الأسرى بحاجة إلى من يحررهم ويرسلهم ليحجوا بأنفسهم وليس لمن يحج عنهم!
الأسرى بحاجة إلى من يحررهم ويرسلهم ليحجوا بأنفسهم وليس لمن يحج عنهم!

الخبر: أطلقت جمعية الرياض مشروع حج البدل عن الأسرى الفلسطينيين في سجون الاحتلال، ويشمل المشروع الأسرى ذوي المحكوميات العالية والمؤبدات. وقال رياض شاهين رئيس مجلس إدارة الجمعية "إن المشروع يهدف لدعم صمود الأسرى في سجون الاحتلال، وإيصال رسالة أمل وتثبيت لهم من الأمة جمعاء"، مضيفا "أن المشروع طرح للمشاركة في جميع البلاد العربية والإسلامية، بغية كسر حالة الحصار والعزلة المفروضة على الأسرى الفلسطينيين وخطوة لاستعادة زخم الشارع العربي والإسلامي نحو القضية الفلسطينية عموماً وقضية الأسرى القابعين خلف قضبان المحتل بشكل خاص".

0:00 0:00
Speed:
February 20, 2017

الأسرى بحاجة إلى من يحررهم ويرسلهم ليحجوا بأنفسهم وليس لمن يحج عنهم!

الأسرى بحاجة إلى من يحررهم ويرسلهم ليحجوا بأنفسهم

وليس لمن يحج عنهم!

الخبر:

أطلقت جمعية الرياض مشروع حج البدل عن الأسرى الفلسطينيين في سجون الاحتلال، ويشمل المشروع الأسرى ذوي المحكوميات العالية والمؤبدات.

وقال رياض شاهين رئيس مجلس إدارة الجمعية "إن المشروع يهدف لدعم صمود الأسرى في سجون الاحتلال، وإيصال رسالة أمل وتثبيت لهم من الأمة جمعاء"، مضيفا "أن المشروع طرح للمشاركة في جميع البلاد العربية والإسلامية، بغية كسر حالة الحصار والعزلة المفروضة على الأسرى الفلسطينيين وخطوة لاستعادة زخم الشارع العربي والإسلامي نحو القضية الفلسطينية عموماً وقضية الأسرى القابعين خلف قضبان المحتل بشكل خاص".

وعن آلية المشاركة أوضح شاهين "أن الجمعية أعدت نموذجاً نشر على موقعها الإلكتروني يمكن للراغبين الاطلاع على كافة معلومات الأسرى واختيار اسم الأسير الذي يود أداء فريضة الحج نيابة عنه، حيث ستقوم الجمعية بالتواصل مع ذوي الأسير وإبلاغهم بكافة التفاصيل حول المشاركة". (وكالة معا - غزة 2017/02/19)

التعليق:

الحج حق من حقوق الله على العباد، والحج فريضة في العمر مرة، عند أول ما تتوافر الاستطاعة. من الصحة وإمكان السفر وأمن الطريق... أي إمكان الوصول إلى بيت الله الحرام، لقوله تعالى: ﴿وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً﴾ ولقد قرن الله سبحانه وتعالى في كثير من الآيات ذِكر الحج وذِكر الجهاد في سورتي البقرة والحج وكأن المشقة الحاصلة في الحج مع المشقة في الجهاد تبين الحكمة من ذكرهما متتابعين، بل إن أعمال الرسول rوالصحابة في حالات كثيرة دلت على أنه ما أن ينتهي الواحد منهم من الحج حتى يبادر إلى تسيير الجيوش لقتال الأعداء.

هكذا كان الخلفاء الراشدون ومن تبعهم من الخلفاء الصالحين، كانت زحوفهم إلى حجهم تتواصل مع زحف جيوشهم إلى قتال عدوهم، ثم خلَف من بعدهم خلف فصَلوا أحكام الإسلام عن بعضها فعطلوا الجهاد أولا ثم تجرؤوا أكثر بأن عطل آل سعود الحج على كثير من المسلمين - وبصمت حكام المسلمين الضرار والتآمر معهم - حتى صارت أولى موانع الحج وأسباب عدم الاستطاعة هي القوانين الجائرة التي تضعها السعودية للموافقة على قبول الشخص أو عدم قبوله لدخول السعودية وأداء فريضة الحج. بل هناك من تكبد السفر ووصل إلى الحدود ثم منع من الحج لمخالفة بسيطة أو نقص ورقة في المعاملة أو منعٍ أوعزت به الدول الكافرة المستعمرة إليها لتمنع فلانا لأنه غير مرغوب عندهم أو لجرأته في قول الحق.

والكفار المستعمرون بذلوا في سبيل تحويل هذه الأمة عن عقيدتها كل ما في وسعهم من مكر وحيلة، ومن قوة كذلك وعُدّة. وحين يُعييهم أن يحاربوها بأنفسهم، يجندون من المنافقين المتظاهرين بالإسلام، أو ممن ينتسبون - زوراً - للإسلام، من بعض المسلمين طواعية واتباعاً، فهم ولا شك سيستخدمون هذا كله في سبيل الغاية التي تؤرقهم.

الحج فرض على الاستطاعة وظاهر قوله تعالى ﴿مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً﴾ أن الخطاب بالحج والاستطاعة للمرء في عمله لا في عمل غيره، ولذلك قال مالك: لا تصح النيابة في الحج في الحياة لعذر (يعني كواقع الأسرى)، أما العاجز فيسقط عنه الحج، والعجز يتمثل في المرض الذي لا يؤمل شفاؤه أو الموت، فتلك أسباب تجعل الأمل في استطاعة الشخص أن يحج بنفسه معدوماً.

فيا حكام السعودية ومن معهم من الأيادي الخفية:

لماذا تركتم واجبكم الأساسي نحو الأسرى وهو الجهاد لطرد المحتل وتحرير البلاد والعباد؟

هل واجبكم أن تفتحوا المجال لأشخاص ليحجوا عن الأسرى ذوي المحكوميات العالية والذين يعانون ما يعانون، ومحرومون من كل ما يحتاجه الإنسان من حرية وكرامة وأمن ودفء عائلي وقدرة على القيام بواجباتهم الشرعية حسب أوامر الله....الخ؟!

هل يكسر الحصار والعزلة عن الأسرى قيام أشخاص ما بالحج عنهم؟!

وهل هذا يدعم صمودهم ويرسل لهم رسالة أمل! أم يثبطهم ويزيدهم غما فوق غمهم!

إن الأسرى لا يحتاجون إلى من يحج عنهم، إنهم يحتاجون إلى خليفة يحررهم ويرعاهم ويوفر لهم أسباب الاستطاعة للحج بأنفسهم.

حرم الله من حرم المسلمين من القيام بواجباتهم الشرعية، وعجل الله بالنصر وإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة حتى يعود للحج أميره.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم: راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı