الحكام الفاسدون، وليس الإسلام، هم سبب التدهور العلمي للأمة الإسلامية
الحكام الفاسدون، وليس الإسلام، هم سبب التدهور العلمي للأمة الإسلامية

الخبر:   نجحت شركة سبيس إكس الأمريكية بإطلاق مركبة الإطلاق فالكون 9، والتي أطلقت حوالي 50 قمراً صناعياً من ستار لينك في المدار. عادت المرحلة الأولى بعد الرحلة بأمان إلى الأرض. لقد كان بالفعل إطلاقها العاشر. وسقط الصاروخ على منصة هبوط عائمة. (يورو نيوز)

0:00 0:00
Speed:
August 19, 2022

الحكام الفاسدون، وليس الإسلام، هم سبب التدهور العلمي للأمة الإسلامية

الحكام الفاسدون، وليس الإسلام، هم سبب التدهور العلمي للأمة الإسلامية

(مترجم)

الخبر:

نجحت شركة سبيس إكس الأمريكية بإطلاق مركبة الإطلاق فالكون 9، والتي أطلقت حوالي 50 قمراً صناعياً من ستار لينك في المدار.

عادت المرحلة الأولى بعد الرحلة بأمان إلى الأرض. لقد كان بالفعل إطلاقها العاشر. وسقط الصاروخ على منصة هبوط عائمة. (يورو نيوز)

التعليق:

عندما بدأ الغرب استكشاف الفضاء من خلال الشركات التجارية الخاصة، كانت صناعة الفضاء في البلدان الإسلامية في حالة ركود تام.

لم يتمكن حكام البلدان الإسلامية بالرغم من وجودهم في السلطة على مدى عقود طويلة من إتقان تكنولوجيا الفضاء، سواء في مجال المهمات المأهولة أو غير المأهولة.

يسارع الأشخاص ذوو التفكير السطحي إلى إلقاء اللوم على الإسلام في مثل هذا التخلف في البلاد الإسلامية.

هنا، أولاً وقبل كل شيء، من المهم أن نلاحظ أن تطور العلم والتكنولوجيا هو مظهر من مظاهر تطبيق مبدأ معين، وجهة نظر عن الحياة، يتم بموجبها تنظيم مجتمع معين من الناس.

يعطي التاريخ العديد من الأمثلة على الانفجار العلمي والتكنولوجي في مجتمع معين بعد تبني قيم مبدئية معينة.

وبالتالي، فإن التقدم ثانوي مقارنة بالمبدأ المطبق في المجتمع.

إذا اختبر الأشخاص الذين يعيشون في منطقة معينة نهوضاً مبدئياً، فإننا بعد فترة من الوقت نشهد تطوراً سريعاً للعلم والتكنولوجيا. والعكس صحيح، إذا تعرض المجتمع لانحطاط مبدئي، فإنه يتم الشعور به في جميع مجالاته، بما في ذلك التطور التكنولوجي.

وهنا ليس من المهم بشكل أساسي ما هو أساس هذه الطفرة الفكرية.

لذلك، على سبيل المثال، قاد الإسلام عرب شبه الجزيرة العربية في العصور الوسطى إلى نهضة مبدئية أدت خلال وقت قصير إلى تطور غير مسبوق للعلوم والتكنولوجيا في الخلافة. لم يتبن المسلمون الإنجازات في هذا المجال من الشعوب الأخرى فحسب، بل ساهموا أيضاً في تطوير علوم العالم.

عندما تبنت دول أوروبا منذ قرون عدة فكرة فصل الدين عن الحياة، وألغت سلطة النصرانية التي كانت تتطفل على شعوبها، أدى ذلك أيضاً إلى أهم الاكتشافات في العلوم والتكنولوجيا.

حدث هذا أيضاً في روسيا الزراعية في بداية القرن الماضي، عندما حولت فكرة الشيوعية والاشتراكية، التي تم تبنيها على مستوى الدولة، الاتحاد السوفيتي إلى واحدة من القوى الرائدة خلال 20 عاماً (من 1917 إلى 1939).

يعود هذا الارتباط بين تطور العلم وتبني المجتمع لمبدأ معين إلى حقيقة أن كل مبدأ يشير إلى طريقة معينة لتلبية احتياجات المجتمع، أحدها هو طلب التقدم العلمي والتكنولوجي.

وهكذا، أحرزت الرأسمالية تقدماً من خلال منح حريات مطلقة غير مقيدة للمجتمع. وأدى هذا النهج، بعد دكتاتورية قاسية ورقابة الكنيسة النصرانية، إلى ازدهار العلم. وتجدر الإشارة إلى أن الآثار الجانبية لهذا النهج تمثلت في الانحطاط شبه الكامل للقيم الروحية والأخلاقية والإنسانية في هذه المجتمعات، وهو مؤشر واضح على الانهيار شبه الكامل لمؤسسة الأسرة في الدول الغربية.

لقد أحرزت الشيوعية تقدماً من خلال تطبيق مفاهيمها، حيث سيطرة الدولة المحكمة، والتي ربما أدت على المدى القصير إلى بعض التطور، ولكن فيما بعد انهارت الشيوعية دون إطلاق رصاصة واحدة عليها، تحت وطأة المشاكل المتراكمة من هذا النهج الخاطئ.

وهكذا، فإن أشكال الحكومة التي هي من صنع الإنسان تؤدي حتما إلى حقيقة أنه، يتم تكوين جانب إيجابي، ولكن الجانب الآخر، والذي لا يقل أهمية، يتم تدميره.

أما الإسلام، فيعتبر تطوير العلم قضية عالمية مشتركة بين جميع الناس، يُسمح فيها بتبني المعرفة من الشعوب الأخرى.

وقد فهم المسلمون هذا الحكم جيداً، لأن حديث النبي ﷺ يوضح ذلك: «أَنْتُمْ أَعْلَمُ بِأَمْرِ دُنْيَاكُمْ» رواه مسلم.

بالإضافة إلى ذلك، شرع الإسلام عدداً من الأحكام الأخرى التي تحفز بشكل مباشر على تطوير العلوم والتكنولوجيا.

على سبيل المثال:

يعتبر الإسلام أن منفعة المسلم للمجتمع هي صدقة جارية، وهبة تجلب أجراً من الله للمسلم حتى بعد وفاته. والاكتشافات العلمية تندرج أيضا تحت هذا التعريف.

لذلك، لم يسع المسلمون فقط، على سبيل المثال، لحفر بئر حتى يستمر أجره بعد وفاة الشخص الذي يحفره بسبب استخدام الناس للبئر، بل سعوا أيضاً إلى القيام بأمور في مجال الاكتشافات العلمية، لأنه من المعروف أنها تسهل الحياة اليومية للمجتمع.

في محاولة للحصول على ثواب الصدقات الجاريات، قام العديد من الخلفاء بتنظيم وتمويل المراكز والمختبرات العلمية، والتي كانت تزين عاصمة الخلافة.

للأسف، لا يمكننا سرد كافة الأحكام الشرعية في هذا المجال في إطار هذا المقال.

أما التدهور الحالي للعلم في البلاد الإسلامية، فهو ليس بسبب الإسلام، بل على العكس من ذلك، فهو مرتبط بهيمنة الديكتاتوريات العلمانية المدعومة من الغرب، وسيوضع حد لها في المستقبل القريب بإذن الله عندما يتم تطبيق المفاهيم الإسلامية التي ستعمل على تحفيز العلم، وعندها سيتمكن المسلمون مرة أخرى من استعادة ريادتهم في العلوم والتكنولوجيا والابتكار.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فضل أمزاييف

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı