"الحَرقة" والعلمانية القاتلة!
"الحَرقة" والعلمانية القاتلة!

الخبر:   تابعت القوات البحرية التونسية، البحث عن ضحايا مركب تونسى يقل مهاجرين غير شرعيين اصطدم مع وحدة تابعة للقوات البحرية التونسية مما أسفر عن غرق أكثر من 50 شابا فيما لا زال البحث جارياعن جثث أخرى.

0:00 0:00
Speed:
October 15, 2017

"الحَرقة" والعلمانية القاتلة!

"الحَرقة" والعلمانية القاتلة!

الخبر:

تابعت القوات البحرية التونسية، البحث عن ضحايا مركب تونسى يقل مهاجرين غير شرعيين اصطدم مع وحدة تابعة للقوات البحرية التونسية مما أسفر عن غرق أكثر من 50 شابا فيما لا زال البحث جاريا عن جثث أخرى.

التعليق:

الهجرة السرية أو غير الشرعية عبر البحر باتجاه السواحل الأوروبية أو "الحَرقَة" كما جرى تسميتها باللهجة المحلية في تونس، كانت ولا زالت ظاهرة مُصَنّفة في المرتبة الثالثة عالميا تبعا لخطورتها بعد المتاجرة بالأسلحة والمخدرات. وتُعتبر تونس من بين أكثر البلدان العربية التي تشهد تزايدا مريبا في وتيرة هجرة الشباب خصوصا في السنوات الأخيرة ما بعد الثورة، والتي دفعت آلافاً من الشباب إلى الهروب من بلادهم، فمنهم من أبحر ونجا ومنهم من قُبض عليه وسُجِن ومنهم من غرق ومات، حتى صارت أقصى أماني الأمهات أن يرين فلذات أكبادهنّ ولو جثثا هامدة عوض أن تلتهمهم حيتان البحر أمواتا وأحياء! إذ تقول إحدى الأمهات التي فقدت اثنين من أبنائها في يوم واحد "صدق من سماها حرقة، فوالله الحرقة تملأ قلبي الجريح على فلذات أكبادي"!!

قضية "الحرقة" في تونس ليست مجرد خروقات قانونية لترتيبات الهجرة المنظّمة أو حالات شاذّة تحصل كل مرة، بل هي ظاهرة كانت ولا زالت تحظى بإقبال شبابي رهيب لها مبرّارتها الاقتصادية والسياسية والثقافية، رغم ارتفاع تكلفتها التي قد تصل إلى 2500 دولار، ورغم خطورة البحر وفرص الغرق، ورغم غموض المستقبل المجهول الذي ينتظر الشباب في أوروبا التي تعدهم بالترحيل إلى بلادهم ليمضوا عقوبة سجنية ويأملون في إعادة الكرّة!

إن تنامي هذه الظاهرة بقوة، لا يجعل مجالا للشكّ أن القائمين على تنظيم هذه العمليات ليسوا فقط مهرّبين وسماسرة، فالموضوع يتعدّى هؤلاء إلى شبكات متنفّذة تُدير هذا "السوق" وقد تغيّر مسالك الهجرة ومرافئها بتنسيق مع "أطراف أخرى" تُؤمّن لهم الطريق وتتغاضى عن التجاوزات في حالات كثيرة!!

عار وشنار على الحكومة في تونس أن تُفرّط في شبابها لهذا الحدّ الذي يدفعهم إلى الموت وتحديد مصيرهم في بطن الحوت على أن يبقوا في بلادهم!! ولعلّ الحكومة صارت تخاف الشباب وطاقاتهم وإرادتهم في التغيير خصوصا بعدما رأته في الثورة منذ سنين، وقدرة الشباب في تونس الذي يُشكل أكثر من 60% من التركيبة المجتمعية، هذه الفئة هي التي أطاحت خلال أيام بصرح "المخلوع بن علي" الذي شيّده لسنين، فصارت تتعمّد تهميشهم وتضييق العيش عليهم ليختاروا هذا المصير المجهول فترتاح منهم أو يرتاحوا منها! وكان رئيس الحكومة يوسف الشاهد قد أعلن منذ شهر أن الحكومة الجديدة ستكون "حكومة حرب" على الفساد، صدقاً قال وباطلاً قصد، لأنها (كانت ولا زالت) حكومة حرب على الله ورسوله وعلى أبناء تونس الذين اكتووا بنار البطالة والفقر والحاجة والظلم، ليؤول الأمر بالكثير منهم إلى حرق أنفسهم أمام المراكز الحكومية على أعين المسؤولين والمتنفذين، حتى أصبحنا نستيقظ في كل مرة على فاجعة "حارق" أو "محروق"!!

 رغم بِرَك الثروات التي تعوم عليها تونس، فلم يُغن عنهم النفط والفوسفات والطاقة الشمسية والزيتون والملح أن تُهمّشهم بالكامل وتدفعهم إلى الموت السريع بحرا أو تُذيقهم الموت البطيء على أرضهم!

لقد أوصى رسولنا الأكرم rبالشباب وعني الإسلام بهذه الفئة العمرية بوصفها عماد الأمم وحملة شعلتها، وعلى مدار التاريخ الإسلامي أو دعوات الأنبياء والمرسلين كان الشباب أكثر الناس تأثرا وأسرعهم استجابة وأشدهم بذلا وعطاءً، ولا عَجب أن أغلب من آمن برسول الله r هم من الشباب وأيّدوه ونصروه ونشروا دعوته وأوذوا وصبروا وجاهدوا في سبيل الإسلام وإعزازه وما وهنوا وما استكانوا! لأن الطاقة التي حباها الله بهم في هذه الفترة العمرية تجعل منهم شُعَلاً متقدة إذا ما كان الإسلام قائدا وموجِّها، وإذا ما كانت الدولة راعية قوية، تسوسهم بحق وعناية، وتولي لهم الرعاية والكفاية!

ليعلم شبابنا في تونس، أن "الحرقة" ليست هي من تقتلهم بل هي العلمانية القاتلة بما يُمثلها من أنظمة وكيانات هي التي تقتلهم، لأنها في أصلها فصل لشرع الله عن الحياة، وإقصاء لحكمه وتنظيمه الذي لا يأتيه الباطل من بين يديه ولا من خلفه، وتنصيب حكام ضالين مضلين يعبثون بالبلاد والعباد ويلعبون بمصائر الناس ومصالحهم ويهلكون الحرث والنسل ويخونون الله وأماناتهم!

ليعلم شبابنا في تونس، أن الحلّ الجذري ليس في "الحرقة" وأوروبا كما يتصوّرون لأنها أحسن السيئين، بل بإقامة نظام راشد من وحي ربّ العالمين، خلافة على منهاج النبوة، وحينها سنتحدّى الجميع، هل ما زال الشباب سيتطلّع إلى العيش في أوروبا ويبني أحلامه وطموحاته على "اللامبادوزا" (جزيرة إيطالية مرفأ للمهرّبين)، أم سيرى في دولته الكفاية والوفاية، والمنعة والعزة، وسيتطلّع إلى إيطاليا هذه المرة بعين المجاهدين الفاتحين ليبلغوا أمر هذا الدين ما بلغ الليل والنهار وليحققوا بشرى رسولهم الأكرم rبفتح رومية؟

قال عبد الله بن عمرو بن العاص، «سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ r: أَيُّ الْمَدِينَتَيْنِ تُفْتَحُ أَوَّلًا: قُسْطَنْطِينِيَّةُ أَوْ رُومِيَّةُ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ r: مَدِينَةُ هِرَقْلَ تُفْتَحُ أَوَّلًا. يَعْنِي قُسْطَنْطِينِيَّةَ»!

لقد فتح القسطنطينية شاب في مقتبل العمر هو محمد الفاتح، في انتظاركم أنتم يا شباب أمتنا أن تفتحوا رومية وكامل العالم بإذن الله وما ذلك على الله بعزيز.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ﴾ [سورة محمد]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نسرين بوظافري

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı