"العبودية الحديثة" لم تعرفها البشرية إلا في ظل هذه الرأسمالية العفنة
"العبودية الحديثة" لم تعرفها البشرية إلا في ظل هذه الرأسمالية العفنة

في الصين بمدينة «شنتشن الكبرى» يقع مصنع فوكسكون، المصنع الرئيس لمنتجات شركة أبل، هذا المصنع وهو الأكبر في الصين، والأكثر إنتاجًا؛ لاعتماد شركة أبل الأمريكية في الأساس عليه لتجميع أجهزتها، ينتج عماله أرقامًا خيالية تصل إلى 137 ألف جهاز أيفون يوميًا، ما يعادل 90 جهازًا في الدقيقة الواحدة، وهو أيضا يواجه موجات مستمرة من الانتقادات والمخاوف من ظروف العمل السيئة التي دفعت العمال إلى الانتحار.

0:00 0:00
Speed:
August 17, 2017

"العبودية الحديثة" لم تعرفها البشرية إلا في ظل هذه الرأسمالية العفنة

"العبودية الحديثة" لم تعرفها البشرية

إلا في ظل هذه الرأسمالية العفنة

الخبر:

في الصين بمدينة «شنتشن الكبرى» يقع مصنع فوكسكون، المصنع الرئيس لمنتجات شركة أبل، هذا المصنع وهو الأكبر في الصين، والأكثر إنتاجًا؛ لاعتماد شركة أبل الأمريكية في الأساس عليه لتجميع أجهزتها، ينتج عماله أرقامًا خيالية تصل إلى 137 ألف جهاز أيفون يوميًا، ما يعادل 90 جهازًا في الدقيقة الواحدة، وهو أيضا يواجه موجات مستمرة من الانتقادات والمخاوف من ظروف العمل السيئة التي دفعت العمال إلى الانتحار.

«لن تنجح فوكسكون إلا على جثث العمال، كل عام ينتحر البعض منا، ويعتبرون الأمر عاديًا»... عامل بفوكسكون

ففي عام 2010 بدأ عمال خط التجميع بالمصنع في قتل أنفسهم احتجاجًا على قسوة ظروف العمل، في أرقام متضاربة، ليعلن مسؤولو الشركة عن 20 حالة انتحار، فيما يؤكد العاملون أنهم 40 حالة.

وفي عام 2012 اجتمع 150 عاملًا على سطح مبنى داخل المصنع، وهددوا بالقفز، حتى وعدتهم الإدارة ببعض التحسينات. ثم في عام 2016 قامت مجموعة أصغر بنفس الفعل، وفي شهر حزيران/يونيو 2017 اجتمع ثمانية عمال على سطح المبنى ذاته، وهددوا بالقفز ما لم تدفع لهم الإدارة أجورهم المتأخرة. (المصدر: ساسة بوست، 2017/08/13م)

التعليق:

في تحقيق أجراه صحفي للجارديان البريطانية، استطاع فيه الدخول إلى مصنع فوكسكون عبر مواسير صرف الحمامات، قال: إن هناك 1.3 مليون شخص في كشوف المرتبات لفوكسكون، يسكن منهم قرابة 450 ألف عامل بالمصنع (ما نتج عنه روائح نتنة في غرف النوم، وحشرات في الخزائن وتحت أغطية السرر القذرة)، والتقرير الأخير عن العاملين الذين تتولى شركة فوكسكون المسؤولية عنهم يقدرهم بـ 935 ألف موظف.

موظفون يعيشون في أحوال غاية في السوء، فهم يتقاضون أجورا متدنية مقابل العمل لساعات طويلة في اليوم (إذ يتم إنتاج 3000 هاتف خلال 10 ساعات مقابل 4 دولار في اليوم)، كما يتعرضون للإساءات اللفظية والبدنية (فيعاقب الموظف بالوقوف في زاوية لمدة 10 دقائق إذا جلس ليلتقط نفسه ولم يكمل دقيقة)، كما تمنع عنهم أجورهم بحجة التسبب في بعض الأضرار الطفيفة أثناء أدائهم عملهم.

في ظل قساوة ظروف العمل في هذا المصنع وما خفي أعظم لتصل النتيجة إلى انتحار بعض العمال، لا يمكننا استبعاد أن زمن العبودية ولّى، ولكن في الحقيقة هذه أكبر كذبة يمكن الاقتناع بها فهناك ما يزيد عن 36 مليون شخص حول العالم يعيشون في العبودية تحت مسمى "العبودية الحديثة"، وتعريف العبودية الحديثة وفقا لمؤشر العبودية العالمي لعام 2013، هو امتلاك أشخاص أو السيطرة عليهم بما يحرمهم حريتهم واستغلالهم لتحقيق ربح ما.

وفي آخر الإحصائيات تحتل الصين المرتبة الثانية بعد الهند، إذ تأتي الصين بنحو 2.9 مليون من ضحايا العبودية، تليها باكستان بنحو 2.1 مليون.

ومن خلال هذه الإحصاءات يتضح أن نسبة العبودية اليوم زادت أضعافاً عن نسبة العبودية قديما مع بعض الاختلافات، إذ كان العبد يُباع ويشترى ويوهب ويورث بالإضافة إلى تقييده بالسلاسل والتي تحولت في أيامنا هذه إلى سلاسل معنوية تتجلى بالفقر والعوز والجوع والبؤس.

ومع أن القيمين على هذه الإحصائيات والمنظمات التي تدّعي محاربة العبودية الحديثة، يُرجعون أسباب هذه العبودية إلى زيادة عدد السكان وإلى الاختلافات الاجتماعية والاقتصادية في العالم بالإضافة إلى الفساد الحكومي الذي تعاني منه معظم الدول، إلّا أنه غاب عن تصورهم أن السبب الأبرز بل الوحيد لعودة هذه الظاهرة الخطيرة على البشرية هو ظهور النظام العالمي الجديد والذي تمثل بالرأسمالية بعد غياب حكم الإسلام الذي قضى على كل أشكال العبودية قرابة 1400 عام، إلّا العبودية لله خالق السماوات والأرض وخالق الإنسان الذي كرّمه عن سائر المخلوقات، فكان دين الإسلام ديناً حافظ على إنسانية البشرية جمعاء.

فما دام الأسياد الرأسماليون موجودين ويُسيرون شؤون الحياة ويزيدون غنى على غنى فحتماً نحن أمام ظاهرة العبيد!! وما دام أرباب العمل وأباطرة شركات الحيتان تستغل أقوات الناس فحتماً نحن أمام ظاهرة العبيد!!

العبيد هم أولئك الأشخاص الذين يجدون أنفسهم مجبرين على الاشتغال ليبقوا على قيد الحياة دون أي أمل آخر رغم استغلال جهودهم والتحكم بآدميتهم وإنسانيتهم، في زمن سادت الليبرالية والعولمة، وقد غلّف مصاصو الدماء هؤلاء ووضعوا للعبودية طريقا ومكانا يبدو لامعا بعناوين مزيفة بالنعومة لينتهي المطاف بهم للانتحار.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رنا مصطفى

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı