العنصرية في العالم الحر متوطنة ومنهجية!
العنصرية في العالم الحر متوطنة ومنهجية!

  الخبر: اندلعت احتجاجات إثر وفاة جورج فلويد على مدى الليلة الخامسة على التوالي يوم السبت في المدن في جميع أنحاء أمريكا، من فيلادلفيا إلى لوس أنجلوس حيث اشتعلت النيران في سيارات الشرطة وتزايدت التقارير عن الإصابات في جميع الأطراف. وقد أصبحت المظاهرات، التي بدأت في مينيابوليس بعد وفاة فلويد يوم الاثنين عندما ضغط ضابط شرطة بركبته على رقبته حتى توقف عن التنفس، ظاهرة وطنية حيث يندى المتظاهرون لسنوات من وحشية الشرطة ضد الأمريكيين الأفارقة. (إندبندنت 2020/05/31)

0:00 0:00
Speed:
June 04, 2020

العنصرية في العالم الحر متوطنة ومنهجية!

العنصرية في العالم الحر متوطنة ومنهجية!
(مترجم)


الخبر:


اندلعت احتجاجات إثر وفاة جورج فلويد على مدى الليلة الخامسة على التوالي يوم السبت في المدن في جميع أنحاء أمريكا، من فيلادلفيا إلى لوس أنجلوس حيث اشتعلت النيران في سيارات الشرطة وتزايدت التقارير عن الإصابات في جميع الأطراف.


وقد أصبحت المظاهرات، التي بدأت في مينيابوليس بعد وفاة فلويد يوم الاثنين عندما ضغط ضابط شرطة بركبته على رقبته حتى توقف عن التنفس، ظاهرة وطنية حيث يندى المتظاهرون لسنوات من وحشية الشرطة ضد الأمريكيين الأفارقة. (إندبندنت 2020/05/31)

التعليق:


بينما يرتد العالم في رعب واشمئزاز من مقتل شخص أمريكي أفريقي آخر، جورج فلويد، فإن السؤال الذي نطرحه هو إلى أين تذهب العلاقات العرقية من هنا؟


في حين إن الإساءة غير المبررة على الإطلاق من مسؤولي الولايات والمسؤولين الفيدراليين في أمريكا هي حكاية راسخة في تاريخ مأساوي ومؤلم، يعتقد البعض أن قوة وسائل التواصل الإلكتروني توفر بصيص أمل وأن المزيد من الشفافية والمشاركة العامة سيؤدي إلى تحقيق العدالة. وبالإضافة إلى ذلك، فإن الفكرة القائلة بأن الذراع المهنية ذات الياقات البيضاء في نظام العدالة تدعم إدارات الشرطة ذات الياقات الزرقاء، وتفحّص التحقيقات في أحدث جرائم قتل أحمد أربيري وجورج فلويد، تشير إلى أن احتمال إساءة تطبيق العدالة سينخفض.


الليالي الخمس الماضية تروي قصة أخرى، لقد شهدنا احتجاجات انتشرت من مينيابوليس إلى أكثر من ثلاثين مدينة في جميع أنحاء أمريكا، وتشبههم بمنطقة حرب. وفي حين يسير الناس في الشوارع لتسليط الضوء، مرة أخرى، على وحشية مؤسسة الشرطة، إلا أن الشرطة، على الرغم من عدم إبلاغ وسائل الإعلام الرئيسية عنها، قد صعدت من رد فعل عنيف ومزعج من خلال القوة المفرطة وغير الضرورية، فقط لإعادة تأكيد ما يتعرض له السود في أمريكا.


فشل حاكم مينيسوتا، تيم والز، في إثارة الإعجاب، ولم يفعل الكثير لتوحيد ولايته أو التعاطف مع المتظاهرين، ومن غير المستغرب أن يواصل الرئيس ترامب مفاقمة التوترات من خلال وصف المتظاهرين بـ"البلطجية"، بل وصاغ الكلمات الشهيرة لرئيس شرطة ميامي العنصرية علناً في الستينات والتر هيدلي، "عندما يبدأ النهب يبدأ إطلاق النار".


وكما يطالب الجمهور السياسيين بأن يفعلوا أكثر من مجرد التشدق بقضية العرق في أمريكا، فإن الملونين لا يعرفون جيداً الطبيعة المتوطنة والمؤسسية لهذه المثل العليا الفاسدة. وقد سلط الدكتور كورنل ويست الضوء على ذلك في مقابلته مع أندرسون كوبر على شبكة سي إن إن، حيث قال: "لقد جربنا الوجوه السوداء في أماكن عالية"، ومضى في التأكيد على أن ممثلي (الأقليات) هم محترمون للغاية للأنظمة الفاسدة التي يصبحون حتماً جزءاً منها. ويرافق هذه الانتقادات الحالية لهياكل الدولة توقعات في غير محلها من أمثال النائب العام كيث إليسون، على الرغم من أنه من الواضح بشكل صارخ أن أي تغيير منهجي غير محتمل.


وذلك لأن المؤسسات الرسمية وغير الرسمية التي تقيم المجتمع في أمريكا وتنظمه الآن تجعل من المستحيل تحويل الآراء العنصرية التي كانت تحظى بها الغالبية العظمى من الأمريكيين بين عشية وضحاها.


وفي نهاية المطاف، فهو نظام قائم على الرأسمالية وبالتالي أدى إلى تفاقم أوجه عدم المساواة العالية وحط من حرمة الحياة البشرية، من خلال عدم اكتراثه بالاستغلال والندرة المتوطنة في الدول الغربية المتقدمة وكذلك في جنوب الكرة الأرضية. وقد ترك التمييز واسع النطاق الذي يواجهه الأمريكييون الأفارقة في الإسكان والعمالة، فضلاً عن خرافة الجدارة، 40 مليون شخص (13%) في فقر مدقع.


إن تركيز الإسلام على توزيع الثروة يحل محل تركيز الأصول وحجبها من خلال أي شكل من أشكال الامتياز أو سوء الإدارة الحكومية. والنظام الاقتصادي الإسلامي الذي يقوم على القرآن والسنة يؤسس لنظام قانوني شفاف وخاضع للمساءلة يستجيب لاحتياجات الناس لا يستند فقط إلى متطلباتهم بل إلى مسؤولياتهم أيضاً. يقول سبحانه وتعالى: ﴿وَلاَ تُؤْتُواْ السُّفَهَاء أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللّهُ لَكُمْ قِيَاماً وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ﴾.


وهكذا، يقيم الإسلام العدالة بين الناس من جميع الأعراق والأديان. ومن المسلم به عالمياً أن الرابطة بين رعايا الدولة في الإسلام لا تعاني من أي شكل من أشكال القبلية أو القومية أو العنصرية. هذه النعرات مثيرة للانقسام وتؤدي إلى المشاهد المأساوية التي شهدناها في أمريكا ليس فقط خلال الأسبوع الماضي ولكن لقرون. الإسلام ينظر إلى الناس من زاوية إنسانية وبالتالي فإن المساواة تمنح كل شخص الحق في الغذاء والمأوى والملبس والأهم من ذلك أن تقدر قدسية الحياة نفسها. يقول سبحانه وتعالى: ﴿وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً﴾. هذا ما يعلمنا إياه الإسلام.


اللهم أخرجنا من ظلام الأنظمة المعيبة والخاطئة إلى نور نظامك الإلهي، حتى نرى نهاية للظلم الذي ترتكبه القوانين الوضعية على الإنسان. آمين


كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
مليحة حسن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı