الغذاء والمأوى للأوكرانيين، والمجاعة والتشريد للمسلمين
الغذاء والمأوى للأوكرانيين، والمجاعة والتشريد للمسلمين

الخبر: ذكرت وكالة الأنباء العربية (الجزيرة) اليوم ما لم تعتبره أي وكالة أنباء غربية مهماً: "إنّ العائلات تخشى أنّ الأمم المتحدة تقلّص المساعدات الغذائية إلى شمال غرب سوريا". ونُقل عن متحدث باسم برنامج الغذاء العالمي توضيح مفاده "بالنسبة لشمال غرب سوريا، يعني هذا أنه اعتباراً من أيار/مايو 2022، ستنخفض سلة الغذاء من 1300 إلى 1170 سعراً حرارياً لكل شخص"، ما سيؤثر على حوالي 1.3 مليون شخص هم جزء بسيط من 12 مليون شخص يواجهون انعدام الأمن الغذائي في سوريا.

0:00 0:00
Speed:
April 18, 2022

الغذاء والمأوى للأوكرانيين، والمجاعة والتشريد للمسلمين

الغذاء والمأوى للأوكرانيين، والمجاعة والتشريد للمسلمين

 (مترجم)

الخبر:

ذكرت وكالة الأنباء العربية (الجزيرة) اليوم ما لم تعتبره أي وكالة أنباء غربية مهماً: "إنّ العائلات تخشى أنّ الأمم المتحدة تقلّص المساعدات الغذائية إلى شمال غرب سوريا". ونُقل عن متحدث باسم برنامج الغذاء العالمي توضيح مفاده "بالنسبة لشمال غرب سوريا، يعني هذا أنه اعتباراً من أيار/مايو 2022، ستنخفض سلة الغذاء من 1300 إلى 1170 سعراً حرارياً لكل شخص"، ما سيؤثر على حوالي 1.3 مليون شخص هم جزء بسيط من 12 مليون شخص يواجهون انعدام الأمن الغذائي في سوريا.

التعليق:

اللاجئون النازحون داخلياً في سوريا يتضورون جوعاً منذ سنوات، يموتون من البرد في خيامهم، ويموتون من المرض ويعيشون على فتات من المساعدة، والآن كل هذا سيتناقص. ومن بين أولئك الذين لجأوا إلى الغرب، تلقى هؤلاء الذين وصلوا فعلاً استقبالاً مختلطاً في أوروبا؛ فتحت ألمانيا أبوابها لفترة وجيزة في البداية ولكن سرعان ما انتشرت موجات العنصرية ما أدّى إلى إقامة الأسوار وإغلاق الحدود البرية. ثم انتقل اللاجئون الفارون من طغيان الأسد المتعطش للدماء إلى البحار في قوارب صغيرة، وقد غرق الكثير منهم وتمّ تصوير سفن تابعة للاتحاد الأوروبي وهي تسحب قوارب اللاجئين إلى البحر لمنعها من الهبوط على الشواطئ الأوروبية. مع استمرار ارتفاع أعداد اللاجئين وظهور المشاهد المقلقة للأطفال الغرقى، أصبحت السياسات الأوروبية أكثر ذكاءً وتضمنت صفقات مشبوهة مع حكومات شمال أفريقيا للقيام بعملها القذر من خلال منع اللاجئين بوحشية من مغادرة سواحل شمال أفريقيا. كانت هناك أيضاً صفقات مع تركيا لإبقاء اللاجئين داخل تركيا، حيث أصبحوا بعد ذلك كرة قدم سياسية يتمّ كبحهم وإطلاق سراحهم بدورهم مع اندلاع التوترات الدبلوماسية بين الاتحاد الأوروبي وتركيا.

إنّ التناقض مع استقبال اللاجئين الأوكرانيين الفارين من وحشية الغزو الروسي لا يمكن أن يكون أكبر. قبل أسبوع، اعتذرت بريتي باتيل، وزيرة الداخلية البريطانية، لأن 12000 لاجئ أوكراني فقط تمكنوا من الوصول إلى بريطانيا، لكن رئيس وزرائها بوريس جونسون، أعلن أمس أن اللاجئين الذين يعبرون القناة إلى بريطانيا سيتمّ إرسالهم إلى رواندا، وهي دولة تشتهر فيها الإبادة الجماعية والفساد، وسيكون هؤلاء اللاجئون في الغالب من المسلمين.

على الرغم من هذه الفوارق، لفتت المجاعة غير الملحوظة للاجئين السوريين في خيامهم انتباهي أكثر، ويمكن أن يضاف إلى هؤلاء الضحايا الجوعى للحرب في اليمن، حيث تحدث كارثة إنسانية غير مسبوقة تغذيها الأسلحة الغربية، والفلسطينيون غير المرئيين. نعم، يتصدر الفلسطينيون عناوين الصحف أحياناً إذا قُتل أو جُرح عدد كاف منهم، مثل 150 تعرضوا للضرب والغاز والقنابل الصوتية والرصاص المطاطي هذا الصباح أثناء الصلاة في المسجد الأقصى بالقدس، ولكن عادةً ما تمرّ معاناتهم دون أن يلاحظها أحد. لطالما كان الأمر كذلك، لكن الحرب في أوكرانيا جعلت النفاق الغربي مقززاً بشكل مضاعف. صواريخ جافلين المضادة للدبابات وصواريخ ستينغر المضادة للطائرات لأوكرانيا لمحاربة روسيا، لكن لا "ستينغر" أو "جافلين" للفلسطينيين للدفاع عن أنفسهم! علاوةً على ذلك، مثلما تفتقر الأمم المتحدة إلى الأموال المخصصة للاجئين السوريين، يتمّ أيضاً تقليص برامج اللاجئين المخصصة للفلسطينيين، في حين يتم إصدار إعلانات يومية عن حزم مساعدات إنسانية وعسكرية ضخمة للأوكرانيين. وهذه ليست سوى جزء بسيط من التفاوتات. يزعم الغرب أنه يدعم وحدة أراضي أوكرانيا، لكنه قطّع أوصال البلاد الإسلامية عدة مرات، إما بشكل مباشر من خلال الغزو، أو بالاعتراف بمكاسب أصدقائهم، مثل ضمّ كيان يهود لمرتفعات الجولان. هل يجب على المسلمين الاستياء من مثل هذه التفاوتات؟

تعترف الأيديولوجية الغربية بالمساواة بين الرجل والمرأة من الناحية النظرية، لكنها في الواقع ليست قوية بما يكفي لتجاوز الميول العرقية التي ابتليت بها أوروبا الحديثة. يزعم السياسيون الأوروبيون أنهم يتحدثون عن الإنسانية والمثل الإنسانية المشتركة، ويزعمون أنهم مدافعون عن الخير ضدّ قوى الظلام في العالم. ومع ذلك، فإن الإسلام هو الوحيد القادر على جعل الأبيض والأسود متساويين في الممارسة العملية، وبدلاً من الاستياء من التفاوت الأوروبي الحتمي، يكفي أن نكشف لأولئك الذين لم يروا بأنفسهم المحاولات المعيبة والساخرة للحكومات الغربية لتصوير نفسها على أنها شيء هم بالتأكيد ليسوا كذلك ولن يكونوا أبداً.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. عبد الله روبين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı