الأزمة الديموغرافية في اليابان والصين  المجتمع العلماني محبَط فيما تقلّ عدد الزيجات ويقل عدد الأطفال
الأزمة الديموغرافية في اليابان والصين  المجتمع العلماني محبَط فيما تقلّ عدد الزيجات ويقل عدد الأطفال

الخبر: تشعر اليابان والصين بالقلق الآن بشأن انخفاض عدد سكانهما نتيجة انخفاض عدد الأطفال الذين يولدون وزيادة عدد السكان المتقدمين في السن. تُعَدّ اليابان الآن أسرع انخفاضاً في عدد السكان. فقد كان هناك أقل من 800000 طفل ولدوا العام الماضي. وشدد رئيس الوزراء كيشيدا فوميو في خطابه على أن معدل المواليد قد انخفض وأنهم "على شفا عدم القدرة على الحفاظ على مجتمع فاعل". كما أن معدل الخصوبة آخذ في الانخفاض عاماً بعد عام، حيث وصل إلى 1.30 في عام 2021.

0:00 0:00
Speed:
March 02, 2023

الأزمة الديموغرافية في اليابان والصين المجتمع العلماني محبَط فيما تقلّ عدد الزيجات ويقل عدد الأطفال

الأزمة الديموغرافية في اليابان والصين

المجتمع العلماني محبَط فيما تقلّ عدد الزيجات ويقل عدد الأطفال

(مترجم)

الخبر:

تشعر اليابان والصين بالقلق الآن بشأن انخفاض عدد سكانهما نتيجة انخفاض عدد الأطفال الذين يولدون وزيادة عدد السكان المتقدمين في السن. تُعَدّ اليابان الآن أسرع انخفاضاً في عدد السكان. فقد كان هناك أقل من 800000 طفل ولدوا العام الماضي. وشدد رئيس الوزراء كيشيدا فوميو في خطابه على أن معدل المواليد قد انخفض وأنهم "على شفا عدم القدرة على الحفاظ على مجتمع فاعل". كما أن معدل الخصوبة آخذ في الانخفاض عاماً بعد عام، حيث وصل إلى 1.30 في عام 2021.

حاولت الحكومة اليابانية معالجة هذه المشكلة من خلال تقديم المساعدة المالية لتربية الأطفال، والتعليم قبل المدرسي، وخدمات الرعاية التمريضية، وإصلاحات مكان العمل. وتقدم الحكومة أيضاً حوافز مالية للطفل، بما في ذلك الدعم المالي للمساعدة في تغطية تكلفة ضروريات ما بعد الولادة مثل عربات الأطفال وحفاضات وحليب الأطفال.

الحالة نفسها تواجهها الصين. فقد انخفض عدد سكان البلاد إلى 1.411 مليار في عام 2022، بانخفاض حوالي 850 ألف شخص عن العام السابق. ويشكل كبار السن في الصين الآن ما يقرب من خُمس سكانها، ويمكن أن يسلكوا طريقاً مشابهاً لليابان.

حاولت الحكومة الصينية أيضاً زيادة معدلات المواليد من خلال تصميم سياسة للقيام بذلك، وخفض تكاليف الحمل والولادة وتربية الأطفال والتعليم، بما في ذلك صياغة استراتيجية وطنية استجابة لشيخوخة السكان، وتطوير برامج رعاية المسنين وتقديم خدمات أفضل لكبار السن الذين يعيشون بمفردهم. حتى إن بعض المناطق في الصين بدأت في تقديم حوافز نقدية وإعانات عقارية لتشجيع المزيد من الولادات. (سي إن إن + ذا ديبلومات)

التعليق:

إن انخفاض عدد السكان لا يحدث في الواقع في الصين واليابان فقط، بل في جميع أنحاء العالم، وخاصة في الدول الغربية؛ في أوروبا وأمريكا وأستراليا. والأسباب متشابهة تماماً؛ ارتفاع تكلفة المعيشة، ونقص دعم رعاية الأطفال من الدول التي تجعل من الصعب تربية الأطفال، وفرص عمل أقل، وأجور أقل، وساعات عمل متعبة، ونقص السياسات الداعمة في تلك البلدان للمتزوجين مثل إجازة الأمومة والأبوة. ومن أكثر العوامل تأثيراً ثقافاتُ العالم الغربي التي تعيش بحرية والتي تشمل اليابان والصين.

بناءً على هذه العوامل، يصبح من الصعب، إن لم يكن من المستحيل، على هذه البلدان حل الأزمة الديموغرافية. إن تقديم الحوافز المالية وحدها لا يكفي في ظل ظروف اقتصادية صعبة للغاية وفي مجتمع ليبرالي. الحل هو فقط تغيير نظام الدولة الذي يمثل المشكلة الجذرية لهذه المشكلة السكانية المتدهورة، وهي الأيديولوجية العلمانية.

العلمانية، بصفتها الطبيعية، تمنع الدولة من إدارة مجتمعها بشكل كامل للوصول بهم إلى مجتمع جيد ومزدهر. ما يمكننا رؤيته هو مجتمع أقل رعاية من جهة الدولة لكل شيء تقريباً يتعلق باحتياجاتهم؛ الصحة، والسكن، والعمل، ناهيك عن الأخلاق. ومن ثم يخلق ذلك مجتمعاً محبطاً، ما يؤدي إلى عدد أقل من الزيجات وعدد أقل من الأطفال.

كل ما يقع على هذه الأرض في نظر الإسلام من مصائب ونكبات هو بما كسبت أيدي الناس. لذا فإن العودة إلى الإسلام هي الحل الوحيد لهذه المشكلة. لقد نظم الإسلام بل فرض على الدولة توفير الاحتياجات الأساسية لرعاياها، ليس فقط الاحتياجات المادية ولكن أيضاً الاحتياجات الروحية. سيؤدي ذلك إلى نوعية راقية من المجتمع، ويمكن بسهولة منع جميع الأزمات. ولنتذكر قول الله تعالى: ﴿ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسوار أنس

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı