أهل كشمير مجرد بيادق شطرنج بالنسبة لأمريكا في المنطقة
أهل كشمير مجرد بيادق شطرنج بالنسبة لأمريكا في المنطقة

غرقت إدارة الاحتلال الهندي في كشمير مؤخرًا في أسوأ أعمال عنف لم تشهدها المنطقة منذ عدة سنوات، حيث اندلعت مواجهات دامية بين المتظاهرين وقوات الاحتلال في أعقاب مقتل أحد الشباب من قادة المسلحين يحظى بشعبية واسعة، وقد تم حظر التجول لاحتوائها.

0:00 0:00
Speed:
September 09, 2016

أهل كشمير مجرد بيادق شطرنج بالنسبة لأمريكا في المنطقة

أهل كشمير مجرد بيادق شطرنج بالنسبة لأمريكا في المنطقة

الخبر:

غرقت إدارة الاحتلال الهندي في كشمير مؤخرًا في أسوأ أعمال عنف لم تشهدها المنطقة منذ عدة سنوات، حيث اندلعت مواجهات دامية بين المتظاهرين وقوات الاحتلال في أعقاب مقتل أحد الشباب من قادة المسلحين يحظى بشعبية واسعة، وقد تم حظر التجول لاحتوائها.

التعليق:

إنّ الاستخدام المفرط للقوة من جانب قوات الاحتلال الهندية لإسكات أهل كشمير هو وصمة عار على جبين الديمقراطية الزائفة في الهند، وتضاف هذه الجريمة إلى سلسلة جرائم الدول الديمقراطية التي تذبح المسلمين وتنهب ثرواتهم باسم الحرية.

إنّ بطش قوات الاحتلال الهندية بأهل كشمير ليس جديدًا، فقد دأبت الهند عبر السنين على استخدام العنف بشكل روتيني وبأخذ تدابير خارج نطاق القضاء لقمع أي شكل من أشكال المعارضة لإخضاع الشعب الكشميري.

من أسباب استخدام الهند للقوة المفرطة هو تخوفها من أمرين اثنين، هما:

أولًا: إن أهل كشمير ليسوا حركة انفصالية فقط، فهناك نحو عشرين حركة انفصالية في الهند تطمح للانفصال عنها، ولكن تعد المشاعر الانفصالية في كشمير الأكثر خطورة على الدولة الهندية، لذلك تحشد الهند نسبة كبيرة جدًا من القوات المسلحة الهندية لقمع المعارضة في كشمير، كما تتخوف الهند من تقديم أية تنازلات لأهل كشمير، فهي تعتقد أن أية تنازلات تقدمها لهم ستشجع الجماعات الانفصالية الأخرى، وبالتالي تتعرض الهند إلى تهديد إقليمي.

ثانيًا: تؤكد الهند بشكل علني ​​على فكرة أن لباكستان يداً في إذكاء مشاعر الاستياء في كشمير وتتهمها بتدبير حالة التمرد فيها، إنه وإن كان لهذه النظرة وجه صحيح، ولكن هذا لا ينفي وجود ظلم كبير يعاني منه سكان كشمير على مدى السنوات الـ70 الماضية على يد الحكومات الهندية المتعاقبة.

لكن باكستان تتدخل في كشمير بناء على طلب من أمريكا فقط، فقد استغلت باكستان أهل كشمير لتحقيق الأهداف الأمريكية، وقد كان الغرض من انتفاضة كشمير في أواخر ثمانينات القرن الماضي هو تدويل القضية وإضعاف الاقتصاد الهندي، وبذلك كانت أمريكا قادرة على التدخل في الشؤون الداخلية للهند عبر الأمم المتحدة ومن خلال صندوق النقد الدولي.

إن الهدف من هذه الانتفاضات الأخيرة هو إعادة إطلاق عملية تطبيع العلاقات بين الهند وباكستان، ووضع حجر الأساس لتسوية على المقاس الأمريكي في كشمير بعد الانتخابات الرئاسية الأمريكية، فأمريكا تتطلع إلى علاقات سلمية بين نيودلهي وإسلام أباد، حتى تتمكن الهند التي أصبحت تحت هيمنة الولايات المتحدة من مواجهة نفوذ عدو أمريكا، الصين.

بصرف النظر عن خيانة نواز شريف وبعض قادة حركات المقاومة الكشميرية وتآمرهم مع (مودي)، فإن معظم الناس غافلون عن دور أمريكا في إثارة المعارضة لتحقيق مصالحها في شبه القارة الهندية، كما استطاعت أمريكا إخفاء خططها الملتوية من خلال استغلال الانقسامات بين الهند وباكستان، ولو كانت الهند موحدة لكان من الصعب على أمريكا استغلال هذه المشاعر! الأهم من ذلك هو أنه لو حُكم المسلمون بالإسلام، لما احتاج أهل كشمير والأقليات الأخرى إلى الدعوة إلى الانفصال.

للحيلولة دون استغلال أهلنا في كشمير، يجب على المسلمين في كل من الهند وباكستان العمل معًا من أجل إعادة توحيد شبه القارة الهندية تحت الحكم الإسلامي، من خلال إقامة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة، وعندها فقط تتوقف إراقة الدماء ويعمّ السلام في شبه القارة الهندية.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد المجيد بهاتي – باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı