البوسنة تحيي الذكرى السنوية لمجزرة "سربرينيتسا"
البوسنة تحيي الذكرى السنوية لمجزرة "سربرينيتسا"

الخبر:   أحيت البوسنة والهرسك، الأربعاء، الذكرى السنوية الـ 23 لمجزرة سربرينيتسا، التي ارتكبتها القوات الصربية في تموز/يوليو 1995، وراح ضحيتها 8 آلاف و372 بوسنيا. وحضر رئيس مجلس الرئاسة في البوسنة والهرسك بكر عزت بيغوفيتش، الحفل الذي أقيم في بلدة وتوتشاري شرقي البلاد. وخلال الحفل، طالب بيغوفيتش المجتمع الدولي برفع صوته وتوجيه رسالة قوية ضد الانتهاكات التي تعرضت لها بلاده في تسعينات القرن الماضي. وأضاف بيغوفيتش أن العاقل لا يمكن أن يتقبل حدوث مثل هذه المجزرة في القرن العشرين، ووسط القارة الأوروبية. وأشار بيغوفيتش إلى أن الأمم المتحدة "وقفت صامتة واتخذت مواقف سلبية حيال ضحايا مذبحة سربرينيتسا الأبرياء، والفظائع التي مورست ضدهم". وشارك في إحياء ذكرى المجزرة من الجانب التركي، وزير العدل عبد الحميد غل، وعدد من نواب البرلمان التركي. (العرب اليوم)

0:00 0:00
Speed:
July 17, 2018

البوسنة تحيي الذكرى السنوية لمجزرة "سربرينيتسا"

البوسنة تحيي الذكرى السنوية لمجزرة "سربرينيتسا"

الخبر:

أحيت البوسنة والهرسك، الأربعاء، الذكرى السنوية الـ 23 لمجزرة سربرينيتسا، التي ارتكبتها القوات الصربية في تموز/يوليو 1995، وراح ضحيتها 8 آلاف و372 بوسنيا.

وحضر رئيس مجلس الرئاسة في البوسنة والهرسك بكر عزت بيغوفيتش، الحفل الذي أقيم في بلدة وتوتشاري شرقي البلاد.

وخلال الحفل، طالب بيغوفيتش المجتمع الدولي برفع صوته وتوجيه رسالة قوية ضد الانتهاكات التي تعرضت لها بلاده في تسعينات القرن الماضي.

وأضاف بيغوفيتش أن العاقل لا يمكن أن يتقبل حدوث مثل هذه المجزرة في القرن العشرين، ووسط القارة الأوروبية.

وأشار بيغوفيتش إلى أن الأمم المتحدة "وقفت صامتة واتخذت مواقف سلبية حيال ضحايا مذبحة سربرينيتسا الأبرياء، والفظائع التي مورست ضدهم".

وشارك في إحياء ذكرى المجزرة من الجانب التركي، وزير العدل عبد الحميد غل، وعدد من نواب البرلمان التركي. (العرب اليوم)

التعليق:

لقد ارتكبت القوات الصربية العديد من المجازر بحق المسلمين، إبّان فترة "حرب البوسنة" والتي تسببت بإبادة أكثر من 300 ألف شخص وفق أرقام الأمم المتحدة. وقد بدأت هذه الحرب في عام 1992 عندما تم الاعتراف رسمياً بجمهورية البوسنة والهرسك من قبل الاتحاد الأوروبي وأمريكا، نجم عنه صراع عنيف وحملات إبادة ممنهجة وتطهير عرقي خاصة بحق مسلمي البوشناق في البوسنة الشرقية بالقرب من الحدود مع صربيا، وانتهت في 1995، وذلك عقب توقيع اتفاقية "دايتون" بعد مذبحة سربرنيتسا التي وقعت في 11 تموز/يوليو واستمرت لقرابة الأسبوع حتى يوم 19 من الشهر نفسه، وقد صُنّفت بأنها أسوأ مجزرة شهدتها أوروبا بعد الحرب العالمية الثانية نظراً لِكمّ العنف والمجازر والدمار الذي تخللها.

خلّفت مجزرة سربرنيتسا حوالي 8 آلاف ضحية من الفتيان والرجال المسلمين العزّل بعد فصلهم عن أسرهم، ونزح على أثرها عشرات الآلاف من المدنيين، بالإضافة إلى اغتصاب الجيش الصربي لـ30 ألف امرأة مسلمة تحت أنظار المجتمع الدولي وأجهزته متمثلة في منظمة الأمم المتحدة وهي التي أعلنت سربرنيتسا منطقة آمنة تحت حماية قواتها متمثلة بعناصر الكتيبة الهولندية والتي يبلغ تعدادها 400 عنصر.

هذه القوات التي لم تتدخل طوال أيام المجزرة لأجل حماية سكان البلدة بل قاموا على العكس من ذلك بتسليم عشرات آلاف البوسنيين إلى القوات الصربية.

ما زالت لليوم وبعد مرور 23 عاما تُقام مراسم دفن لعدد كبير من رُفات ضحايا هذه المجزرة الذين دُفنوا في مقابر جماعية، حيث دأبت السلطات البوسنية في ذكرى المذبحة من كل عام على إعادة دفن مجموعة من الضحايا تم التوصل إلى هوياتهم في مقبرة "بوتشاري".

بالإضافة إلى تنظيم أنشطة مختلفة ومسيرات شعبية تحيي هذه الذكرى الأليمة في نفوس أهالي الضحايا الذين لم يجدوا لليوم من يأخذ لهم حقهم ويُضمد جراحهم، رغم إشراف منظمة الأمم المتحدة تلك التي تدّعي حماية حقوق الإنسان ونشر السلام.

إن هذه المنظمة تُثبت يوما بعد يوم وبعد كل حادثة مُفجعة أليمة تلمّ بالمسلمين في كل مكان، أنها لم تُنشَأ إلا لترسيخ التقسيم بين بلاد المسلمين وبسط النفوذ الغربي فيها وتوغله في كافة مقدراتها دون حسيب أو رقيب.

فكم من تقرير كشف تواطؤ قوات حفظ السلام المزعوم التابعة لهذه المنظمة الدولية؟! من مشاركتها بالمجازر في حق المسلمين إلى قضايا التحرش والاعتداء والاستغلال الجنسي!

إلى متى سيظل المسلمون يستنجدون بهكذا منظمات وُجدت لتنصر القوي على الضعيف، ولتحمي الوجود اللاإنساني للنظام الرأسمالي الغربي في محاولة منها لترقيع فساده وفشله المُحتّم؟!

وما هذه المجزرة البشعة والإبادة العرقية للمسلمين وإحياء ذكراها بمسيرات شعبية وتصريحات نارية دون الوقوف على حيثياتها ودوافعها الحقيقية ومآلاتها الإنسانية، مع عدم محاسبة مرتكبيها وغضّ الطرف عن نتائجها المأساوية، كل ذلك وأكثر دليل على كشف زيف هذه المنظمات الدولية وخاصة تلك التي تدّعي الإنسانية، والدول الغربية التي تُظهر محبتها وخوفها على المسلمين بينما حقدها يظهر جلياً وما تُخفي صدورهم أعظم، بالإضافة إلى كشف دور الحكومات العميلة في البلاد الإسلامية والتي يقتصر دورها دوماً على توجيه الخطابات الرنانة والتنديدات التي لا تسمن ولا تُغني من جوع.

متى سننعتق من تسلط هذا النظام الكافر الفاسد بمنظماته ومؤسساته الحاقدة الظالمة؟! ومن عبث هذه الحكومات الذليلة التي استرخصت دماءنا وصمّت آذانها عن استغاثاتنا، بل ورقصت على جراحنا بمد يد العون لهذا الغرب الكافر وإعلانها الولاء والطاعة له ولو على حساب دينها وأمتها؟!

فمن أحقّ بحمايتنا نحن المسلمات والذود عن أعراضنا إلّا نظام يتبنى أن المرأة عرض يجب أن يُصان؟ ومن أحقّ بالاقتصاص من جلادينا وقطع أيديهم عن رقابنا إلّا نظام قائم على العدل الإلهي؟

إنه النظام الذي لا يمكن تطبيقه إلّا من خلال دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي تحكم بشرع ربها فيعم الأمن والأمان الحقيقيان.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رنا مصطفى

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı