أهذا وقت النهوض والارتقاء أم أنه زمن السقوط من جديد؟
أهذا وقت النهوض والارتقاء أم أنه زمن السقوط من جديد؟

صرح وزير الخارجية خواجا محمد عاصف يوم الاثنين بأن باكستان أوقفت المحادثات والزيارات الثنائية مع أمريكا كعلامة احتجاج على التهجم اللاذع المعادي لباكستان الذي أقدم عليه الرئيس الأمريكي دونالد ترامب مؤخرا.

0:00 0:00
Speed:
September 01, 2017

أهذا وقت النهوض والارتقاء أم أنه زمن السقوط من جديد؟

أهذا وقت النهوض والارتقاء أم أنه زمن السقوط من جديد؟

(مترجم)

الخبر:

صرح وزير الخارجية خواجا محمد عاصف يوم الاثنين بأن باكستان أوقفت المحادثات والزيارات الثنائية مع أمريكا كعلامة احتجاج على التهجم اللاذع المعادي لباكستان الذي أقدم عليه الرئيس الأمريكي دونالد ترامب مؤخرا.

ونقلت المصادر عن الوزير تصريحه أمام مجلس الشيوخ الذي جعل من نفسه لجنة قبل انعقاد دورته العادية الذي صرح فيه بأن باكستان أخذت الملاحظات النارية على محمل الجد. (الفجر، 2017/08/29)

التعليق:

أدى انتشار خطاب ترامب فيما يتعلق بالسياسة الأمريكية في جنوب آسيا إلى احتجاجات دبلوماسية واحتجاجات في الشوارع في المدن الكبرى من الأحزاب الإسلامية والسياسية. وقد لقيت هذه التصريحات غضبا واستياء شديدين من قبل الحكومة وأحزاب المعارضة.

ألقى ترامب باللوم على باكستان حين قال "نحن ندفع مليارات ومليارات الدولارات لباكستان، لكنها في الوقت ذاته تؤوي (الإرهابيين) الذين نقاتلهم". وحذر أيضا من أنه "لا يمكن لأي شراكة أن تبقى على قيد الحياة في ظل إيواء مسلحين و(إرهابيين) في البلاد يستهدفون أعضاء الخدمة والمسؤولين الأمريكيين. حان وقت إظهار باكستان التزامها بالحضارة والنظام والسلم". وكان الرد على وجه العموم من قبل أنصار باكستان والسياسيين الباكستانيين بتقديم قائمة تسرد جميع الخدمات التي قدمتها باكستان ويلقون باللائمة على الأفغان.

فقد دافع إحسان إقبال وزير الداخلية عن سياسة باكستان قائلا "إن باكستان ملتزمة تماما بالقضاء على (الإرهاب) ولا يمكن لبلد آخر أن يساوينا من حيث عدد التضحيات التي قُدمت في الحرب ضد (الإرهاب)".

ومن جهة أخرى، قال وزير الخارجية خواجا عاصف إنه يتعين على أمريكا الامتناع عن توجيه اللوم لباكستان على 16 عاما من فشلها في أفغانستان. وأضاف "استخدمت أمريكا باكستان كحليف لها، ولكن باكستان عانت من خسائر لا تطاق في الحرب على (الإرهاب). وإذا ما كانت أمريكا لا تثق بباكستان فإنه يتعين عليها القيام باستعدادات لإعادة اللاجئين الأفغان الذين تستضيفهم باكستان منذ حوالي 35 عاما".

وفي تتمة لتصريحات عاصف قال: "نريد أن نزيل سوء الفهم مع الولايات المتحدة من خلال الحفاظ على هذه العلاقة". وادعى بأن أكثر من 90% من الهجمات التي حصلت في باكستان جاءت من أفغانستان وواصل المطالبة بالمساعدة الأمريكية في إقامة سياج حدودي.

إن ردة فعل دولة مبدئية قوية ستكون واضحة بل واضحة جدا. لكن باكستان للأسف بلاد مستعمرة والحكام فيها في حالة من الاستعمار الفكري المطلق. فهم لا يستغلون أي فرصة سياسية أو استراتيجية؛ بل إنهم لا يستطيعون حتى رؤيتها! وقد تسبب التحالف مع أمريكا من أجل الحرب على (الإرهاب) في سنوات من انعدام عظيم للأمن وانتحار سياسي. بِعْ نفسك للشيطان ومن ثم تقبّل تفوقه واحصل على لا شيء في المقابل!

إن مساندة باكستان لفشل السياسة الخارجية الأمريكية في أفغانستان كانت دائما موضع انتقاد، لكن عدم تفهم ترامب للأمر جعل الأمر تحت الأضواء. وقد صرفت باكستان النوايا الحسنة الأفغانية التي بُنيت خلال الاحتلال السوفيتي، بسبب قصر نظرها. أما الهند فقد اكتسبت ميزة استراتيجية فيما برز الفشل الأمريكي، حيث إن تدخلها في أفغانستان استغرق وقتا طويلاً جدا وتسبب بفشل محرج. ونتيجة لذلك، أضعفت باكستان دورها في المنطقة وتجد نفسها اليوم في نهاية لم تجن فيها إلا الاستياء الأفغاني والعداء الهندي والضغوط الأمريكية.

إن استجابة السياسيين والجيش بشكل عام لا تعطي أي أمل حقيقي للتغيير؛ فهي مجرد تنفيس عن الغضب، في محاولة لإثبات البراءة وتسليط الضوء على العبودية المخلصة.

آن الأوان للارتقاء إلى مستوى أكبر من التحدي. فباكستان لا تحتاج إلى أمريكا. ما تحتاجه باكستان هو إصلاح شامل للنظام، حيث سيقام حكم الله تعالى من خلال إقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة. وعندها ستُستعاد الروابط الحقيقية للأخوَّة مع أفغانستان وستُطرد أمريكا والهند من المنطقة على أنهما دولتان "حربيتان" لا تريدان السلام وإنما تتسببان بالفتنة فحسب. ووحدها الخلافة ما سيضمن الاستقرار والازدهار على الصعيدين الإقليمي والعالمي.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نادية رحمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı