افتتاح كأس العالم في قطر حقائق تتضح
افتتاح كأس العالم في قطر حقائق تتضح

  الخبر: منذ 20 الشهر الجاري والإعلام العربي والغربي بلا استثناء يتحدث عن افتتاح كأس العالم لكرة القدم 2022 في قطر. وربما كان الإعلام الغربي يستغل الحدث للسخرية والتعبير عن عنصريته المعتادة في عدة مواقف، لكن ليس هذا ما يهمنا من الحدث، بل سنتطرق لنقاط أهم بكثير.

0:00 0:00
Speed:
November 26, 2022

افتتاح كأس العالم في قطر حقائق تتضح

افتتاح كأس العالم في قطر حقائق تتضح


الخبر:


منذ 20 الشهر الجاري والإعلام العربي والغربي بلا استثناء يتحدث عن افتتاح كأس العالم لكرة القدم 2022 في قطر. وربما كان الإعلام الغربي يستغل الحدث للسخرية والتعبير عن عنصريته المعتادة في عدة مواقف، لكن ليس هذا ما يهمنا من الحدث، بل سنتطرق لنقاط أهم بكثير.

التعليق:


1. لم يألُ الإعلام العربي سواء الرسمي أو الخاص بجميع أطيافه، جهداً، للتعبير عن الفرحة العارمة بما قامت به قطر من جهود امتدت لاثنتي عشرة سنة للتجهيز لهذا الحدث. فمشاهد البيت على شكل خيمة، وقراءة آية قرآنية في البداية، واستضافة الدعاة المعروفين وما ظهر من دخول مئات الأفراد في الإسلام حتى قبل بدء المونديال رسمياً، وإضاءة الشعلة من لاعب على ظهر حصان، والسيوف التي جرى استعراضها والرقص بها؛ كلها أثارت عواطف العامة وذكرتهم بتاريخ مجيد يتوقون له، فخلطوا بين الشوق للنهضة والعودة لاقتعاد ذرى المجد، وبين هذا الخلط الذي جمع مظاهر بسيطة لتراث إسلامي مع نمط عيش غربي وطراز حضاري يخالف الإسلام ويناقضه، بل ومع ما حدث من أحداث كوجود الشواذ والراقصات والملحدين في هذا البلد المسلم بكل راحة يعبرون عن عقائدهم وكفرهم، فقد غفلت الغالبية عن رسالة النظام القطري وانشغلوا بمظاهر براقة أخفى تحتها خبثه ومكره.


2. نشرت الجزيرة نت تقارير عدة حول الحدث، محتفية به وتروج له كإنجاز قطري عربي. لكن هذه التقارير لو تأملها المسلم وهو ينظر بمنظار الوحي، لأبصر ما فيها من خبث ومكر لهذه الأمة. فقد ورد في تقرير: (وقد ركز هذا الحفل على موضوع الوحدة والشمولية. وقال أمير الدولة صاحبة الضيافة الشيخ تميم بن حمد آل ثاني وهو يفتتح هذا الحدث العالمي الكبير "من قطر ومن العالم العربي أرحب بالجميع في مونديال 2022". وذكر الشيخ تميم أيضا "كم هو جميل أن يتمكن الناس من تنحية ما يفرقهم جانبا للاحتفال بتنوعهم وما يجمعهم معا"). انتهى. فهذه هي الرسالة التي يريد حاكم قطر إيصالها: الوحدة بين الجميع رغم اختلافاتهم، وشمول كل هذا التناقض.


3. رسالة النظام القطري: الوحدة بين المسلمين من أهل البلد ومن جاورهم من شعوب مسلمة، وبين من جاءهم من يهود ونصارى وبوذيين وملحدين. وما العرض الذي جرى تقديمه بين نجم هوليوود مورغان فريمان على أرض ملعب البيت إلى جانب القطري غانم المفتاح، إلا رسالة توصل هذه المعاني، ولمن لا يعرف من هو مورغان فيكفيك أنه ملحد حقق شهرة واسعة من أعمال أهمها فيلمان تقمص فيهما شخصية الإله حسب المفهوم الغربي عنه. فهل الوحدة مع مورغان وأمثاله هي ما يريده حكام قطر؟!


4. تضمنت فقرات الافتتاح عروضاً مسرحية لرجال ونساء يرتدون زياً موحداً وهو فساتين بألوان غريبة، وتحتها كتبت الجزيرة: "هدف حفل الافتتاح نشر رسالة الوحدة والاحترام والقبول بالجميع". فهل القبول بالجميع يتضمن قبول الشواذ والسيداويين والمتحولين جنسيا؟!


5. إن أخطر أفكار يعمل الغرب على مهاجمة الأمة بها في هذه الفترة هي دين الإنسانوية، والجندر، والقبول بالإسلام الوسطي مقابل الإسلام السياسي. فكلها أفكار تروج لنبذ الإسلام كوحي من السماء هو وحده الحق ويجب تطبيقه في دولة تحمله للعالم رسالة هدى ونور، وتجعله مجرد ملة يتبعها أهلها كخيار شخصي، ليست حقاً ولا باطلاً، هو دين عفا عليه الزمن بزعمهم، مثله مثل غيره، المسلم يعبد الله والنصراني يعبد الثالوث والهندوسي يعبد بقرة، وكلهم سواء ويساويهم من لا يعبد شيئاً وينكر الدين كله، الحرية مطلقة فلك أن تؤمن أو تكفر، تبقى كما خلقك ربك أو تغير جنسك البيولوجي، ليس هناك حق ولا باطل، كلها خيارات مطروحة على طاولة صنعها الغرب ويريد تصديرها لنا، وقطر عبر كأس العالم تروج لهذه الطاولة وتدعو المسلمين للاقتراب والمشاهدة وحتى تحية المجتمعين على طاولة الفجور.


6. بقيت نقطة أخيرة، وهي وجود الدعاة الذين نظن بهم خيراً في هذا الحدث لاستغلاله للدعوة لدين الله، ودخول مئات الأفراد في الإسلام. فأقول وبالله الاستعانة: إن دخول المئات في الإسلام في قطر هو خير عميم، لو سلم من فتنة نشر كل هذا المنكر لملايين المسلمين ممن حضره وشاهده عبر الإعلام. إن وجودكم أيها العلماء ممن نحسبكم على خير هو مما ساهم في تهييج مشاعر المسلمين حول العالم وانبهارهم بقطر ونظامها العميل الذي أجرم بحق الأمة في مواطن كثيرة ليس آخرها كأس العالم. وإن حرمة دم المسلم كما تعلمون هي أعظم عند الله من حرمة الكعبة، فكيف ترضون أن تكونوا سهماً يستغله العدو ليضرب به في صدر الأمة وهو يروج لمنكره متستراً بوجودكم في هذا الحدث؟! كيف ترضون أن يتستر عدوكم بكم ليفتن جموع المسلمين حول العالم ويمرر لهم فكراً خبيثاً نجساً؟!


7. إن دخول الناس في دين الله أفواجاً هو مطلب الأمة لكن سبيله معلوم وهو تطبيق الإسلام في الأرض عبر دولة الخلافة. دولة تطبقه وحده وتجعل لله السيادة وللمسلمين السلطان. فالإسلام يعلو ولا يُعلى عليه، ولا يقبل أن يتمازج مع أي باطل سواه. وسورة الكافرون تنطق بالبراء من أي كفر وباطل. والله سبحانه جعل الناس شعوباً وقبائل ليتعارفوا، لكنه جعل الأفضلية والتمايز لأهل التقوى، ولم يترك هذا التعارف مفتوحاً لمجرد القيام بنشاط ترفيهي يلتقي فيه أهل الباطل وهم يفاخرون بباطلهم مع أهل الحق وهم يمارونهم فيه.


﴿فَذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ﴾

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
بيان جمال

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı