الاحتفالات بالأيام العالمية لن تصلح فساد النظام الرأسمالي
الاحتفالات بالأيام العالمية لن تصلح فساد النظام الرأسمالي

ذكرت الجزيرة نت أنّ العالم يحيي اليوم الثلاثاء 01/12/2015 اليوم العالمي للإيدز تحت شعار "المضي سريعاً نحو القضاء على الإيدز"

0:00 0:00
Speed:
December 02, 2015

الاحتفالات بالأيام العالمية لن تصلح فساد النظام الرأسمالي

الاحتفالات بالأيام العالمية لن تصلح فساد النظام الرأسمالي

الخبر:

ذكرت الجزيرة نت أنّ العالم يحيي اليوم الثلاثاء 01/12/2015 اليوم العالمي للإيدز تحت شعار "المضي سريعاً نحو القضاء على الإيدز"، ويهدف الاحتفال هذا العام إلى تسريع وتيرة القضاء على الإيدز، حيث وصل عدد المستفيدين من توافر علاجات الإيدز إلى 16 مليون شخص، بينما انخفضت أعداد المصابين الجدد بنسبة 35% منذ عام 2000. ويندفع العالم على مسارٍ سريع للقضاء على الإيدز بحلول عام 2030 كأحد أهداف التنمية المستدامة، ويتطلب تحقيق هذا الهدف الاستثمار والالتزام والابتكار للتعجيل بالقضاء على الإيدز.

التعليق:

يحتفل العالم في الأول من كانون الأول/ديسمبر من كل عام باليوم العالمي للإيدز هذا اليوم الذي أصبح من أشهر الأيام الدولية المتعلّقة بالصحة حتّى إنّ برنامج الأمم المتحدة المشترك المعني بمرض نقص المناعة البشرية قد أخذ بزمام المبادرة في حملات هذا اليوم وقامت اللجنة التوجيهية لحملة اليوم العالمي للإيدز باختيار مواضيع لهذا اليوم وذلك بالتشاور مع المجتمع المدني والمنظمات والوكالات الحكومية المعنية بالتصدّي للإيدز كما لاقى الاهتمام الكبير من وسائل الإعلام بكل أنواعها فسالت الأحبار وكثرت الأخبار.

هو يوم عالمي آخر تحتفل به بلدان العالم فيقف الأمين العام بان كي مون ليوجّه رسالة - وهذه عادته توجيه رسائل لا حلول فيها -. رسائل يتعهّد فيها ويتعهّد هو ومنظّمته التي يمثّلها بإيجاد الحلول لمشاكل الإنسانية وهو في الواقع يعد الظمآن بالسراب.

فهل كُتِب على الإنسانية أن تصبح أيّامُها أيّاما عالميّة للقضاء على مشاكلها؟ هل لحل مشاكل المرأة لا بدّ من يوم عالميّ للعنف ضدّ المرأة؟ ولحلّ مشاكل الطفل علينا بيوم عالمي للطفل؟ كما أنّ المشكلة البيئية والمناخية لا بدّ لها من يوم عالمي؟ ولعلاج مشكلة صحية: علينا بيوم عالمي للتدخين؟ ويوم عالمي للإيدز؟ أهكذا تحلّ القضايا؟ هل وقف هؤلاء على الأسباب الرئيسية والجوهرية لهذه المشاكل؟ أم أنهم يرقّعون ما بلي ويحاولون إخفاء عوار نظامهم الر أسمالي وعجزه عن تقديم الحلول لمشاكل الإنسانية.

قالت المديرة العامة لليونسكو إيرينا بوكوفا في رسالة لها بهذه المناسبة إنّ عام 2015 هو العام الذي ينبغي فيه تحديد التقدم المحرز في وقف انتشار مرض الإيدز وفيروس نقص المناعة البشرية وسد الثغرات التي لا تزال في هذا المجال.

وذكرت بوكوفا أنه يجب الإقرار بأنّ التّقدّم المحرز كان متفاوتاً؛ إذ إنّه اقترن بإهمال المراهقين والشباب على وجه الخصوص، فهناك 26% من الفتيات و33% من الفتيان فقط ممن تتراوح أعمارهم بين 15 و19 عاماً يدركون تماماً كيفية انتقال فيروس نقص المناعة البشرية وكيفية الوقاية منه، ولا تزال الأمراض المتعلقة بالإيدز في أفريقيا المسبب الرئيسي للوفيات لدى المراهقين ولدى النساء في سن الإنجاب.

عمّ يبحثون؟ عن توعية الشباب والمراهقين بكيفية الوقاية من هذا المرض؟ يشجّعونهم من ناحية على ممارسة الفاحشة – وهي حسب رأيهم – حق من حقوق الشباب وهي حرية شخصية لا بدّ من احترامها ومن ناحية أخرى يرفعون الشعارات المندّدة بالزواج المبكّر!!! ما لهم كيف يحكمون؟ لا غرابة في ذلك وهم يستندون لمفاهيم خاطئة منبثقة عن نظام فاسد.

تحصل الإصابة بعدوى فيروس الإيدز(HIV) بعدة طرق أبرزها "الاتصال الجنسي" وهذا نتاج الحريات التي ينادي بها النظام الديمقراطي الرأسمالي الذي يطلق العنان لغرائز الإنسان ليلبيها دون ضوابط مما يرمي به في درك الحيوانية وينفي عنه ما ميزه الله به عن سائر الكائنات.

يقول عليه الصلاة والسلام: «يا معشر المهاجرين: خمس إذا ابتليتم بهن، وأعوذ بالله أن تدركوهن: لم تظهر الفاحشة في قوم قط، حتى يعلنوا بها إلا فشا فيهم الطاعون والأوجاع التي لم تكن مضت في أسلافهم الذين مضوا،...»

وها هم يعلنون الفاحشة ويطلقونها، وها هو الإيدز قد تفشى فيهم ومهما سعوا لمكافحته لن يفلحوا ومهما جعلوا من أيام للبحث في كيفية القضاء عليه وإصلاح ما فسد فسوف يفشلون لأنّ الأساس هشّ وخرب ولن ينتج عنه إلا الخراب والدّمار والأرقام والإحصائيات خير دليل على ذلك؛ فحتى نهاية 2014 كان 36.9 مليون شخص قد أصيبوا بالعدوى عالميا. وقالت منظمة الصحة العالمية إن جميع من أصيبوا بالمرض يتعين أن يحصلوا على الفور على عقاقير لمكافحة الفيروسات الارتجاعية.

ذكر الخبر أنّ أحد أهداف التنمية المستدامة السير قدما للقضاء على الإيدز بحلول عام 2030. والذي حدّدته عديد من المؤتمرات كموعد لتحقيق أهدافها وغاياتها.

فكم سيحفل هذا العام بالإنجازات وكم ستتحقق فيه من وعود ومعجزات: المساواة بين الرجل والمرأة 50/50 التي وعد بتحقيقها مؤتمر بكين والقضاء على الإيدز الذي قرّرته منظمة الأمم المتّحدة... عالم وردي سعيد لا هموم فيه ولا مآسٍ، يحيا فيه الإنسان وقد حلّت مشاكله اجتماعية كانت أم سياسية أم اقتصادية أم بيئية!! فإلى متى سيبقى هؤلاء ينسجون الأكاذيب ويخادعون العالم بهذه الوعود الزائفة التي لم ولن تتحقق؟؟!!

هذا هو حال الإنسان في ظلّ نظام لا يبحث إلا عن تحقيق المنافع والمصالح ويقصي شرع الله من حياة البشر فيسنّ قوانين لا تراعي طبيعتهم وما فطرهم الله عليه فصاروا يحيون عيشة ضنكا رغم سعي أصحاب هذا النظام والقائمين عليه إجراء عمليات تجميل بين الحين والحين على وجهه القبيح، ولكن يأبى الله سبحانه إلا أن يحبط أعمالهم ويكشف بهتانهم، ومهما حاولوا النيل من أبناء هذه الأمة فإنهم خاسرون وسيتم الله نوره وينصر دينه وسيعذبهم في الدنيا والآخرة.

﴿إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لا تَعْلَمُونَ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

زينة الصامت

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı