العلاقات العسكرية بين اليوم والأمس والأيام دول
العلاقات العسكرية بين اليوم والأمس والأيام دول

الخبر:   قال السفير الروسي لدى السودان، فلاديميرغيلتوف السبت إن موسكو والخرطوم تناقشان إقامة مركز إمدادات بحرية وليس قاعدة عسكرية على البحر الأحمر، وعند سؤاله عن اقتراح الرئيس السوداني بناء قاعدة عسكرية روسية، قال: الموضوع قيد الدراسة والتفاوض، كما صرح السفير الروسي أن المفاوضات حول شراء السودان لطائرات سو- 35 جارية بين البلدين على مستوى وزارتي الدفاع، مضيفا: شركاؤنا السودانيون يحتاجون إلى الأسلحة. (سبوتنيك الروسية، 9 حزيران/يونيو 2018م).

0:00 0:00
Speed:
June 13, 2018

العلاقات العسكرية بين اليوم والأمس والأيام دول

العلاقات العسكرية بين اليوم والأمس والأيام دول

الخبر:

قال السفير الروسي لدى السودان، فلاديميرغيلتوف السبت إن موسكو والخرطوم تناقشان إقامة مركز إمدادات بحرية وليس قاعدة عسكرية على البحر الأحمر، وعند سؤاله عن اقتراح الرئيس السوداني بناء قاعدة عسكرية روسية، قال: الموضوع قيد الدراسة والتفاوض، كما صرح السفير الروسي أن المفاوضات حول شراء السودان لطائرات سو- 35 جارية بين البلدين على مستوى وزارتي الدفاع، مضيفا: شركاؤنا السودانيون يحتاجون إلى الأسلحة. (سبوتنيك الروسية، 9 حزيران/يونيو 2018م).

التعليق:

تزايدت في السنوات الأخيرة وتيرة بناء وإقامة قواعد عسكرية، لدول الاستعمار الكبرى في عدد من الدول بمنطقة الشرق الأوسط، وسيراً وراء ما أقدمت عليه هذه الدول كانت زيارة الرئيس السوداني لروسيا في تشرين الثاني/نوفمبر 2017م، حيث فاجأ البشير المراقبين بسبب تصريحاته العدوانية ضد الإدارة الأمريكية، استدراراً لرضا روسيا، وقد عرض البشير لبوتين استضافة قاعدة عسكرية على البحر الأحمر، قائلا إن السودان يواجه "ضغوطاً كبيرة ومؤامرة من الولايات المتحدة"، وقال البشير حينها إن بلاده بحاجة إلى الحماية من العدوان الأمريكي، مدعيا أن واشنطن تخطط لتقسيم بلاده إلى خمس دويلات، وأشار إلى انفصال جنوب السودان.

وكأنما قدرنا أنْ صار لزاماً على المسلمين أن يدفعوا فواتير ضخمة لإقامة القواعد العسكرية للدول الطامعة في بلادنا، لدفع الخطر الداهم الذي تصممه مكاتب المخابرات الأجنبية، لتمرير سياسة السيطرة وبسط النفوذ، بمعاونة وتنفيذ حكام المسلمين العملاء، وهي ‏في الحقيقة قيود إضافية لإخضاع الأمة وتركيعها، والحيلولة دون انعتاقها وهي لإدخال المنطقة برُمَّتها في نفق مظلم، يوفر فرصة لأسراب الساسة والسفراء والمستشارين ‏العسكريين الأجانب، للتدخل في شؤون المسلمين، وتوجيه أوضاعهم لما يخدم أغراض الكفار الخبيثة، بل ‏باتوا هم من يدير دفة الحكم حقيقة في كثير من البلاد، لكن من وراء ستار. وبالمقابل يمنعون أي تحركات صادقة لانعتاق الأمة من سيطرتهم كما حدث في ثورات الأمة خاصة ثورة الشام المباركة.‏

أما طلبيات السلاح من هذه الدول فإنه لا يقيم قوة لردع العدو ولا يشكل ركيزة للمسلمين، إنما هو فقط لتشغيل مصانع السلاح الغربية والشرقية لبيع السلاح بمليارات الدولارات للحفاظ على الأمن ‏المزعوم الذي لا وجود له في منطقة تشتعل بين الفينة والأخرى بسبب الصراعات الدولية على بلاد المسلمين، التي يديرها العدو وينفذها الحكام العملاء، وقد تؤول هذه الأسلحة أحيانا إلى خردة، بعد فقدان ‏الصلاحية كالصواريخ بعيدة المدى لإمارات الخليج مثلاً، أو لقتل الإخوة ‏والأبرياء كما هو حادث اليوم في سوريا والعراق واليمن وأفغانستان، بذريعة أو أخرى بدل أن تُوَجَّهَ إلى صدور وقواعد الأعداء الذين يسومون أمة الإسلام سوء العذاب.

 إن هذه العلاقات التي تقام والصفقات العبثية المشبوهة مع روسيا، هي لإشاعة الخراب والدمار، بدلاً من السعي في توفير الحياة ‏الكريمة التي فقد المسلمون في السودان أدنى مقوماتها، فبدلاً من تطوير وسائل المدنية الحديثة لتذليل صعوبات الحياة، ومن ‏ثم إبراز صورة ناصعة عن حياة المسلمين، بدلاً من ذلك يصوّر المسلمون في صورة الضعفاء والكسالى، الذين ‏يعتاشون على المساعدات الدولية وبلادهم تعج بالخيرات ظاهرها وباطنها!!

نذكر روسيا وحكام المسلمين العملاء بالماضي الناصع الذي يرضي الله ويرضى عنه المسلمون أيام كان للإسلام دولة تطبقه وتحمله للعالم كيف كانت العلاقات رافعة للرؤوس جالبة للفخر والإعزاز... يوثق أحمد بن فضلان في كتابه رحلة ابن فضلان أن اسم ملك البولغار ألمش بن يلطوار والذي كانت له دولة قوية في حوض نهر الفولغا أنه توجه إلى الخليفة يطلب أن يرسل إليه من يفقهه في شؤون الدين لكي يعرفه بشرائع الإسلام ويبني له مسجداً وينصب له منبراً ليقيم عليه الدعوة في بلده وجميع مملكته، وفي منتصف القرن السابع الهجري، وصلت الفتوحات الإسلامية إلى شمال القوقاز وآسيا الوسطى. وبحلول مطلع القرن الثامن تمكن المسلمون من فرض سيطرتهم على جنوب القوقاز وما وراء النهر وخوارزم وفرغانة. وكان من بين نتائج الفتوحات، إنشاء فضاء سياسي، واجتماعي موحد وانتشار واسع للدين الإسلامي فيه... هكذا كنا وبوعد الله عائدون، وبوصفنا مسلمين نتطلع لهذا الماضي المشرق لا بد من شحذ الهمم حتى نعمل جادين لاستئناف الحياة الإسلامية بإقامة دولة الإسلام؛ الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي ستعيد الأمور بإذن الله إلى نصابها في علاقتنا بالعالم.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة عبد الجبار – أم أواب

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı