الهجوم الإرهابي في مدينة أكتوبي هو خدعة أخرى للطاغية نزارباييف (مترجم)
الهجوم الإرهابي في مدينة أكتوبي هو خدعة أخرى للطاغية نزارباييف (مترجم)

الخبر:   في 8 حزيران/يونيو 2016 أوردت (IA) نوفوستي كازاخستان الخبر التالي: "أدلى رئيس كازاخستان نور سلطان نزارباييف ببيان حول الهجوم الإرهابي الذي وقع يوم 5 حزيران/يونيو في أكتوبي". وجاء في البيان: "كما تعلمون فقد وقع في 5 حزيران/يونيو هجوم إرهابي في أكتوبي. ولقد اتخذت سلطات تنفيذ القانون التدابير اللازمة لقمع هذا العمل الإجرامي وتدمير وتحييد الإرهابيين. بناءً على تعليماتي، فإن مجموعة التحقيق المشتركة بين الإدارات الخاصة برئاسة وزير الداخلية قد كانت تعمل. ويجري التحقيق تحت إشراف شخصي من النائب العام. وستتم محاكمة جميع المجرمين بأقصى حد يسمح به القانون. ووفقاً لبعض البيانات، فقد نفّذ العمل الإرهابي من قبل متطرفين ينتمون إلى تنظيمات تدعي أنها دينية، حسب توجيهات الجهات الخارجية".

0:00 0:00
Speed:
June 29, 2016

الهجوم الإرهابي في مدينة أكتوبي هو خدعة أخرى للطاغية نزارباييف (مترجم)

الهجوم الإرهابي في مدينة أكتوبي

هو خدعة أخرى للطاغية نزارباييف

(مترجم)

الخبر:

في 8 حزيران/يونيو 2016 أوردت (IA) نوفوستي كازاخستان الخبر التالي: "أدلى رئيس كازاخستان نور سلطان نزارباييف ببيان حول الهجوم الإرهابي الذي وقع يوم 5 حزيران/يونيو في أكتوبي". وجاء في البيان: "كما تعلمون فقد وقع في 5 حزيران/يونيو هجوم إرهابي في أكتوبي. ولقد اتخذت سلطات تنفيذ القانون التدابير اللازمة لقمع هذا العمل الإجرامي وتدمير وتحييد الإرهابيين. بناءً على تعليماتي، فإن مجموعة التحقيق المشتركة بين الإدارات الخاصة برئاسة وزير الداخلية قد كانت تعمل. ويجري التحقيق تحت إشراف شخصي من النائب العام. وستتم محاكمة جميع المجرمين بأقصى حد يسمح به القانون. ووفقاً لبعض البيانات، فقد نفّذ العمل الإرهابي من قبل متطرفين ينتمون إلى تنظيمات تدعي أنها دينية، حسب توجيهات الجهات الخارجية".

التعليق:

في 5 حزيران/يونيو، قامت مجموعة من الأشخاص والتي يطلق عليها "الإرهابيين الإسلاميين" بمهاجمة متجرين. وفي وقت لاحق من ذلك اليوم، فقد هاجمت المجموعة حافلة تابعة للوحدة العسكرية 6655 من الحرس الوطني لكازاخستان. ونتيجة لهذا الحدث فقد قتل 4 مدنيين و18 مسلحاً و3 جنود، وتم اعتقال 7 مسلحين و8 أشخاص يشتبه في مساعدتهم للمسلحين. في البداية، كشف التحقيق مع الأشخاص المشتبه في تورطهم أن 45 شخصاً شاركوا في المناقشة والإعداد للهجوم الإرهابي. ولكن تبين لاحقاً أن 25 شخصاً فقط من الـ45 شخصاً قد شهدوا الأحداث اللاحقة. وتعترف وزارة الشؤون الداخلية في كازاخستان ووزارة الدفاع أن ما حدث في أكتوبي هو هجوم إرهابي.

وكانت النتائج المترتبة على تلك الأحداث فورية. ففي 10 حزيران/يوينو، أصدر رئيس كازاخستان نور سلطان نزارباييف في مجلس الأمن تعليمات للحكومة لتطوير مجموعة من المبادرات التشريعية في مجال مكافحة الإرهاب والتطرف وتهريب وبيع وتخزين الأسلحة في منطقة المؤسسات المتعلقة بالهجرة والدينية خلال شهرين.

وحدد الخبراء الموالون للحكومة على الفور المسار "الإسلامي" واتهموا تنظيم الدولة بالحادث. على سبيل المثال، قال "علي بيك كيمانوف"، الخبير في الشؤون الدينية والقانون، ورئيس مركز المؤسسة العامة “Akniet” "إن العامل الرئيسي في تطرف الجماعات الدينية هو الموقف اتجاه (تنظيم الدولة)، ففي السنوات الأخيرة، قام العديد من سكان منطقة (أكتوبي) بالانتقال إلى سوريا. وكان من بين المحفزات نداء (أبو محمد العدناني)، وهو المتحدث الصحفي لتنظيم الدولة، بتاريخ 22 أيار/مايو عام 2016، والذي دعا فيه لتنفيذ هجمات إرهابية في الدول التي سلطاتها لا تسمح لها بالذهاب إلى سوريا".

والأبرز من ذلك هو حقيقة وقوع أحداث مماثلة مؤخرًا في طاجيكستان، في أيلول/سبتمبر 2015؛ وفي قرغيزستان بتاريخ 20 تموز/يوليو عام 2015، ومثل هذه الحالات كثيرة. وكما يحدث عادة، تقوم مجموعة من عدة أشخاص، لا يملكون التدريب العسكري والأسلحة، بمهاجمة هدف ما. ونتيجة لهذا الهجوم، يُقتل معظم مرتكبو الهجوم أثناء الاعتقال، ويجلب عددٌ منهم للمحاكمة في خضم دعاية واسعة النطاق.

ولكن في المدى الطويل، وبعد هذه الأحداث، يصبح نظام الحكم في البلاد أكثر وحشية تجاه شعبه وخصوصاً المسلمين المتدينين منهم. فبإمكان السلطة أن تقوم باعتقال ومحاكمة أي رجل غير مرغوب فيه فتتهمه بإعداد هجوم إرهابي أو ما شابه ذلك. وعلاوةً على ذلك، فإن السلطات تقوم باعتقال عشرة أشخاص غير متهمين في آن واحد، ثم تفتعل قضية جنائية تتهمهم من خلالها بالإعداد لهجوم إرهابي والحكم عليهم بالسجن لمدة طويلة.

تزامن "الهجوم الإرهابي" السابق في كازاخستان إلى حد كبير مع الاحتجاجات الجماهيرية الأخيرة للشعب على التغييرات التي أدخلت على قانون الأراضي في الجمهورية التي تسمح بتأجير الأراضي للأجانب، ولا سيما الصين، لمدة تصل إلى 25 سنة. ففي نيسان/أبريل من هذا العام اندلعت الاحتجاجات التي شارك فيها الآلاف في مدن عدة من البلاد: أتيراو، وأكتوبي وسيميبالاتينسك. وفي أيار/مايو، اندلعت في مدن جاناوزن وأورال وبافلودار. وكادت تظاهرات احتجاجية أخرى تحدث في أكتاو وألماتي وأستانا وكيزيلوردا، لكن السلطات قامت بتفريقها بعنف.

لقد قام نظام الطاغية بافتعال "الهجوم الإرهابي" بمهارة، صارفاً بذلك ذهن الشعب ووسائل الإعلام عن المسيرات الاحتجاجية الجارية. وفي المستقبل سوف يتيح هذا له الفرصة بتلفيق قضايا جنائية ضد أي شخص يقف في وجه السلطة.

وكم من طغاة وفراعنة ظلموا، ظانّين بذلك أنهم خالدون وسالمون من العقاب، إلا أن التاريخ أظهر عكس ذلك، إن مصير الطغاة كارثي. ولكم في طغاة العصر عبرة، فالقذافي الذي ظن بأنه خالد في حكم ليبيا، مزقه شعبه إرباً. والرئيس التونسي زين العابدين بن علي فر من بلاده كالجرذ. وهناك العديد من مثل هذه الأمثلة. وبإذن الله، سوف يأتي هذا اليوم على طاغية كازاخستان نور سلطان نزارباييف وأصدقائه طواغيت آسيا الوسطى.

يقول الله سبحانه وتعالى في كتابه الكريم: ﴿وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إلدر خمزين

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı