الاقتصاد الراكد في باكستان يحتاج إلى تطبيق النظام الاقتصادي في الإسلام للقضاء على الأزمات المتكررة
الاقتصاد الراكد في باكستان يحتاج إلى تطبيق النظام الاقتصادي في الإسلام للقضاء على الأزمات المتكررة

الخبر:   قال البنك الدولي إن الاقتصاد الباكستاني يتباطأ، وهو يواجه أزمة اقتصاد شاملة بسبب العجز الكبير في الميزانية وانخفاض في الاحتياطيات الأجنبية. وقد لاحظ البنك في الإصدار الأخير من تقريره المعنون "التركيز على جنوب آسيا... مركزية العمل"، الذي صدر في 13 من تشرين الأول/أكتوبر 2019، لاحظ أنه مع وجود صندوق الاستقرار الذي يدعمه صندوق النقد الدولي، فإن النمو الاقتصادي في البلاد من المتوقع أن يظل منخفضاً على المدى القريب. وقال التقرير من المتوقع أن يتباطأ النمو ليصل إلى 2.4 في المائة في السنة المالية 2020، و3 في المائة في السنة المالية 2021.

0:00 0:00
Speed:
October 22, 2019

الاقتصاد الراكد في باكستان يحتاج إلى تطبيق النظام الاقتصادي في الإسلام للقضاء على الأزمات المتكررة

الاقتصاد الراكد في باكستان يحتاج إلى تطبيق النظام الاقتصادي في الإسلام للقضاء على الأزمات المتكررة

الخبر:

قال البنك الدولي إن الاقتصاد الباكستاني يتباطأ، وهو يواجه أزمة اقتصاد شاملة بسبب العجز الكبير في الميزانية وانخفاض في الاحتياطيات الأجنبية. وقد لاحظ البنك في الإصدار الأخير من تقريره المعنون "التركيز على جنوب آسيا... مركزية العمل"، الذي صدر في 13 من تشرين الأول/أكتوبر 2019، لاحظ أنه مع وجود صندوق الاستقرار الذي يدعمه صندوق النقد الدولي، فإن النمو الاقتصادي في البلاد من المتوقع أن يظل منخفضاً على المدى القريب. وقال التقرير من المتوقع أن يتباطأ النمو ليصل إلى 2.4 في المائة في السنة المالية 2020، و3 في المائة في السنة المالية 2021.

التعليق:

تعرّضت حكومة حزب إنصاف الباكستانية بقيادة عمران خان، لانتقادات شديدة بسبب تدهور الأوضاع الاقتصادية. وانتقد عمران خان الحكومات السابقة لأخذها الكثير من القروض في فترة السنوات الخمس التي حكمت فيها. وأبرز حقيقة أن هذين الطرفين زادا من الدين الإجمالي لباكستان من 6000 مليار روبية في عام 2008 إلى 24000 مليار روبية في عام 2018. وبينما كان عمران في المعارضة، هاجم الحكومات السابقة عندما أخذوا بتوجيهات برامج صندوق النقد الدولي وقاموا بتنفيذ مطالبه. وتعهد عمران خان بأن حكومته لن تذهب إلى صندوق النقد الدولي وستسقط الديون. ووعد بأنه سيبني خمسة ملايين منزل ويوجد عشرة ملايين وظيفة. ومع ذلك، ومنذ توليه السلطة، لم تستمر المعاناة الاقتصادية لأهل باكستان فحسب، بل ازدادت وتضاعفت بشكل كبير. وذهب عمران خان إلى صندوق النقد الدولي، ما أدى إلى ارتفاع أسعار الغاز والكهرباء، وهو العمود الفقري في كل صناعة. وخفّضت الحكومة بشكل كبير قيمة الروبية مقابل الدولار الأمريكي، مما جعل الواردات باهظة الثمن، وبدعم كامل وصريح من الجنرال باجوا.

زاد نظام باجوا/ عمران من ديون باكستان بمقدار 10 آلاف مليار روبية في عام واحد فقط. وزاد من نسبة الربا إلى 13.25 في المائة، والتي كانت 7.5 في المائة في تموز/يوليو 2018. وقد أدى كل هذا إلى تباطؤ اقتصادي، حيث أغلقت المصانع، وفقد الناس وظائفهم وارتفعت أسعار المواد الأساسية. ووفقاً لتقديرات البنك الدولي وصندوق النقد الدولي، فإنه لن يتجاوز نمو إجمالي الناتج المحلي الثلاثة في المائة حتى عام 2021، مما يعني أنه لا يوجد ضوء في نهاية النفق خلال العامين المقبلين، وحتى بعد ذلك فإنه لا يعرف أحد ما سيحدث.

وعد عمران خان بأنه سيحقق التغيير في 100 يوم، ولكنه فشل. ثم قال إنه سيحتاج إلى ستة أشهر لإجراء التغيير، ولكن لم يحدث شيء، ثم قال إنه سيحتاج من سنتين إلى ثلاث سنوات على الأقل. والآن يقول إن 70 عاماً من الفوضى لا يمكن حلها في غضون بضع سنوات! والشيء الوحيد المؤكد، هو أنه لن يكون هناك تحول اقتصادي في فترة رئاسته الحالية البالغة خمس سنوات، كما حدث في الأزمات الكبرى السابقة في باكستان عام 2008، فقد استغرق الأمر عقداً قبل أن يتمكن النمو الاقتصادي من تجاوز معدل نمو الناتج المحلي الإجمالي المسجّل قبل عام واحد من بداية تلك الأزمة، لذا فإن الوصول إلى نمو إجمالي الناتج المحلي بأكثر من 6 في المائة قد يتطلب مرة أخرى عشر سنوات.

إن ما ثبت من تكرار هذه الأزمات هو أنه لن يكون هناك أوقات جيدة للرجل العادي في ظل النظام الاقتصادي الرأسمالي، حيث ينتج النظام الاقتصادي الرأسمالي ازدهاراً لبعض الوقت وتراجعاً في أوقات أخرى، مما يعني عدم الاستقرار على المدى الطويل. إن ظاهرة الازدهار والكساد هذه هي سمة النظام الاقتصادي الرأسمالي، والذي لا يمكن أن يتفوق عليه أي نظام. وإذا أراد المسلمون في باكستان رؤية التغيير الحقيقي، فإنه يجب عليهم العمل من أجل إقامة الخلافة على منهاج النبوة، فتطبق الخلافة الإسلام وحده، والنظام الاقتصادي في الإسلام هو الذي يضمن الاستقرار الاقتصادي، حيث إن أحكامه تتفق مع كل ما أنزل الله سبحانه وتعالى. ولن يشهد المسلمون سوى الرخاء الاقتصادي في ظل الخلافة ولن يروها مرة أخرى إلا في ظل الخلافة. قال الله سبحانه وتعالى: ﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شاهزاد شيخ

نائب الناطق الرسمي لحزب التحرير في ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı