الديمقراطية ميدان لعب النخبة الفاسدة
الديمقراطية ميدان لعب النخبة الفاسدة

الخبر:   في 27 آب/أغسطس، ألقى الصحفي الاستقصائي الباكستاني أحمد نوراني قنبلة على ممتلكات الفريق المتقاعد عاصم سليم باجوا وعائلته. قدم نوراني دليلاً موثقاً على أن باجوا وإخوته أصبحوا أثرياء في الولايات المتحدة، وقدم تفاصيل عن امتيازاتهم للبيتزا وشركات أخرى في الولايات المتحدة والإمارات وكندا. عاصم باجوا، المدير العام السابق لهيئة العلاقات العامة للجيش الباكستاني، وهو الآن رئيس هيئة الممر الاقتصادي الصيني الباكستاني، ويعمل أيضاً كمستشار خاص لرئيس الوزراء عمران خان لشؤون الإعلام والبث الحي. ...

0:00 0:00
Speed:
September 12, 2020

الديمقراطية ميدان لعب النخبة الفاسدة

الديمقراطية ميدان لعب النخبة الفاسدة

(مترجم)

الخبر:

في 27 آب/أغسطس، ألقى الصحفي الاستقصائي الباكستاني أحمد نوراني قنبلة على ممتلكات الفريق المتقاعد عاصم سليم باجوا وعائلته.

قدم نوراني دليلاً موثقاً على أن باجوا وإخوته أصبحوا أثرياء في الولايات المتحدة، وقدم تفاصيل عن امتيازاتهم للبيتزا وشركات أخرى في الولايات المتحدة والإمارات وكندا. عاصم باجوا، المدير العام السابق لهيئة العلاقات العامة للجيش الباكستاني، وهو الآن رئيس هيئة الممر الاقتصادي الصيني الباكستاني، ويعمل أيضاً كمستشار خاص لرئيس الوزراء عمران خان لشؤون الإعلام والبث الحي.

وفقاً لتلك المقالة التي نشرتها فاكت فوكَس، في إعلانه الرسمي عن الأصول، لم يسجل باجوا ملكية زوجته لأسهم في امتيازات بابا جونز بيتزا وشركات أخرى، بما في ذلك العقارات وخدمات التسويق. وفقاً للوثائق التي قدمها نوراني، فإن فاروخ زيبا زوجة باجوا هي مساهم في هذه الشركات. كما أثار تساؤلات حول سبب نمو أعمال شقيق باجوا بشكل هائل خلال الفترة التي شغل فيها عاصم باجوا مناصب عليا في الجيش الباكستاني. (آسيا تايمز)

التعليق:

حسناً، هذه ليست المرة الأولى التي نشهد فيها اكتساب النخبة في هذا النظام الرأسمالي الفاسد أموالاً طائلة من خلال الاستفادة من موقعهم، فهم لا يشاطرون الأمة التي حرمت حتى من الاحتياجات الأساسية آلامها، بل إنهم منشغلون في استغلال معظم الفرص التي حصلوا عليها أثناء العمل الرسمي. على غرار الرئيس السابق آصف علي زرداري ورئيس الوزراء السابق يوسف رضا جيلاني، اتهمت محكمة المساءلة رئيس الوزراء السابق، نواز شريف، بالمخالفة المعلنة بسبب غيابه المستمر عن الإجراءات. في آذار/مارس، قدم مكتب المحاسبة الوطني إحالة إلى محكمة المساءلة ضد المتهم بشأن الانتهاك المزعوم لقواعد (مستودع هدايا الولاية) الذي قال إنه تسبب في خسارة فادحة لخزانة الدولة. كما يذكر المرجع الرئيس التنفيذي لمجموعة أومني خواجة أنور ماجد ونجله خواجة عبد الغني ماجد. زعم مكتب المحاسبة الوطني أن يوسف رضا جيلاني، ومن أجل توسيع المنفعة غير القانونية للمتهمين، سمح لهم بالاحتفاظ بالمركبات الفاخرة التي وهبتها لهم شخصيات أجنبية من خلال تخفيف الإجراءات التي تحكم استخدامها.

تم استبدال الحكام الفاسدين مراراً وتكراراً، عن طريق الانقلاب أو الانتخابات أو حل المجالس، لكن الفساد ظل راسخاً في باكستان. تغيرت الوجوه، ولكن الفساد بقي لأن الديمقراطية بقيت. إن الديمقراطية هي مصنع الفساد لأنها تضع القانون، وتقرير الصواب والخطأ، والحلال والحرام في يد المنتَخَبين.

لقد ضمنت الديمقراطية وجود الفساد في باكستان لفترة طويلة وستستمر في ذلك إذا سمح لها بالبقاء. فقد كشفت أوراق بنما أن الديمقراطية تضمن الفساد في جميع أنحاء العالم، من روسيا إلى أمريكا الجنوبية، وليس فقط في باكستان. وعلى مدى عقود عديدة، ضمنت الديمقراطية للحكام الفاسدين إخفاء مكاسبهم غير المشروعة في الشركات والاستثمارات الخارجية، دون الكشف والتحقيق والمحاكمة والمساءلة. إنه وبسبب الديمقراطية في جميع أنحاء العالم، اضطهدت البلدان الغنية بالموارد، الناس الفقراء، وابتليت بحكام أثرياء وفاسدين للغاية. من الواضح أن السعي إلى وضع حد للفساد من خلال الديمقراطية لا طائل من ورائه وهو كمثل البحث عن علاج في المرض نفسه. تم تصميم النظام الرأسمالي للسماح للأثرياء بعدم دفع أي شيء ووضع العبء على بقية الـ99٪ من الناس. لقد أنشأ نظام السوق الحر الرأسمالي نظاماً يتم فيه كنز الغالبية العظمى من الثروة وتدفع فيه الـ99٪ رواتب الـ1%. يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ﴾.

دعونا لا نتعثر بالديمقراطية مرة أخرى، دعونا نجتهد من أجل إنهاء الفساد والظلم بإقامة الخلافة على منهاج النبوة، دعونا نجاهد في وقت سئم فيه العالم، من أمريكا في الغرب إلى الصين في الشرق، الديمقراطية والنخبة الحاكمة الفاسدة التي تغذيها، دعونا نجاهد في الوقت الذي استيقظت فيه البلاد الإسلامية، من المغرب في الغرب إلى إندونيسيا في الشرق، على هدفها الحقيقي في هذه الحياة، وهو الإسلام، دعونا نسعى جاهدين لوضع حد لفساد الديمقراطية وظلمها على هذه الأرض، ونسعى بجدية إلى تحقيق بشرى رسول الله ﷺ عندما قال: «ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ» (رواه أحمد)

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد عادل

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı