس مبررا فشله في علاج مشاكلهم، فكان أخيرا الإقرار بوجود الأزمات وكونها ناتجاً طبيعياً لما يعانيه العالم من حروب ونزاعات وأزمات، وأن النظام المصري رغم هذا يسير نحو التنمية وبناء الجمهورية الجديدة، ولهذا فعلى الشعب الالتفاف حول قيادته وتحمل الأزمة ودفع فاتورة التنمية!

يصدر مثل هذا الكلام من نظام يفرط وبسفهٍ في إنفاق أموال الناس وما يستجديه من قروض إما على بنية تحتية تخدم عاصمة الأشباح التي يبنيها أو لخدمة بطانته من النخب الحاكمة أو لبناء قصور وشراء طائرات رئاسية جديدة وفخمة كان آخرها تلك التي قيل إن ثمنها نصف مليار دولار والتي تتكلف ساعة تشغيلها حوالي 13 ألف دولار! ثم يخرج علينا مطالبا مَن لا تتجاوز رواتبهم مائتي دولار في الشهر بالصبر والتحمل، ويعدهم بمزيد من التقشف لتجاوز المرحلة الراهنة، بينما هو من أوصل الناس لهذه الحالة برهن البلاد للغرب وتمكينه من نهب ثرواتها ومقدراتها!

إن مصر لم تكن لتعاني من حرب أوكرانيا ولا من رفع أمريكا سعر الربا ولم تكن لتتأثر بما يعانيه الغرب من أزمات لو لم تكن مرتبطة بالغرب اقتصاديا ولو لم يكن يحكمها النظام الرأسمالي العفن، فسبب الأزمة الحقيقي هو النظام الرأسمالي وأدواته من الحكام العملاء وبطانتهم الفاسدة، ولا علاج إلا باقتلاعهم أولا من جذورهم وتطبيق الإسلام بمشروعه الحضاري المتكامل ونظامه القادر على النهوض بالبلاد نهضة حقيقية يلمسها الناس من اليوم الأول. فيكفي توقف جباية أموال الناس بالضرائب والجمارك وغيرها، وبيعهم ما هو مملوك لهم من غاز وكهرباء ومياه حتى يشعروا بالفرق بين الإسلام وبين الرأسمالية، فما بالك عندما يتوقف نهب الغرب وشركاته الرأسمالية لثروات الأمة من نفط وغاز وذهب ومعادن وغيرها وعودة تلك الثروات للناس في صورة خدمات وأموال؟ وما بالك لو شقت الدولة قنوات وحفرت آبارا ومهدت طرقا توصل المياه للأراضي الصالحة للزراعة وأوجدت فيها كل الخدمات وأرفقتها بمناطق صناعية وأسواق، كيف سيكون حال الناس وكيف ستتغير حياتهم؟ إن ما نقوله ليس بدعا ولا منحة من الدولة بل هو واجبها تجاه رعاياها.

إن أهل مصر قد تحملوا كثيرا ويستطيعون التحمل، ولكن إلى متى ولماذا يتحملون؟ هل حتى تمتلئ بطون الحكام وخزائنهم وحتى يستمر نهب الغرب لثرواتهم برعاية وحماية حكامهم؟!

أيها المخلصون في جيش الكنانة! إنكم أعلم الناس بفساد هذا النظام ورأسه ومنفذيه، يشهد على ذلك ما يمنحكم من رواتب ومميزات رشوة يضمن بها صمتكم ويأمن جانبكم ويشتري ولاءكم، وهي أقل بقليل من حقوقكم الفعلية في ثروات مصر وخيراتها الهائلة، فلا تستبدلوا بما أحله الله لكم سحت الحكام الذي يذهب بكم وبأولادكم إلى جهنم، واخلعوا عن أعناقكم طوق هذا النظام واقطعوا كل ما يصلكم به من حبال وانحازوا لأهلكم وحققوا طموحهم في عيش كريم لا يحققه فعلا إلا الإسلام ودولته الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فكونوا أنتم أنصارها وأعيدوا سيرة أنصار الأمس بنصرة العاملين لإقامتها على حقيقتها؛ دولة هدى ونور، عسى الله أن يفتح بكم ويتمّ عليكم نعمته وفضله فتكون مصر بكم مصر المنورة درة تاج الخلافة ونقطة ارتكازها، اللهم عاجلا غير آجل.

﴿وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سعيد فضل

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı