الأمطار في السودان تكشف كل عام عدم اهتمام الحكومة بشئون رعاياها!!
الأمطار في السودان تكشف كل عام عدم اهتمام الحكومة بشئون رعاياها!!

الخبر:   أقر وزير البيئة والغابات السوداني، حسن عبد القادر هلال، بأن عدم إنشاء مشروع الصرف الصحي والسطحى بالخرطوم أدى إلى غرقها وتدمير الطرق الرئيسية، وقال "الخرطوم غرقت في شبر موية والأمطار دمرت الطرق"، وأكد أن الطرق أصبحت مصارف للمياه، وشدد على ضرورة وضعها ضمن الأولويات، وأضاف "لا يمكن أن تكون الطرق مجاري للمياه، لا بد أن تكون أولوياتنا"، واتهم الوزير في تصريحات خلال زيارة لجنة الصحة والبيئة بالبرلمان للوزارة (الأحد 2016/8/7م ) وزارة المالية بعدم الاستجابة لمطالبات الوزارة لمعالجة قضايا البيئة.

0:00 0:00
Speed:
August 11, 2016

الأمطار في السودان تكشف كل عام عدم اهتمام الحكومة بشئون رعاياها!!

الأمطار في السودان تكشف كل عام

عدم اهتمام الحكومة بشئون رعاياها!!

الخبر:

أقر وزير البيئة والغابات السوداني، حسن عبد القادر هلال، بأن عدم إنشاء مشروع الصرف الصحي والسطحي بالخرطوم أدى إلى غرقها وتدمير الطرق الرئيسية، وقال "الخرطوم غرقت في شبر موية والأمطار دمرت الطرق"، وأكد أن الطرق أصبحت مصارف للمياه، وشدد على ضرورة وضعها ضمن الأولويات، وأضاف "لا يمكن أن تكون الطرق مجاري للمياه، لا بد أن تكون أولوياتنا"، واتهم الوزير في تصريحات خلال زيارة لجنة الصحة والبيئة بالبرلمان للوزارة (الأحد 2016/8/7م ) وزارة المالية بعدم الاستجابة لمطالبات الوزارة لمعالجة قضايا البيئة.

التعليق:

ليست الأمطار أسطورة من الأساطير أو الخرافات حتى تندهش منها الدولة فيصرح وزراؤها بالعجيب الغريب من التصريحات، وليست الأمطار حدثا غريبا عن كوكب الأرض حتى يتفاجأ مسؤولو الحكم في السودان بآثارها!

ففي كل عام يطالعنا حكام السودان ووزراؤهم بقولهم إن موسم الأمطار كان فوق حد توقعاتهم، وإن الخريف قد فاجأهم، برغم الخسائر السنوية في الأنفس والأموال والبيوت والمباني، والأضرار التي يدفع ثمنها الفقراء والمساكين في كل عام، وتزداد صرخات واستغاثات الناس في وسط البلاد وأطرافها، تناشد الحكومة بالقيام بواجب الرعاية التي كفله لهم الشرع، ليفتحوا المجاري، ويصونوا الجسور والكباري، وعلى الأكثر إزالة أكوام الأوساخ والقاذورات من الطرقات والأسواق، ولا شيء غير ذلك، ولكن لا حياة لمن تنادي!

ففي يوم الأحد 2016/7/31م شكا نائب دائرة همشكوريب بالبرلمان بيتاي عن الأضرار التي لحقت بمنطقته جراء السيول التي ضربت منطقة همشكوريب بشرق السودان، والتي أدت إلى وفاة (7) أشخاص وفقدان (7) آخرين، بجانب انهيار كلي لعدد (800) منزل، وانهيار جزئي لـ (750) منزلا، فضلاً عن نفوق أكثر من (1800) رأس من الماشية، فجاءت أمطار أول أمس السبت التي نزلت بحمد الله تعالى في وضح النهار لتكشف عن الفشل وتفضح الخلل في أجهزة حكومة السودان، لتطالعنا صحف الأحد 2016/8/7م، عن انهيار 815 منزلا بالرهد أبو دكنة في غرب السودان، وغرق طفل ببركة بمدينة أم درمان، وتأثر 340 منزلا بمحلية السلام بالنيل الأبيض، وانهيار جسر نهر القاش. وتناقلت القنوات الفضائية معاناة سكان شرق النيل الذين تركوا بيوتهم ونقلوا ما استطاعوا مما قل وزنه وارتفعت قيمته ليتركوا بيوتهم، فارين إلى الطريق الرئيسي، المغمور أيضاً بالمياه، لكنه أفضل حالاً من البيوت التي ألجمها الغرق. وفي يوم الاثنين يصبح السودان على خبر مؤلم كان رئيسيا في عناوين الصحف حيث أدت الأمطار إلى انهيار مبنى في خلاوي الشيخ الطيب بالهلالية فأدى إلى وفاة وإصابة 19 طالبا، هذا غير الأضرار التي لم ترصد، ولم تقع عليها عين الإعلام، وهي بالطبع أكبر وأكثر، ولكن الأغرب والأعجب من كل ذلك رغم جلل المصاب، أن تصم الحكومة آذانها وتتعامل بلا مبالاة غريبة عجيبة؛ حيث لا مصارف للمياه، ولا معالجة لتراكم النفايات بكميات ضخمة وبشكل مقزز في الطرقات، والأسواق، ومواقف السيارات، التي تأذى منها الدواب قبل البشر. ثم يأتي بعد كل هذا، وزير البيئة ليلوم ويعاتب ويغازل هذه الوزارة أو تلك!

إن المشكلة ليست في وزارة أو مصلحة فحسب، ولا في قطاع من قطاعات الدولة، وإن كان القائمون عليها سيلاقون جزاء تقصيرهم وإهمالهم في حق الناس يوم القيامة، ولكن المشكلة تكمن في النظام الذي يتحكم في السودان كله، النظام الذي يتمتع بتجاهل آلام الناس، ويغض الطرف عن معاناتهم، حيث لا رعاية ولا اهتمام بأحوال الناس، فإذا كانت السياسة في الإسلام تعني رعاية شؤون الناس وفق الأحكام الشرعية، فأي سياسة تلك غير سياسة الرأسماليين؛ التي تكون الدولة فيها دولة جباية لا دولة رعاية، فالنظام الإسلامي يكفيه شرفا وفضلا قول النبي عليه الصلاة السلام: «والإمام راعٍ وهو مسؤول عن رعيته»، ولو لم ينزل عن الحاكم في الإسلام غير ذلك لكفى في بيان عظم مسؤولية الحاكم وخطورة منصبه، ولكن الأنظمة التي أقيمت على غير أساس الإسلام لا يضيرها موت البشر أو هلاكهم، أو دمار أملاكهم، فلا سبيل إلا بإقامة نظام الرعاية، نظام الحكم في الإسلام، فليعمل المسلمون بأقصى طاقة وقوة ليقتلعوا الأنظمة الرأسمالية القائمة اليوم، ويقيموها خلافة راشدة على منهاج النبوة، ترعى شؤونهم وتحل مشاكلهم وترضي ربهم.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد جامع (أبو أيمن)

مساعد الناطق الرسمي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı