أغلال أنظمة التجارة الحرّة على حدود الأراضي الإسلامية
أغلال أنظمة التجارة الحرّة على حدود الأراضي الإسلامية

الخبر:   في أوائل تشرين الأول/أكتوبر، المدّعي العام برهان الدين زار مقاطعة جزر رياو، وهي منطقة حدودية في إندونيسيا. وطلب أن يكون للملاحقة القضائية في قضايا المخدّرات والاتجار بالبشر في جزر رياو تأثير رادع للجناة في منطقة جزر رياو (كيبري). وطالب بإمكانية تعظيم الأحكام. نقل هذا عن طريق سانت برهان الدين أنه يريد اتخاذ إجراءات قانونية تتعلق بظهور الجرائم العابرة للحدود، مثل الصيد غير المشروع، والاتجار بالبشر، وتهريب البضائع والمخدرات، لقضايا التصدير والاستيراد. ...

0:00 0:00
Speed:
November 06, 2022

أغلال أنظمة التجارة الحرّة على حدود الأراضي الإسلامية

أغلال أنظمة التجارة الحرّة على حدود الأراضي الإسلامية

(مترجم)

الخبر:

في أوائل تشرين الأول/أكتوبر، المدّعي العام برهان الدين زار مقاطعة جزر رياو، وهي منطقة حدودية في إندونيسيا. وطلب أن يكون للملاحقة القضائية في قضايا المخدّرات والاتجار بالبشر في جزر رياو تأثير رادع للجناة في منطقة جزر رياو (كيبري). وطالب بإمكانية تعظيم الأحكام. نقل هذا عن طريق سانت برهان الدين أنه يريد اتخاذ إجراءات قانونية تتعلق بظهور الجرائم العابرة للحدود، مثل الصيد غير المشروع، والاتجار بالبشر، وتهريب البضائع والمخدرات، لقضايا التصدير والاستيراد.

في غضون ذلك في أيلول/سبتمبر الماضي، أفادت التقارير أن شرطة رياو (البر الرئيسي) تمكنت مع شرطة دوماي من القبض على 16 عصابة مخدرات مشتبه فيها بما يصل إلى 203 كيلوغرامات من الميثامفيتامين الكريستالي و404491 حبة إكستاسي في 4 أيام فقط (11-14 أيلول/سبتمبر 2022). هذا هو أكبر إنجاز حققته شرطة رياو في الكشف عن قضايا المخدرات.

التعليق:

يُظهر عدد القضايا الجنائية المتعلقة بالمخدرات والتهريب والاتجار بالبشر في المناطق الحدودية الإندونيسية ضعف الدفاع عن الحدود في أكبر بلد إسلامي. يعتبر صعود الجهات الفاعلة النقابية وعصابات الجريمة في المناطق الحدودية مؤشراً على ضعف دفاع الدولة في المناطق الحدودية الخارجية. في حين إنّ الساحل الشرقي لسومطرة معرّض بشكل كبير لسلسلة تجارة المخدرات التي تنشأ من منطقة الهند الصينية مع مسار سلسلة التوريد من نهر ميكونغ إلى مضيق ملقا. ناهيك عن وجود عصابات تهريب من كمبوديا وفيتنام.

إن وجود عصابات المخدرات السرية وعصابات الاتجار بالبشر، يستفيد أيضاً من إنشاء منطقة التجارة الحرة في جزر باتام وبنتان وكريمون، والتي تتطلب دخولاً سهلاً للبضائع المستوردة، حتى البضائع غير المشروعة إلى الأراضي الإندونيسية، بالإضافة إلى التضاريس الأرخبيلية التي تتيح تهريب العديد من موانئ الفئران. بدأ كل هذا باسم الاستثمار والتجارة منذ عام 2006، وأبرمت إندونيسيا وسنغافورة اتفاقيات مشتركة لمنطقة التجارة الحرة في باتام وبنتان وكريمون، في حين إن سنغافورة تُعرف بأنها شريك وثيق لأمريكا وكيان يهود. وهي عدوانية جدا في تنفيذ الغزوات الاقتصادية والثقافية للمنطقة المحيطة.

إن الأمل في التأثير الرادع على العديد من الجرائم على الحدود، هو نفسه مثل أسوأ ما فاته القمر، إذا لم يكن لدولة ما رؤية ونموذج قوي وصحيح في حراسة حدودها بسبب خضوعها لأنظمة التجارة في منظمة التجارة العالمية والجاتس، وضعف موقفها التفاوضي ضدّ دول الكفار. من المؤكد أن التأثير الرادع غير كافٍ من خلال الخطوات العلاجية النهائية مع عقوبات إدارية فقط، ولكن هناك حاجة أيضاً إلى خطوات استراتيجية من الأصل، أي تطبيق سياسة التجارة الإسلامية الصحيحة والسياسة الخارجية الإسلامية التي من شأنها تحسين موقف إندونيسيا التفاوضي في أعين الدول الأجنبية.

في الواقع، يقدّم الإسلام مؤشراً صارخاً على فشل إدارة الحدود مع حرية الكفار في التحرك بحرية في الأراضي الإسلامية لممارسة نفوذهم والاستيلاء على ثروات الناس. ﴿لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِي الْبِلَادِ مَتَاعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ﴾.

تتفاقم حالة اليوم بسبب الانقسام الهائل للأمّة من خلال مفهوم القومية ونظام الدولة القومية. تتلاشى صورة كيفية إدارة الشريعة الإسلامية للحدود اقتصادياً ودفاعياً. وبطبيعة الحال، فإن الحالة الجيوسياسية للأمة وصلت إلى أدنى مستوياتها في تاريخ الحضارة الإسلامية. على الرغم من أن الإسلام لديه أحكام خاصة فيما يتعلق بالمناطق الحدودية وكيف يجب أن تحميها المؤهلات البشرية.

يختلف النموذج الإسلامي بشكل لافت للنظر عن الغرب من حيث ترسيم حدود الدولة. إن سيادة أي بلد لا تعتمد فقط على الإقليمية لبلد ما، ولكن على تطبيق أحكام الله وضمانات أمن الدولة، ونتيجة لذلك، تصبح المناقشات الإقليمية ديناميكية ومرنة للغاية، بل يقال إن دم المجاهد يحدد حدود بلاد المسلمين.

نحن بحاجة إلى دولة تتبنى رؤية حدودية قوية ونموذجاً لا يأتي إلاّ من الإسلام، ولا يمكن تنفيذه إلاّ في ظل الخلافة على منهاج النبوة. وبهذه الطريقة، ستضع الخلافة الأفضل للأمة على الحدود لأن الإسلام يتطلب أيضاً أفضل المؤهلات لحرس الحدود، الذين سيكونون قادرين على مواجهة العدو وإخافته. لأن المناطق الحدودية هي مناطق احتكاك مع الخارج، وهي تعمل كقاعدة لنشر الحضارة عندما تكون في ذروة قوتها ونقاط عبور لقوات العدو عندما تكون ضعيفة. يطالب الإسلام بأفضل الصفات البشرية بإيمانهم، ووعيهم بالفضاء، وحدّة عيون النسر التي تحرس الحدود.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِيْنَ آمَنُوا اصْبِرُوْا وَصَابِرُوْا وَرَابِطُوْا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُوْنَ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فيكا قمارة

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı