الدب الروسي يريد تقوية مخلبه العسكري والأمني على مسلمي آسيا الوسطى
الدب الروسي يريد تقوية مخلبه العسكري والأمني على مسلمي آسيا الوسطى

الخبر:   في 13 تشرين الأول/أكتوبر، نشر موقع kalampir.uz الخبر التالي تحت عنوان "بوتين حذر بلدان رابطة الدول المستقلة من الخطر": "الإرهابيون من العراق وسوريا يتجمعون في أفغانستان ويمكنهم محاولة زعزعة استقرار الوضع في بلدان رابطة الدول المستقلة". صرح بذلك الرئيس الروسي فلاديمير بوتين في لقاء مع رؤساء الأجهزة الأمنية لبلدان رابطة الدول المستقلة. ...

0:00 0:00
Speed:
October 18, 2021

الدب الروسي يريد تقوية مخلبه العسكري والأمني على مسلمي آسيا الوسطى

الدب الروسي يريد تقوية مخلبه العسكري والأمني على مسلمي آسيا الوسطى

الخبر:

في 13 تشرين الأول/أكتوبر، نشر موقع kalampir.uz الخبر التالي تحت عنوان "بوتين حذر بلدان رابطة الدول المستقلة من الخطر":

"الإرهابيون من العراق وسوريا يتجمعون في أفغانستان ويمكنهم محاولة زعزعة استقرار الوضع في بلدان رابطة الدول المستقلة". صرح بذلك الرئيس الروسي فلاديمير بوتين في لقاء مع رؤساء الأجهزة الأمنية لبلدان رابطة الدول المستقلة.

وأشار إلى أن الهجمات الإرهابية يمكن أن تنتشر مباشرة إلى جيران أفغانستان. وأضاف: "في هذا الصدد من المهم مراقبة الوضع على الحدود الأفغانية باستمرار والاستعداد لمواجهة المسلحين ومن المهم تنسيق عمل قوات الأمن وإذا لزم الأمر إجراء عمليات خاصة مشتركة".

وشدد بوتين على أن الوضع في أفغانستان بعد انسحاب القوات الأمريكية بأنه "صعب، وهو أمر معقد فقط بفعل تصرفات مجموعات من داعش".

التعليق:

يمكن اعتبار ذلك محاولة أخرى من جانب روسيا للحفاظ على نفوذها ووجودها العسكري في بلدان رابطة الدول المستقلة. والسؤال: هل روسيا بوتين "جمعية خيرية" تهتم بسلام وأمن شعوب هذه الدول وتحرص على مساعدتها؟! كلا!!! بل إن روسيا نفسها هي الدولة الإرهابية الأولى مثل الولايات المتحدة. وروسيا مثل بقية القوى الاستعمارية لا تهمها إلا مصالحها الخاصة. فإذا نظرنا إلى تاريخ روسيا الاستعماري الدموي فسنرى أن السياسة العدوانية لروسيا القيصرية ثم السياسة القمعية للاتحاد السوفيتي الشيوعي أدت إلى مذابح ملايين المسلمين في هذه البلدان وخاصة في آسيا الوسطى. لقد نهبت روسيا وما زالت تنهب ثروات وموارد هذه البلدان لقرون عدة. إن روسيا بوتين هي عدو شرس للإسلام والمسلمين. وهذا ما تؤكده الجرائم الدموية التي ارتكبها نظام بوتين في سوريا وبلدان أخرى. ويدل على ذلك أيضا حقيقة أن نظام بوتين حكم على العديد من المسلمين بمن فيهم أعضاء حزب التحرير بالسجن لمدد طويلة بحجة "محاربة الإرهاب".

إذا استُنتِج من كلمات بوتين في اجتماعه مع قادة أجهزة الأمن والاستخبارات في بلدان رابطة الدول المستقلة أنه "من المهم تنسيق عمل قوات الأمن وإذا لزم الأمر إجراء عمليات خاصة مشتركة"، عندها يمكن أن تشدد الحكومات العميلة في هذه الدول الحرب على الإسلام والمسلمين وخاصة على حزب التحرير. ويدل على هذا الاعتقالات الأخيرة لأعضاء حزب التحرير في قرغيزستان. ومن المحتمل جداً أيضاً أن تقوم الخدمات الخاصة الروسية: جهاز الأمن الفيدرالي ومجموعة فاغنر الروسية - وهي منظمة عسكرية تابعة للمخابرات الروسية بشكل غير رسمي وتقوم بالأعمال القذرة والاغتيالات - إضافة للخدمات الخاصة لهذه البلدان بتنظيم هجمات إرهابية وإلقاء اللوم على المسلمين. لأن روسيا بوتين لا تتردد في التضحية بمواطنيها الروس ناهيك عن المسلمين من أجل مصالحها الخاصة. على سبيل المثال في التسعينات لتبرير جرائم روسيا الدموية في الشيشان فجر جهاز الأمن الفيدرالي الروسي المباني السكنية في موسكو وبويناك وفولجودونسك ما أسفر عن مقتل مئات المدنيين. آنذاك اتهم جهاز الأمن الفيدرالي المجاهدين الشيشان بذلك. لاحقا كشف ضابط جهاز الأمن الفيدرالي السابق اللفتنانت كولونيل ألكسندر ليتفينينكو قائلاً إن الانفجارات هذه نفذها جهاز الأمن الفيدرالي نفسه. ووصل بوتين الموظف السابق في جهاز الأمن الكي جي بي وهو جهاز أمني شرير في الاتحاد السوفيتي السابق إلى السلطة بطريق مثل هذه الجرائم الدموية.

تحاول روسيا الحفاظ على نفوذها في آسيا الوسطى إلى حد ما خاصة في أوزبيكستان وسط ظروف تغلغل نفوذ الولايات المتحدة والصين والاتحاد الأوروبي إلى هذه المنطقة. تحقيقا لهذه الغاية فإن نظام بوتين يخيف باستمرار هذه البلدان من الوضع في أفغانستان.

يجب على المسلمين في آسيا الوسطى وخاصة في أوزبيكستان أن يدركوا أنه لا حياتهم ولا ممتلكاتهم ولا كرامتهم ستكون آمنة ما لم يتخلصوا من الحكام الدُمى وأجهزتهم الأمنية القمعية التي تخدم مصالح المستعمرين الجشعين مثل روسيا والولايات المتحدة والصين والاتحاد الأوروبي. وإن المخلص الذي ينقذهم من هذا ويؤمن لهم أرواحهم وممتلكاتهم وشرفهم هو الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فإنه كما قال رسول الله ﷺ: «إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ».

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إسلام أبو خليل – أوزبيكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı