الاقتصاد الرأسمالي ما زال يعاني أزمته  والشعوب تصطلي بناره
الاقتصاد الرأسمالي ما زال يعاني أزمته  والشعوب تصطلي بناره

الخبر:   في قمة السبع التي عقدت يوم 2016/5/26 وسط اليابان شبه رئيس وزراء اليابان آبي الوضع الاقتصادي العالمي بوضع عام 2008 عندما تفجرت الأزمة المالية بعد انهيار بنك ليمان براذرز حيث أعلن إفلاسه يوم 2008/9/15 فاضطر الرئيس الأمريكي جورج بوش الابن على إثر ذلك يوم 2008/9/19 إلى الاعتراف بوجود أزمة مالية حقيقية أثرت على الاقتصاد الأمريكي برمته وأثرت على الاقتصاد العالمي كله، حيث وصلت شظايا الانفجار المالي الأمريكي إلى كافة أصقاع الأرض بسبب ارتباط العالم بالاقتصاد الأمريكي، وقال رئيس الوزراء الياباني آبي بعد انقضاء اليوم الأول من القمة: "عبر قادة مجموعة السبع عن رؤيتهم بأن الاقتصادات الناشئة في وضع حرج".

0:00 0:00
Speed:
May 28, 2016

الاقتصاد الرأسمالي ما زال يعاني أزمته والشعوب تصطلي بناره

الاقتصاد الرأسمالي ما زال يعاني أزمته

والشعوب تصطلي بناره

الخبر:

في قمة السبع التي عقدت يوم 2016/5/26 وسط اليابان شبه رئيس وزراء اليابان آبي الوضع الاقتصادي العالمي بوضع عام 2008 عندما تفجرت الأزمة المالية بعد انهيار بنك ليمان براذرز حيث أعلن إفلاسه يوم 2008/9/15 فاضطر الرئيس الأمريكي جورج بوش الابن على إثر ذلك يوم 2008/9/19 إلى الاعتراف بوجود أزمة مالية حقيقية أثرت على الاقتصاد الأمريكي برمته وأثرت على الاقتصاد العالمي كله، حيث وصلت شظايا الانفجار المالي الأمريكي إلى كافة أصقاع الأرض بسبب ارتباط العالم بالاقتصاد الأمريكي، وقال رئيس الوزراء الياباني آبي بعد انقضاء اليوم الأول من القمة: "عبر قادة مجموعة السبع عن رؤيتهم بأن الاقتصادات الناشئة في وضع حرج".

التعليق:

هذه الدول السبع وهي أمريكا وبريطانيا وفرنسا وألمانيا واليابان وإيطاليا وكندا هي دول رأسمالية تعتبر نفسها رائدة النظام الرأسمالي حيث يرتكز عليها وجوده لتبنيها المبدأ الرأسمالي، فقد أسست على أساس أنها الدول الرأسمالية التي تحرص على تطبيق هذا النظام وأنها أقوى الاقتصادات الرأسمالية والعالمية، فإذا سقطت يسقط معها النظام الرأسمالي، وأية أزمة تنشأ فيها تؤثر على الاقتصاد العالمي، وقد أسست قمتها أيضا لضمان استمرارية هيمنة النظام الرأسمالي على العالم. ولذلك هي تبحث المسائل السياسية أيضا حيث تربط الاقتصاد بالسياسة أحيانا والسياسة بالاقتصاد أحيانا أخرى، وقد أدخلت روسيا في قمتها فأصبحت قمة الثماني بعدما تخلت روسيا عن المبدأ الشيوعي وبدأت تطبق المبدأ الرأسمالي وتسير مع الغرب، ومن ثم أخرجتها من هذه القمة عندما احتلت روسيا القرم وأعلنت ضمها إليها عام 2014. وتبحث المسائل السياسية بشكل مجرد عن الاقتصاد أحيانا أخرى حيث بحثت في قمتها مسألة سوريا والعراق والإرهاب، لأنه يوجد دول رئيسة أعضاء في القمة وهي أمريكا وبريطانيا وفرنسا، حيث تتصارع على الاستعمار والنفوذ والهيمنة على نطاق العالم، فهي دول كبرى تؤثر في السياسة العالمية وتستخدم الاقتصاد لمآرب سياسية. وهي التي تتحكم في القمة وتعمل على التأثير على الدول الأعضاء الآخرين وعلى اتخاذ القرارات فيها.

فإذا حصلت فيها أزمة فإنها تؤثر على العالم كله، وخاصة أمريكا كما حدث عام 2008 حيث تفجرت الأزمة المالية، بسبب عملتها الدولار المفروضة على العالم للتداول المالي على نطاق العالم وتحديد سعر الصرف وتحديد أسعار النفط والذهب وغيرها من المعادن والسلع، وكذلك اختراق شركاتها عابرة القارات كافة الدول خاصة بعد تطبيق سياسة السوق وهي فتح الأسواق في كل دول العالم أمام شركاتها، وارتباط الأسواق المالية العالمية (البورصات) بسوقها المالي، بالإضافة إلى سيطرتها على المؤسسات المالية العالمية كالبنك الدولي وصندوق النقد الدولي ومنظمة التجارة الدولية.

وتصريحات رئيس وزراء اليابان تعكس حقيقة الاقتصاد الرأسمالي المسيطر على العالم وأن الأزمة ما زالت مستمرة ولم يتمكن النظام الرأسمالي من معالجتها، وأمريكا كبيرتهم تزداد مديونيتها حيث أعلن أنها وصلت إلى 19,6 ترليون دولار. وعندما وصل أوباما إلى الحكم عام 2009 كانت مديونية أمريكا 10,6 ترليون، ففي خلال أقل من ثمانية أعوام تضاعفت المديونية، علما أنها أتت به ليعالج هذا الأمر وليمنع تدهور الاقتصاد وزيادة المديونية والعجز في الميزانية حيث تلجأ للاستدانة باستصدار سندات الخزينة فتتضاعف المديونية. ولولا سيطرة أمريكا على المؤسسات المالية وسيطرة عملتها الدولار لسقطت منذ سنين، ولعدم وجود منافس قوي لها بين أقرانها ولعدم وجود دولة تحمل مبدأ آخر تستمر أمريكا في التربع على عرش العالم وهي عليلة مصابة بكافة الأمراض المعضلة التي ليس من المنظور أن تتشافى منها كالإمبراطور العجوز. فهي بحكم الساقطة ولكن تنتظر وضعاً داخلياً قوياً يهزها فيعلن انهيارها أو تنتظر دولة مبدئية تحمل مبدأ آخر فتسقطها.

ولا يوجد غير دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة الموعودة بديلا عنها، حيث إن هذه الدولة ستصبح دولة عالمية كبرى تطبق المبدأ الإسلامي الحق، ومنه النظام الاقتصادي الصحيح الذي سينقذ العالم من براثن النظام الرأسمالي الفاسد الذي أذاق شعوب الأرض الويلات وأدى إلى استئثار فئة قليلة بالمال والثروة، حيث استحوذت على أكثرية المال والأملاك من ثروات الشعب في كل بلد وتركت عامة الناس يعانون الأمرّين فسببت لهم ضيق العيش، وسينقذه من مخالب دوله الاستعمارية التي مصت دماء الشعوب ونهبت خيراته وثرواته وتركتها تتضور جوعا وفقرا وحرمانا وتعاني الأمراض والإهمال وعدم الاكتراث وسوء تقديم الخدمات وتعيش في دوامة الفوضى والحروب والصراعات والاضطرابات الداخلية.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسعد منصور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı