احذروا تدمير أجيال المسلمين!
احذروا تدمير أجيال المسلمين!

  الخبر: في 12 نيسان/أبريل 2022، أقر مجلس النواب الإندونيسي قانون "القضاء على العنف الجنسي". وتنص المادة 1 على أن "العنف الجنسي هو أي فعل من أفعال الإهانة والهجوم أو أي أعمال أخرى ضد جسد الشخص أو الرغبة الجنسية أو الوظيفة الإنجابية، بالقوة، ضد إرادة شخص ما، ما يتسبب في عدم قدرة هذا الشخص على القيام بذلك. إعطاء الموافقة في حالة الحرية، بسبب علاقات القوة غير المتكافئة أو العلاقات بين الجنسين،

0:00 0:00
Speed:
May 21, 2022

احذروا تدمير أجيال المسلمين!

احذروا تدمير أجيال المسلمين!

(مترجم)

الخبر:

في 12 نيسان/أبريل 2022، أقر مجلس النواب الإندونيسي قانون "القضاء على العنف الجنسي". وتنص المادة 1 على أن "العنف الجنسي هو أي فعل من أفعال الإهانة والهجوم أو أي أعمال أخرى ضد جسد الشخص أو الرغبة الجنسية أو الوظيفة الإنجابية، بالقوة، ضد إرادة شخص ما، ما يتسبب في عدم قدرة هذا الشخص على القيام بذلك. إعطاء الموافقة في حالة الحرية، بسبب علاقات القوة غير المتكافئة أو العلاقات بين الجنسين، والتي تؤدي أو قد تؤدي إلى معاناة أو بؤس جسدي أو نفسي أو جنسي أو خسائر اقتصادية أو اجتماعية أو ثقافية أو سياسية". وفي 5 أيار/مايو 2022، دعا فنان مشهور في إندونيسيا "ديدي" زوجين مثليين (كلاهما رجال) ونشر على قناته بعنوان: "دروس لكونك مثلياً في إندونيسيا...". فانتقده الجمهور. ومع ذلك، قال الوزير المنسق للشؤون السياسية والقانونية والأمنية محمد محفوظ محمودين إن مجموعات المثليات والمثليين ومزدوجي الميل الجنسي ومغايري الهوية الجنسانية (LGBT) وكذلك أولئك الذين يبثون عروضها لم يحظرها القانون في إندونيسيا. وقال: "دعني أطرح عليك سؤالاً: ما هو رقم القانون الذي تريد التعامل معه مع ديدي والممثلين المثليين؟ قيم بانكاسيلا وهو أساس الدولة لم تصبح كلها قانوناً بعد. الآن لم يتم حظر LGBT ومذيعيهم بموجب القانون. إذن هذه ليست قضية قانونية" (2022/5/11). وقال شخص أطلقوا عليه اسم مثقف يدعى نذيرشاه حسين إن المثلية الجنسية أثناء الخلافة مسموح بها. واتهم الخليفة وليد بن يزيد بأنه مثلي.

التعليق:

1.        القانون المعنون "القضاء على العنف الجنسي" يبدو جيداً، لكنه كلمة حق أريد بها باطل. والسبب هو أن ما يسمى بالعنف الجنسي في القانون يكون إذا كان هناك إكراه، أما إذا تم الزنا طواعية فلا يصنف على أنه عنف جنسي. ويبدو أن هذا لإضفاء الشرعية على الزنا. من ناحية أخرى، فإن العنف الجنسي ضد الأولاد يرجع في الغالب إلى المثليين والمثلية الجنسية. لكن المشرعين يرفضون تنظيم الجرائم الجنسية والزنا واللواط أو السحاق في هذا القانون. وقد رفضوا رفضا قاطعا. يوضح هذا أن هذا القانون يميل أكثر إلى تقنين الزنا والعلاقات المثلية طالما يتم ذلك طواعية. لذلك، ليس من المستغرب وجود السلوك المثلي ويتم الترويج له.

2.        هذه السياسة تتعارض مع أحكام الشريعة الإسلامية القطعية. يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنَا إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلاً﴾ [الإسراء: 32] ويقول سبحانه: ﴿وَلُوطاً إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِينَ * إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ﴾ [الأعراف: 80-81]. وقال رسول الله ﷺ: «لَعَنَ اللَّهُ مَنْ عَمِلَ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ، لَعَنَ اللَّهُ مَنْ عَمِلَ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ، لَعَنَ اللَّهُ مَنْ عَمِلَ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ» (رواه أحمد).

3.        ويشير بيان الوزير إلى حقيقة القوانين الوضعية. حيث يُسمح حالياً بـLGBT لأنه لا يوجد قانون ضده، وهذا يعني أن LGBT يتم اعتباره وفقاً لأساس الدولة بانكاسيلا. ومع ذلك، إذا كان هناك قانون يحظره خلال عامين مثلا، فهذا يعني أنه في ذلك الوقت كان يُعتبر LGBT مخالفاً لأساس الدولة. لذا فإن القانون يتغير والحق يتغير، ولا يوجد يقين. وهذا يختلف عن الشريعة الإسلامية التي هي دائمة حتى أي وقت. قال الله تعالى: ﴿أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ﴾ [المائدة: 50].

4.        إن تصريح حسين هو فقط للتشكيك في النضال من أجل إقامة الخلافة. كثير من العلماء يشككون في هذا الاتهام. العلامة عز الدين بن الأثير من الذين لا يؤمنون بالإفراط في الاتهامات ضد الوليد، فقال: "وقد نزّه قومٌ الوليدَ مما قيل فيه وأنكروه ونفوه عنه، وقالوا: إنه قيل عنه ألصق به وليس بصحيح". ذكر ابن خلدون في تاريخ ابن خلدون: "ولقد ساءت القالة فيه كثيرا، وكثير من الناس نفوا ذلك عنه، وقالوا: إنها من شناعات الأعداء ألصقوها به". واتفق جميع المؤرخين على أن الخليفة الوليد بن يزيد اشتهر بانغماسه في روائع الدنيا ومتعها، لكن لم يخبر أحد منهم عن حالته المثلية غير الذهبي الذي ذكره بشك.

5.        وهذا يدل على أن هناك محاولة لتدمير أجيال من المسلمين من خلال الحضارة الغربية. وفي الوقت نفسه، يدرك المسلمون بشكل متزايد أن الحضارة الغربية كارثية وأن الحل هو تطبيق الشريعة الإسلامية كافة في ظل الخلافة على منهاج النبوة. ويحاولون جعل الناس يشككون فيها من خلال توجيه الشتائم إليه.

 

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد رحمة كورنيا – إندونيسيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı