البحث عن حلول من النّظام الرأسمالي، مصدر الأزمات، هو كالتّمسك بشبكة العنكبوت!
البحث عن حلول من النّظام الرأسمالي، مصدر الأزمات، هو كالتّمسك بشبكة العنكبوت!

الخبر:   تمّ الإعلان عن البرنامج المتوسط المدى، الذي يقدّم خارطة طريق للاقتصاد على مدى ثلاث سنوات. وخفضت الحكومة، التي أعلنت أهدافها الرئيسية للاقتصاد الكلي مثل التضخم والتوظيف والنمو للفترة 2024-2026، توقّعاتها للنمو مقارنة بالفترة السابقة ورفعت توقعاتها للتضخم. 

0:00 0:00
Speed:
September 18, 2023

البحث عن حلول من النّظام الرأسمالي، مصدر الأزمات، هو كالتّمسك بشبكة العنكبوت!

البحث عن حلول من النّظام الرأسمالي، مصدر الأزمات، هو كالتّمسك بشبكة العنكبوت!

(مترجم)

الخبر:

تمّ الإعلان عن البرنامج المتوسط المدى، الذي يقدّم خارطة طريق للاقتصاد على مدى ثلاث سنوات. وخفضت الحكومة، التي أعلنت أهدافها الرئيسية للاقتصاد الكلي مثل التضخم والتوظيف والنمو للفترة 2024-2026، توقّعاتها للنمو مقارنة بالفترة السابقة ورفعت توقعاتها للتضخم.

التعليق:

بينما أعلن وزراء المالية عن البرامج السابقة، أعلنها الرئيس أردوغان شخصياً هذه المرة. فقد تم نشر هذا البرنامج، الذي يتضمن تخطيطاً اقتصادياً لمدة 3 سنوات، 18 مرة منذ عام 2006. وفي عام 2026، برزت إلى الواجهة خطابات مبهرجة وطموحة مثل التضخم المكون من رقم واحد، وضمان الاستقرار الكلي، وزيادة النمو والتوظيف، و(العدالة الاجتماعية).

وفي حديثه خلال تقديم البرنامج، قال أردوغان: "إنهم كحكومة يدعمون البرنامج المتوسط المدى بشكل كامل"، معرباً عن أن الحكومة لن تتخلى عن أولوية النمو مع اتخاذ خطوات مشددة لمكافحة التضخم. ويلفت البرنامج في المدى المتوسط المعلن عنه، الانتباه إلى انخفاض النمو، وارتفاع التضخم، وعجز الميزانية.

وقال نائب الرئيس جودت يلماز إن البرنامج له أربعة أهداف رئيسية: "ضمان الاستقرار الاقتصادي الكلي والمالي، وخفض التضخم إلى خانة الآحاد، والحفاظ على النمو والتوظيف من منظور الاستثمار والتوظيف والإنتاج والتصدير، وتعزيز العدالة الاجتماعية والازدهار".

وذكر كذلك أن توقعات النمو تبلغ 4.4 بالمائة بنهاية عام 2023.

بالإضافة إلى ذلك، وبحسب البرنامج الاقتصادي المعلن، بلغت توقعات التضخم لعام 2024 33 في المائة، و15.2 في المائة لعام 2025، و8.5 في المائة لعام 2026، فيما حددت توقعات التضخم لعام 2023 بـ 65 في المائة. ومن المتوقع أن يصل دخل الفرد إلى 12 ألفاً و875 دولاراً في عام 2024، و13 ألفاً و717 دولاراً في عام 2025، و14 ألفاً و855 دولاراً في عام 2026.

وقد أعلنت الحكومة عن خارطة طريق اقتصادية مماثلة لهذه 18 مرة من قبل، وتبين أنه لم يتم تحقيق أي من الأهداف الاقتصادية. ليست هناك حاجة للعودة إلى أبعد من ذلك في هذه القضية. على سبيل المثال، في البرنامج المتوسط الأجل الذي غطى الأعوام 2022-2023 السابقة الذي أعلنته الحكومة، استهدف بيانات التضخم 9.8 في المائة لنهاية عام 2022، و8 في المائة لعام 2023، و7.6 في المائة لعام 2024،. تم تحديد توقعات التنفيذ في نهاية عام 2021 عند 16.2 بالمائة. لكن البنك المركزي رفع توقعاته للتضخم لنهاية 2023 من 22.3 بالمئة إلى 58 بالمئة. وبالطريقة نفسها، تم ذكر بيانات الدولار أيضاً في البرنامج المتوسط الأجل السابق. وعليه، فإن التوقعات لسعر الصرف لعام 2021 ستكون 8.30، و2022 9.27، و2023 9.77، و2024 10.26. ولكن في الوقت الحالي، يبلغ سعر الدولار الأمريكي حوالي 27 ليرة تركية. وكما يمكن فهمه من هذا الجدول، فقد فشلت الحكومة في إدارة الاقتصاد والحفاظ على البيانات الاقتصادية. ويبدو أنه سيفشل بعد ذلك أيضاً.

ومن ناحية أخرى، فإن هذا البرنامج الاقتصادي الجديد المعلن عنه يهدف إلى جعل أقلية صغيرة أكثر سعادة وإثرائها أكثر. وفي واقع الأمر، بحسب معهد الإحصاء التركي، وفقاً لبيانات توزيع الدخل لعام 2022، ارتفعت حصة أغنى 20 في المائة في الدخل القومي التركي من 46.7 في المائة إلى 48 في المائة في عام 2022، في حين إن حصة الـ20 في المائة ذات الدخل الأدنى انخفضت بنسبة 0.1 في المائة إلى 6.0 في المائة. في هذه الصورة، أصبح الأغنياء أكثر ثراء بينما أصبح الفقراء أكثر فقرا. لكن أردوغان، في إعلان حزبه عام 2011، حدد هدف الدخل القومي للفرد لعام 2023 بـ25 ألف دولار. وهذا الهدف لحزب العدالة والتنمية هو العاشر الذي يغطي الفترة 2014-2018. كما تم تضمينه في خطة التنمية. لكن في عام 2023، بلغ الدخل القومي للفرد 11 ألفاً و932 دولاراً. كما فشلت هذه النقطة في تحقيق أهداف السلطة.

وكما لم يكن هناك أدنى تغيير في البرامج الاقتصادية السابقة التي أعلنتها الحكومة لصالح المجتمع، فلن يكون هناك أي تغيير آخر. لأن هذا النظام الرأسمالي الذي يأخذ من الفقراء ويعطي للأغنياء، ولا ينظر إلى الناس على أنهم بشر، وهو مصدر كل الأزمات، ما زال واقفاً على قدميه. وما لم يتم تدمير هذا النظام الماص للدماء، فإن جميع شرائح المجتمع ستستمر في القمع، باستثناء الرأسماليين الكبار.

إذن ما هو الحل؟ الحل هو النظام الاقتصادي الإسلامي.. فالنظام الاقتصادي الإسلامي فصل الثروة عن كونها سلعة لا يتم تداولها إلا بين الأغنياء. محور النظام الاقتصادي الإسلامي هو التوزيع. ولا توجد أسعار ربا وبورصات وسندات وأسهم وإدارة أسهم في النظام الاقتصادي الإسلامي. ومن ناحية أخرى، فإن النظام الاقتصادي الرأسمالي يمنع التوزيع العادل من خلال كنز الأموال. النظام الرأسمالي يحابي أصحاب رأس المال ويستعبد الموظفين. إن النظام الاقتصادي الإسلامي هو العنوان الصحيح لكل من يريد التخلص من عبودية الرأسمالية، فهو العنوان الوحيد للسلام والرخاء والوفرة.

ولذلك فإن البحث عن حلول من النظام الرأسمالي مصدر الأزمات هو كالتمسك بنسيج العنكبوت!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

يلماز شيلك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı