الأرض المباركة فلسطين يجوسها السياسيون الأعداء والسلطة عاجزة فاجرة مستجدية الحلول والاعتراف منهم
الأرض المباركة فلسطين يجوسها السياسيون الأعداء والسلطة عاجزة فاجرة مستجدية الحلول والاعتراف منهم

الخبر:   رام الله -معا - قال الناطق الرسمي باسم رئاسة السلطة نبيل أبو ردينة، "إن اجتماع الرئيس عباس بالوفد الأمريكي كان بناء ومعمقاً وإيجابياً، تناول جميع القضايا ذات الاهتمام المشترك بشكل جدي، حيث تم الاتفاق على استمرار الحوار الهادف إلى التوصل إلى صفقة سلام شاملة وتاريخية". فيما قالت القنصلية الأمريكية بالقدس، يوم الجمعة، إن الاجتماع "كان مثمرا وركز على كيفية بدء محادثات جوهرية للسلام (الإسرائيلي) الفلسطيني". وأن الجانبين ركزا على مواصلة المحادثات التي تديرها أمريكا باعتبارها أفضل طريق للتوصل إلى اتفاق سلام شامل. ...

0:00 0:00
Speed:
August 26, 2017

الأرض المباركة فلسطين يجوسها السياسيون الأعداء والسلطة عاجزة فاجرة مستجدية الحلول والاعتراف منهم

الأرض المباركة فلسطين يجوسها السياسيون الأعداء

والسلطة عاجزة فاجرة مستجدية الحلول والاعتراف منهم

الخبر:

رام الله -معا - قال الناطق الرسمي باسم رئاسة السلطة نبيل أبو ردينة، "إن اجتماع الرئيس عباس بالوفد الأمريكي كان بناء ومعمقاً وإيجابياً، تناول جميع القضايا ذات الاهتمام المشترك بشكل جدي، حيث تم الاتفاق على استمرار الحوار الهادف إلى التوصل إلى صفقة سلام شاملة وتاريخية". فيما قالت القنصلية الأمريكية بالقدس، يوم الجمعة، إن الاجتماع "كان مثمرا وركز على كيفية بدء محادثات جوهرية للسلام (الإسرائيلي) الفلسطيني". وأن الجانبين ركزا على مواصلة المحادثات التي تديرها أمريكا باعتبارها أفضل طريق للتوصل إلى اتفاق سلام شامل.

فيما كان استقبل وزير خارجية السلطة رياض المالكي يوم الثلاثاء الماضي وزير الدولة البريطاني لشؤون الشرق الأوسط والتنمية الدولية "اليستر بيرت"، ومما قاله المالكي "لقد أصبح بلفور مشهوراً بوعده لليهود بإقامة دولة لهم على أرض فلسطين، وأنا أُطالب أن يكون وزير خارجية بريطانيا الحالي مشهوراً بإعطاء وعد للفلسطينيين يسمى وعد جونسون عبر اعترافه بدولة فلسطين".

التعليق:

تشهد فلسطين حراكا دبلوماسيا في الآونة الأخيرة واجتماعات في الداخل والخارج من دول كبرى ودول إقليمية شملت الصين وأمريكا وبريطانيا ومصر والأردن والسعودية وقطر والعراق وتركيا... مع ملاحظة التنديد بزيارة الوفد الأمريكي من قبل الفصائل وبعض السياسيين، ولوحظ أن بريطانيا ورجالاتها كثفت من لقاءاتها مع السياسيين في مدن الضفة الغربية وقطاع غزة، ومما رشح في وسائل الإعلام شملت لقاءات بريطانيا غير المالكي صيدم وزير التربية والتعليم في السلطة مع أليستر بيرت ولقاء آخر مع رئيس المجلس الثقافي البريطاني برندن ميكشاري، واستقبل الأمين العام لجبهة النضال الشعبي الفلسطيني عضو اللجنة التنفيذية لمنظمة التحرير الفلسطينية د. أحمد مجدلاني الخميس بمكتبه بمدينة رام الله القنصل السياسي للقنصلية البريطانية لدى دولة فلسطين جاك فتزجيرالد...

ولا شك أن المدقق في التصريحات قبل اللقاءات وبعدها والأجواء المحيطة بها يجد:

  • أن السلطة الفلسطينية كالكرة يتلاعب بها الكبار والصغار وتستجدي الدول الفاعلة والدول التابعة من أجل الحفاظ على السلطة وماء وجهها الذي ضاع في أروقة المفاوضات والاستمرار في التنازلات دون أن تحصل على بارقة أمل في تحقيق الدولة الهزيلة التي تنشدها على الأراضي التي احتلت عام 67 بينما ثبتت بتنازلاتها شرعية كيان يهود في المحتل من فلسطين عام 48 في كافة اللقاءات والمحافل الدولية.
  • ·     إن التحرك الأمريكي ليس تحركا جادا وإنما فقط للحفاظ على نفوذ أمريكا ومصالحها الاستعمارية، ولإبقاء كافة خيوط الحل بيدها دون غيرها، وهذا ما أكدته القنصلية الأمريكية عن نتائج اللقاء بقولها "وأن الجانبين ركزا على مواصلة المحادثات التي تديرها الولايات المتحدة باعتبارها أفضل طريق للتوصل إلى اتفاق سلام شامل". خصوصا أن إدارة ترامب تواجه مشاكل دولية وإقليمية وداخلية تشغلها عن قضية فلسطين.
  • وأما بريطانيا فهي تسعى لملء الفراغ الذي تركته أمريكا وتحاول ترتيب أوراقها مع معظم رجالات السلطة والفصائل في الضفة وغزة، وبالرغم من أن بريطانيا هي السبب في وجود الاحتلال من خلال وعد بلفور المشئوم ومن خلال تسليح يهود وتسهيل هجرتهم عندما احتلت بريطانيا فلسطين، إلا أن رجالات السلطة يطلبون منها وعد جونسون من خلال الاعتراف بدولتهم الهزيلة ولو على الورق! ويسمحون لها بالتدخل في التعليم وكافة المجالات، كما بينت وكالة معا وقد أكد الطرفان على الشراكة الاستراتيجية بين حكومتيهما والصداقة القوية بين شعبيهما، كما أكدا على الالتزام بالعمل معاً وسوياً لتعزيز العلاقات الثنائية بغية التوصل إلى سلام دائم وشامل فى المنطقة، وأشار وزير الدولة البريطاني لشؤون الشرق الأوسط والتنمية الدولية "إننا نرحب بفرص تعزيز العلاقات البريطانية-الفلسطينية حيث نلتزم في إنشاء لجنة وزارية مشتركة تهدف إلى دعم وتوجيه هذه المساعي والجهود في السنوات القادمة. كما سنسعى إلى التعاون في الشؤون السياسية والدبلوماسية، والحكم الديمقراطي، وسيادة القانون وتعزيز حقوق الإنسان، ونتطلع إلى تعزيز التعاون في مجالات التعليم والتجارة والاستثمار والأمن والتنمية، بالإضافة إلى القضايا الإقليمية والدولية ذات الاهتمام المشترك".

وهكذا فإن السلطة بعجزها وفجورها واستخذائها تسمح لكل معتد أثيم أن يعبث بقضية فلسطين المقدسة، وفي الوقت نفسه تستقوي على أهل فلسطين وتنكل بهم وترهق كاهلهم بالضرائب وتسجن الإعلاميين والمقاومين والدعاة إلى الله وكل من يرفض الخنوع والاستخذاء الذي تمارسه أمام الاحتلال والدول الطامعة الاستعمارية، ولكن فلسطين على موعد مع التحرير بإذن الله من خلال الجيوش التقية النقية التي بايعت إمام دار الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، وإن هذا لكائن بإذن الله وأنف أمريكا وبريطانيا ويهود ومن والاهم راغم.

﴿وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس أحمد الخطيب

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في فلسطين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı