الأردن وسوريا، حرب كلامية أم مقدمة لحرب فعلية؟
الأردن وسوريا، حرب كلامية أم مقدمة لحرب فعلية؟

صرح بشار الأسد لمحطة سبوتنيك أن الأردن يحضّر لدخول حرب عسكرية في الجنوب السوري بالتنسيق مع الإدارة الأمريكية.

0:00 0:00
Speed:
April 26, 2017

الأردن وسوريا، حرب كلامية أم مقدمة لحرب فعلية؟

الأردن وسوريا، حرب كلامية أم مقدمة لحرب فعلية؟

الخبر:

صرح بشار الأسد لمحطة سبوتنيك أن الأردن يحضّر لدخول حرب عسكرية في الجنوب السوري بالتنسيق مع الإدارة الأمريكية.

التعليق:

جاء تصريح بشار الأسد عقب مؤتمر القمة في البحر الميت وزيارة ملك الأردن لأمريكا ولقائه ترامب وتردد أنباء عن طلب أمريكا من الأردن أن تتدخل بقواتها العسكرية لمحاربة تنظيم الدولة على الحدود الأردنية السورية. وقد رد الناطق الإعلامي باسم الحكومة الأردنية على تصريحات بشار دون أن ينفي ما تم تداوله بشكل واضح مكتفيا بتوجيه انتقادات لبشار. والحقيقة هي أن بشار لا يتحدث عن تكهنات أو تصورات، وإنما يتحدث من منظور أمريكي وبناء على معلومات مباشرة من أسياده، وقد ذكر لمحطة سبوتنيك أنه يملك معلومات موثقة وأكيدة. ولعل ما أثار حفيظة النظام في الأردن تسريب أمريكا لما جرى بين الملك وترامب من بحث آلية التعامل مع الوضع في سوريا. ومن المعلوم  أن الأردن يتهيأ حاليا للمناورة العسكرية المسماة الأسد المتأهب والتي بدأت منذ بداية الثورة في سوريا وتشترك بها دول عدة منها أمريكا وبريطانيا والأردن.

ومما ورد في حديث بشار عن الأردن هو أن الأردن لا يملك إرادة سياسية ليتصرف بناء على مصلحته، بينما قال المومني في المقابل إن بشار لا يسيطر على معظم أراضي سوريا. والواقع هو أنه لا بشار ولا الأردن يملك إرادة سياسية ولا يملكون سيطرة على أراضيهم لا بعضها ولا كلها. فسوريا جعلت أرضها مستباحة لروسيا وإيران وحزبها. والأردن ليس بأحسن حالاً حتى وإن كان ليست تحت احتلال مباشر.

أما دخول الأردن في حرب في سوريا واستعمال قواتها العسكرية فقد حاولت أمريكا أكثر من مرة توريط الأردن في الحرب الدائرة في سوريا وكان أشدها حين أقدم تنظيم الدولة على قتل الطيار معاذ الكساسبة حرقا في الوقت الذي كان فيه ملك الأردن في لقاء مع رئيس أمريكا السابق أوباما. وقد اكتفى الأردن حينها بالقيام بغارات جوية محدودة على الرقة. واستطاع الأردن أن يراوغ لفترة طويلة لعدم التورط في حربٍ تعلم الأردن جيدا أن أمريكا تتحكم بأكثر خيوطها سواء من طرف روسيا أو إيران أو حتى تنظيم الدولة. وبالتالي فيعلم الأردن جيدا أن الزج به في المعركة سيكون هو الخاسر الوحيد. ومن هنا فإن تصريح بشار عن محاولة دخول الأردن للحرب في جنوب سوريا ليس من قبيل كشف المستور، أو من قبيل إفشال خطة أمريكا في زج الأردن بحرب في سوريا. بل هي على العكس من ذلك؛ محاولة من قبل عميل أمريكا أن يضع الأردن تحت الأمر الواقع ويبرز مدى حاجة الأردن للانصياع للأمريكان وبأن "الأردن لا خيار له" وأنه "لا يملك إرادة سياسية" وأنه بذلك يستفز الأردن لجعله يقدم على الدخول في الحرب ولو من باب الرد على بشار وتصريحاته. من هنا جاء رد الأردن على لسان الدكتور المومني أن الأردن هو أول من تبنى الحل السياسي وأنه ليس مع الحسم العسكري، وليس مع التورط في حرب في سوريا. فالأردن فهم مراد الأسد ومن ورائه أمريكا ولا يزال يصر على عدم التورط في حرب سيكون فيها الخاسر الأوحد؛ إذ أن معظم القوى المؤثرة في مجريات الحرب هي أدوات أمريكية بامتياز.

ولعل أكثر ما يثير الحزن والغضب هو أن حكام سوريا والأردن يتحركون ضمن قواعد لعبة ترسمها وتفرض قوانينها أمريكا وتلعب على رقعتها بريطانيا وفرنسا وروسيا، وما حكام الأردن وسوريا إلا حجارة يحركها اللاعبون الدوليون. ولا همَّ لهؤلاء إلا أن يبقوا حجارة على الرقعة ولو كان الثمن لذلك تشريد أكثر من 10 ملايين وقتل وجرح أكثر من مليون. وإلا فإن أدنى وأقل ما كان متوقعا من الأردن وجيشه أن لا ينتظر إذن أو أوامر أمريكا ولا يقبل بخطة ولعب بريطانيا، بل أن يقوم طوعا وامتثالا للواجب الذي يفرضه الله عز وجل بنصرة أهل سوريا منذ أول يوم تمادى به بشار وجيشه بقتل الشعب وتدمير المدن والقرى على رؤوس أهلها. ﴿وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا﴾.

 لم يكتف الأردن بالتسول على أكتاف أكثر من مليون لاجئ بل وجعل من عاصمته مكتب عمليات دائماً لبريطانيا وأمريكا للتخطيط والتآمر على ثورة الشام حتى لا تصل إلى مبتغاها. وعمل على احتواء كثير من مقاتلي الثورة من أول يوم، والعمل على حرفهم عن مسارهم عن طريق الإمساك بخطوط الإمداد المالي والعسكري. ما جعل الثورة تراوح مكانها منذ أكثر من 6 أعوام وجعلها عرضة للمساومة والانحراف. إن الدور الذي لعبه الأردن منذ أن بدأت الثورة لا يقدر بثمن للحيلولة دون انتصار الثورة. وبشار يعلم ذلك جيدا، وقد ذكّره المومني بذلك حين قال كنا أول من نادى بالحل السلمي السياسي ونحن من أقنعنا العالم بضرورة هذا الحل.

﴿وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد الجيلاني

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı