الحكم 50 عاما على مشتبه بهم في الإرهاب يدل على فشل دعاية (الحرب على الإرهاب) في تنزانيا
الحكم 50 عاما على مشتبه بهم في الإرهاب يدل على فشل دعاية (الحرب على الإرهاب) في تنزانيا

الخبر:   بتاريخ 2022/12/16 حكمت المحكمة العليا في تنزانيا، شعبة الفساد والجرائم الاقتصادية في سونغيا، جنوب تنزانيا (السجل الفرعي)، حكمت على ستة مسلمين من بينهم مسن يبلغ من العمر 73 عاما بالسجن لمدة 50 عاما بعد إدانتهم بتهم الإرهاب والتآمر للإطاحة بالحكومة.

0:00 0:00
Speed:
January 17, 2023

الحكم 50 عاما على مشتبه بهم في الإرهاب يدل على فشل دعاية (الحرب على الإرهاب) في تنزانيا

الحكم 50 عاما على مشتبه بهم في الإرهاب يدل على فشل دعاية (الحرب على الإرهاب) في تنزانيا

(مترجم)

الخبر:

بتاريخ 2022/12/16 حكمت المحكمة العليا في تنزانيا، شعبة الفساد والجرائم الاقتصادية في سونغيا، جنوب تنزانيا (السجل الفرعي)، حكمت على ستة مسلمين من بينهم مسن يبلغ من العمر 73 عاما بالسجن لمدة 50 عاما بعد إدانتهم بتهم الإرهاب والتآمر للإطاحة بالحكومة.

التعليق:

بحسب القاضي يوسي ملامبينا، كان المتهمون يتمتعون بعلاقة وطيدة مع جماعة جهادية خارجية تآمرت لزعزعة السلام في البلاد والإطاحة بالحكومة.

من المؤسف جدا أن المسلمين المتهمين تعرضوا للقمع والظلم والانحراف في الإجراءات القانونية. فقد اعتقلوا منذ تموز/يوليو 2020 واحتجزوا لمدة عامين وخمسة أشهر على ذمة التحقيق. وهذا يعني أنه تم القبض عليهم أولا، ثم تبع ذلك مسألة التحقيق لاحقا. علاوة على ذلك، فقد حرم هؤلاء المسلمون من حقوقهم الأساسية من مثل التمثيل القانوني والزيارة العائلية، وتم نقلهم إلى أماكن مجهولة وإجبارهم على توقيع وثائق قانونية.

وفي هذا الحكم بالذات، من غير المقنع على الإطلاق التصديق بأن أسرة مكونة من ستة قرويين لا يحملون أسلحة يمكنها الإطاحة بحكومة مجهزة عسكريا تقع في دودوما التي تبعد أكثر من 700 كيلومتر، أو دار السلام التي تبعد أكثر من 900 كيلومتر عن سونغيا حيث يقيم المتهمون. فهل يمكن الإطاحة بحكومة تنزانيا من مجموعة من ستة أقارب غير مسلحين من قرية نائية؟! نعلم جميعا أن هذا مستحيل.

في الواقع، لا يمثل هذا الحكم سوى شر دعاية (الحرب على الإرهاب) الغربية المفروضة في تنزانيا. كما بدا أيضا أنه حافز لتنشيط الحملة الإرهابية بعد إجراء مدير النيابة العامة لإسقاط عدد من تهم الإرهاب، واعترف بأنهم يفتقرون إلى أدلة مقنعة للمضي قدما فيها.

في جميع تهم الإرهاب تثار العديد من الأسئلة الأساسية مثل: لماذا لا يمنح المعتقلون الحق في المحاكمة في وقت معقول؟ لماذا لا يتم الإفراج عن المعتقلين الذين يفترض أنهم أبرياء بكفالة؟ لماذا هناك شعور واضح بالترهيب والمضايقة في هذه الحالات؟ والأهم من ذلك، لماذا يتم اعتقال الأشخاص واحتجازهم لسنوات بينما يعترف الادعاء نفسه علنا في المحكمة بأن التحقيقات لا تزال جارية، ما يعني أنه ليس لديهم الأدلة اللازمة لتوجيه الاتهام إليهم حتى بعد سنوات؟ ما يبدو هو أنه هناك جدول أعمال قمعي بذريعة مكافحة الإرهاب، وانتهاكاً فظيعاً للحقوق الأساسية للبشر.

في الواقع، (الحرب على الإرهاب) هي أداة يستخدمها الرأسماليون الغربيون لاستغلال البلدان النامية والتدخل في نظامها الأمني من خلال إفساد قادتها بالمال تحت اسم تمويل مكافحة الإرهاب، كما أكد ذلك الرئيس الأمريكي السابق دونالد ترامب في عام 2016 بقوله: "باراك أوباما وهيلاري كلينتون هما مؤسسا تنظيم داعش".

لقد حان الوقت للدول النامية بما فيها تنزانيا للتخلي عن الرأسمالية وإلغاء قانون منع الإرهاب، الذي أثبت أنه ليس فقط استعماريا مع أجندة خارجية ولكنه يستهدف أيضا مجموعة واحدة من الناس في المجتمع هم المسلمون. وبدلا من ذلك يجب التركيز على دعم مبدأ الإسلام بوصفه المنصف والعادل للبشرية جمعاء.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سعيد بيتوموا

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في تنزانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı