الفكرة الغربية وسياساتها سبب أزمة اللاجئين الإسلام هو الخلاص الوحيد
الفكرة الغربية وسياساتها سبب أزمة اللاجئين الإسلام هو الخلاص الوحيد

الخبر: مع دخولنا عام 2021، ووفقاً لأحدث تقرير للمفوضية، كان هناك 82.4 مليون شخص حول العالم نزحوا بسبب الصراع أو الاضطهاد. ثلاثون مليوناً من هؤلاء هم من اللاجئين، والباقي هم نازحون داخل بلادهم (48 مليوناً) أو طالبون للجوء (4.1 مليون). ما يقرب من نصف هؤلاء النازحين قسرا هم من الأطفال. (الجزيرة، 20 حزيران/يونيو 2021) ...

0:00 0:00
Speed:
July 04, 2021

الفكرة الغربية وسياساتها سبب أزمة اللاجئين الإسلام هو الخلاص الوحيد

الفكرة الغربية وسياساتها سبب أزمة اللاجئين

الإسلام هو الخلاص الوحيد

(مترجم)

الخبر:

مع دخولنا عام 2021، ووفقاً لأحدث تقرير للمفوضية، كان هناك 82.4 مليون شخص حول العالم نزحوا بسبب الصراع أو الاضطهاد. ثلاثون مليوناً من هؤلاء هم من اللاجئين، والباقي هم نازحون داخل بلادهم (48 مليوناً) أو طالبون للجوء (4.1 مليون). ما يقرب من نصف هؤلاء النازحين قسرا هم من الأطفال. (الجزيرة، 20 حزيران/يونيو 2021)

التعليق:

منذ إنشاء العالم الحديث في ظل الرأسمالية العلمانية، كانت هناك العديد من القضايا العالمية التي يعود سببها الجذري إلى حقبة الاستعمار والبنية النهائية للنظام العالمي الحالي. أزمة اللاجئين هي واحدة من تلك القضايا التي يشهدها العالم حيث يعيش عشرات الملايين من الناس في ظروف قاسية في العديد من مخيمات اللاجئين دون مقومات السكن اللائق أو الصرف الصحي أو سبل العيش الطبيعية.

بعد الحربين العالميتين، تدخل السادة الاستعماريون لتمويه الاستقلال السياسي والاقتصادي في دول العالم الثاني والثالث. لقد أنشأت الدول الرأسمالية الجشعة نظاماً عالمياً من خلال إنشاء الأمم المتحدة وصندوق النقد الدولي والبنك الدولي بحيث لا يتمكن سوى عدد قليل من البلدان من استغلال الموارد بالإضافة إلى تعطيل الحياة الطبيعية للعديد من دول العالم الثاني والثالث.

إذا نظرنا إلى أعداد اللاجئين بسبب الكوارث الطبيعية فإنه سيكون ضئيلاً مقارنة بعدد اللاجئين بسبب التدخل الغربي. إن الفكرة البريطانية عن الوطن اليهودي في فلسطين والتي تلاها دعم أمريكا القوي لكيان يهود، تركت أكثر من 5 ملايين مسلم بدون دولة حتى يومنا هذا. وأسفرت الحرب الأمريكية التي استمرت عقداً من الزمن ضد أفغانستان وضد طالبان منذ عام 2001 إلى نزوح أكثر من 2.5 مليون شخص منهم مليونان غادروا إلى باكستان وإيران. وتسبب التدخل الأمريكي في الصومال الذي أزاح اتحاد المحاكم الإسلامية في زعزعة الاستقرار وأدى إلى نزوح 800 ألف شخص معظمهم يتمركزون في داداب ومخيم كاكوما للاجئين في كينيا. واضطر ما يقرب من 7 ملايين شخص إلى مغادرة سوريا بسبب تدخل أمريكا وروسيا لتقوية بشار الأسد ضد الفصائل الإسلامية بمساعدة بلدان إسلامية مجاورة مثل تركيا وإيران والسعودية... هذه مجرد أمثلة قليلة وهناك العديد من البلدان المشابهة حيث يكون النزوح هو السبيل الوحيد لدى المدنيين الذين يكافحون من أجل عيش حياة طبيعية بعد الحرب.

ليس فقط التدخل المباشر من الغرب ولكن أيضاً الفكرة الغربية عن الدولة القومية والتي أوجدت دولاً عدة بحدود جديدة حيث جعلت الناس من مجتمعات مختلفة كأقليات تركوا تحت رحمة مجتمع الأغلبية في تلك البلدان. وقد أدى ذلك إلى تحول مليون من مسلمي الروهينجا في ولاية راخين في بورما إلى لاجئين في مخيمات كوكس بازار في بنغلادش. وتسببت مذبحة سريلانكا بحق شعب التاميل في ترك عشرات الآلاف من رعاياهم كلاجئين في الهند ودول أخرى. 80٪ من السكان المسلمين أي حوالي 400.000 شخص من جمهورية أفريقيا الوسطى قد فروا إلى الدول المجاورة مثل الكاميرون وتشاد بسبب المشاعر المعادية للمسلمين في جمهورية أفريقيا الوسطى.

إن الإسلام يخاطب البشرية جمعاء بصفتهم مخلوقات لله تعالى، كما ويشار إلى الناس من مختلف الطوائف غير الإسلامية التي تعيش في ظل نظام الخلافة باسم أهل الذمة، وتحميهم الدولة ولا تهددهم لتحقيق مكاسب سياسية. أما السياسة الخارجية للخلافة فليس هدفها إيجاد حالة من عدم الاستقرار والتدخل لتحقيق مكاسب مادية، ولكن هدفها هو نشر الإسلام للبشرية جمعاء. ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ﴾.

لقد صاغ الإسلام أناساً من خلفيات مختلفة في أمة واحدة على أساس الرابطة المبدئية التي تتمثل عقيدتها في الخضوع للخالق. ولا تقتصر هذه الرابطة على عرق أو لغة أو منطقة معينة، لذا فقد رحب الأنصار بالمهاجرين في المدينة وأصبحوا إخوة، عندما فتحت الخلافة أراضي جديدة، استقطبت العقيدة الإسلامية مجموعة متنوعة من الناس واعتنقوا الإسلام باعتباره أسلوب حياتهم الخاص دون إكراه.

﴿وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فيصل بن أحمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı