الأمن الغذائي في الإسلام
الأمن الغذائي في الإسلام

  الخبر: في الأسابيع الماضية، كانت هناك ضجّة حول قضية الأمن الغذائي، والتي قيل إنها سببتها الحرب الروسية الأوكرانية. وقد تفاقم هذا بسبب توقف الحكومة الهندية عن تصدير القمح بسبب موجات الحرارة التي أدّت إلى انخفاض إنتاج القمح. ومع ذلك، وفقاً لوزارة التجارة المحلية وشؤون المستهلك، فإنه من غير المتوقع أن يتأثر المعروض من دقيق القمح في البلاد، حيث تستورد ماليزيا 80% من القمح من أستراليا والباقي من أمريكا وكندا وأوكرانيا. ثم حدث انخفاض مفاجئ في المعروض من الدجاج،

0:00 0:00
Speed:
May 31, 2022

الأمن الغذائي في الإسلام

الأمن الغذائي في الإسلام

(مترجم)

الخبر:

في الأسابيع الماضية، كانت هناك ضجّة حول قضية الأمن الغذائي، والتي قيل إنها سببتها الحرب الروسية الأوكرانية. وقد تفاقم هذا بسبب توقف الحكومة الهندية عن تصدير القمح بسبب موجات الحرارة التي أدّت إلى انخفاض إنتاج القمح. ومع ذلك، وفقاً لوزارة التجارة المحلية وشؤون المستهلك، فإنه من غير المتوقع أن يتأثر المعروض من دقيق القمح في البلاد، حيث تستورد ماليزيا 80% من القمح من أستراليا والباقي من أمريكا وكندا وأوكرانيا. ثم حدث انخفاض مفاجئ في المعروض من الدجاج، ما دفع الحكومة إلى الإعلان عن حلول عدة قصيرة المدى للتعامل مع المشكلة. من بين أمور أخرى، ستوقف الحكومة صادراتها البالغة 3.6 مليون دجاجة شهرياً بدءاً من 1 حزيران/يونيو 2022 حتى تستقر أسعار ومخزون الدجاج في البلاد. إلى جانب ذلك، تخطط الحكومة أيضاً لإنشاء مخزون احتياطي للدجاج وإلغاء التصاريح المعتمدة للدواجن لزيادة فرص مشاركة المستوردين في توفير المزيد من مصادر الدجاج.

التعليق:

إنّ الغذاء هو أحد الاحتياجات الأساسية للإنسان لضمان البقاء بالإضافة إلى جوانب الرعاية الصحية. يحتاج كل إنسان إلى قدر معين من الطعام كل يوم لضمان سلامة وأمن حياته. عن عبيد الله بن محسن: قال رسول الله ﷺ: «مَنْ أَصْبَحَ مِنْكُمْ آمِناً فِي سِرْبِهِ مُعَافًى فِي جَسَدِهِ عِنْدَهُ قُوتُ يَوْمِهِ فَكَأَنَّمَا حِيزَتْ لَهُ الدُّنْيَا».

هذا هو الحديث الذي رواه رسول الله عن الطّعام الذي يحتاجه الشخص يومياً. لقد رتّب الإسلام شؤون الطعام لتعمل وفق طبيعة الإنسان. ينظم الإسلام أيضاً كيفية التغلب على المشكلات الغذائية التي قد توجد في المجتمع والدولة. يمكن أن يحدث نقص الغذاء في مجتمع أو بلد بسبب عوامل عدة بما في ذلك الاحتكارات وتفشي الأمراض والطقس القاسي والكوارث الطبيعية والصراعات الطويلة والحروب وما إلى ذلك. يمكن أن تنتشر مشكلة نقص الغذاء على مستوى العالم، وبشكل أكبر في عالم اليوم، حيث تتمتع البلدان بعلاقات استيراد وتصدير معقدة بعضها مع بعض. ستؤدي هذه العوامل إلى نشوء أزمة الغذاء العالمية التي تندرج تحت مظلة قضايا الأمن الغذائي.

يعني الأمن الغذائي لبلد ما بشكل عام قدرة الدولة على تحقيق الإنتاج الزراعي بمستوى كافٍ أو فائض، لتلبية احتياجات رعاياها، بحيث لا يبقى معتمداً على الغذاء المستورد من البلدان الأخرى. من الناحية السياسية، فإن عدم قدرة أي بلد على توفير الغذاء الكافي لشعبه سيؤدي إلى اعتماد البلد على البلدان الأخرى والسماح لدول أخرى بالسيطرة عليها. اليوم، تعتمد العديد من البلاد الإسلامية عملياً على دول الكفار الأجنبية ليس فقط في طعامهم ولكن تقريباً في جميع جوانب الحياة الأخرى! ليس من الصعب جدا استنتاج أن الهيمنة الرأسمالية لدول الكفار هذه بطبيعتها عرضة لأزمات بشرية لا حصر لها، بما في ذلك أزمة الغذاء التي نمر بها الآن.

لا يمكن إنكار أن أزمة الغذاء يمكن أن تحدث للأسباب المذكورة أعلاه، في الواقع حدث هذا في عهد الخلافة. ومع ذلك، في ظلّ الظروف العادية، من غير المرّجح أن يواجه العالم كله الموقف نفسه في وقت واحد. عندما حدثت المجاعة في المدينة المنورة في عهد عمر الخطاب رضي الله عنه، إلى جانب قيادته المثالية وإدارته الفعالة والبارعة، قام أيضاً بحل مشكلة نقص الغذاء عن طريق تكليف واليه في مصر، عمرو بن العاص، بإرسال الغذاء من مصر إلى الحجاز، إنّ الدولة الإسلامية ملزمة بضمان أن تكون الإمدادات الغذائية كافية دائماً وموزعة بشكل عادل، إما عن طريق شراء الإمدادات أو إحضارها من مناطق أخرى أو بأية وسيلة أخرى. فالشريعة الإسلامية من شأنها أن تحل مشكلة نقص الغذاء. كما يجب على الدولة أن تطبق قواعد الأراضي الصالحة للزراعة بكفاءة على النحو المنصوص عليه في أحكام الشريعة الإسلامية، وأن تبذل باستمرار جهوداً جادة في البحث والتطوير المتعلقين بالأمن الغذائي. كما يشدّد الإسلام على واجب الجمهور في رعاية بعضهم بعضاً. عن ابن عباس: قال النبي ﷺ: «لَيْسَ الْمُؤْمِنُ الَّذِي يَشْبَعُ وَجَارُهُ جَائِعٌ إِلَى جَنْبِه» (السنن الكبرى)

بالإضافة إلى ذلك، هناك أحكام الزّكاة وغيرها من أحكام الإسلام التي تؤكد أن المسلمين إخوة وأنهم يجب أن يكفلوا بعضهم بعضا. باختصار، إذا تمّ تطبيق الإسلام بالكامل في ظلّ دولة الخلافة، فلن يكون الأمن الغذائي مشكلة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد – ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı