الحكومة السودانية في خدمة المخابرات الغربية
الحكومة السودانية في خدمة المخابرات الغربية

كشفت السلطات الإيطالية عن اعتقال تونسي في السودان وقالت إدارة مكافحة الإرهاب الإيطالية "إن تونسياً مداناً بتهم تتعلق (بالإرهاب) اعتقل في السودان، مضيفة أن معز فزاني المعروف باسم "أبو نسيم"، تم توقيفه الاثنين في العاصمة السودانية الخرطوم. وأوضح السيناتور الإيطالي جياكومو ستوتشي حسب فرانس برس أن عناصر المخابرات لعبوا دورا رئيسيا في العثور على هذا التونسي (وكالة آكي الإيطالية للأنباء 2016/11/14)

0:00 0:00
Speed:
November 18, 2016

الحكومة السودانية في خدمة المخابرات الغربية

الحكومة السودانية في خدمة المخابرات الغربية

الخبر:

كشفت السلطات الإيطالية عن اعتقال تونسي في السودان وقالت إدارة مكافحة الإرهاب الإيطالية "إن تونسياً مداناً بتهم تتعلق (بالإرهاب) اعتقل في السودان، مضيفة أن معز فزاني المعروف باسم "أبو نسيم"، تم توقيفه الاثنين في العاصمة السودانية الخرطوم. وأوضح السيناتور الإيطالي جياكومو ستوتشي حسب فرانس برس أن عناصر المخابرات لعبوا دورا رئيسيا في العثور على هذا التونسي (وكالة آكي الإيطالية للأنباء 2016/11/14)

التعليق:

هذه ليست هي المرة الأولى التي تقوم بها الحكومة في الخرطوم بتسليم أبناء المسلمين لأجهزة المخابرات الغربية، فقد تكرر هذا الفعل المشين الذي يعتبر طعناً للأمة في الظهر وفي أعلى الجبين، فقد أوردت صحيفة (الشرق الأوسط: السبـت 21 ربيـع الأول 1426هـ 30 نيسان/أبريل 2005 العدد 9650 - في تقرير لكين سيلفرستون، يحمل عنوان: (مسؤولون أمريكيون وسودانيون: الخرطوم وواشنطن أصبحتا حليفتين في الحرب ضد الإرهاب وتعقدان اجتماعات استخبارية سرية). حيث أوضح كين سيلفستر أنه كان للـ (سي آي أيه) محطة سرية بالخرطوم في تشرين الثاني/نوفمبر العام 2001م، وأن جهاز الأمن السوداني سمح وداخل السودان بـ(استجواب أعضاء في تنظيم «القاعدة» كانوا يقيمون في العاصمة السودانية، وأجري التحقيق في منازل آمنة أعدها جهاز الأمن الوطني، الذي أحضر المشتبه فيهم إلى ضباط «إف بي آي». من ضمن الأشخاص الذين حقق معهم كلونان محمد بايزيد ومبارك دوري). كما (... وسمح جهاز الأمن الوطني لمكتب المباحث الفيدرالي بالتحقيق مع مدير بنك الشمال)، وسلمت ملفات خاصة بالبنك للمحققين الأمريكيين، كما أوضح كين سيلفرستون بتقريره أنه (... وإلى جانب تعاونها منذ 11 أيلول/سبتمبر، فإن أجهزة الأمن والاستخبارات السودانية سمحت بجمع معلومات عن ما سماه (بالجماعات المتطرفة) المشتبه فيها في دول لا تستطيع العناصر الأمريكية العمل فيها بفاعلية... كما أوضح سيلفرستون أن مسئولا كبيرا في جهاز الأمن الوطني السوداني التقى (... في واشنطن مع مركز مكافحة التجسس في وكالة الاستخبارات المركزية لمناقشة الوضع في العراق، طبقا لمصادر على علم بالمحادثات). كل هذا دفع قياديا أمريكيا بالسي آي أيه للصراخ (... إنهم لم يبلغونا فحسب بهوية الأشرار، بل أحضروهم لنا. يا إلهي، لا يمكننا إقناع الفرنسيين بعمل مشابه).

الواضح من كل ما أورده كين سيلفرستون بالشرق الأوسط أن هناك تعاوناً عالي المستوى يصل إلى درجة الشراكة الاستخباراتية بين جهاز الأمن الوطني السوداني والسي آي أيه الأمريكية منذ العام 2001م. نعم هذا هو مستوى العمل الذي تباشره الحكومة مع أعداء الأمة الذين يذبحونها في اليوم والليلة مئات المرات ورغم ذلك يصر حكامنا على لعق الحذاء المخابراتي الغربي وخضوعاً بدرجة عبادة للأمريكان تمارسه الدولة طلباً لمرضاتهم وعفوهم.

ويجدر بنا تذكير المسلمين بالتاريخ الناصع المشرف الذي سطرته الأمة يوم أن كانت لنا دولة وكانت تهابنا شعوب الأرض وتخضع لنا الجبابرة والقياصرة... ونبقى مع رسالة الفاروق عمر بن الخطاب الذي يعبر عن ذلك الجيل، فقد أورد الواقدي في فتوح الشام فقال: (كتب خليفة المسلمين الفاروق عمر بن الخطاب، إلى هرقل كتاباً جاء فيه: "بسم الله الرحمن الرحيم، الحمد لله الذي لم يتخذ صاحبة ولا ولداً، وصلى الله على محمد النبي المؤيد، من عبد الله عمر بن الخطاب، أمير المؤمنين، أما بعد: فإذا وصل إليك كتابي هذا فابعث إلي بالأسير الذي عندك، وهو عبد الله بن حذافة، فإن أنت فعلت ذلك رجوت لك الهداية وإن أبيت بعثت إليك رجالاً وأي رجال، رجال لا تليهيهم تجارة ولا بيع عن ذكر الله، والسلام على من اتبع الهدى وخشي عواقب الردى". انظر إلى هذه الأمة العزيزة المنيعة وانظر إلى خطاب خليفتها وقائدها، فهو يستنفر طاقات الدولة بعدتها وعتادها ليس من أجل تحرير المقدسات المغتصبة، ولا من أجل تلبية نداءات الاستغاثة التي تنطلق من حناجر الملايين من الأطفال الرضع والشيوخ الركع ممن تسحلهم أجهزة القتل الغاشمة - أمريكية كانت أم روسية - أجل ليس من أجل هذا وذاك وإنما من أجل تحرير أسير من جنود الموحدين ينتمي لجسد الأمة... ترى ماذا يقول الفاروق عمر بن الخطاب إذا علم أن أمة محمد صلى الله عليه وسلم في هذه الحقبة التاريخية المظلمة لديها عشرة آلاف أسير من أهل بيت المقدس يقبعون في سجون المغضوب عليهم إخوان القردة والخنازير، أما إذا أردنا أن نحصي عدد الأسرى في غونتنامو وصيدنايا وغيرها من سجون أعداء الأمة فإن الأرقام ستنزوي هلعاً ودهشة، من تلك الإحصائيات المهولة ولا حول ولا قوة إلا بالله، ولكن عزاءنا في ذلك كله أن الفكرة التي أنجبت الفاروق عمر بن الخطاب ستظل خصبة ولادة وستظل تنجب الرجال والأجيال التي لديها الاستعداد لتسيير الجيوش من أجل تحرير طفل أو امرأة هنا أو هناك من بلاد المسلمين المحتلة، وعما قريب إن شاء الله سنسمع خطاب خليفة المسلمين قائلاً: بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله مذل الكافرين وقاهر الطغاة المتجبرين ولو بعد حين والصلاة والسلام على المبعوث رحمة للعالمين أما بعد: من عبد الله خليفة المسلمين إلى كلب أمريكا أن ابعث إلي بالأسرى وإلا سيرت لك رجالاً يحبون الموت كحبكم للدنيا والملذات والشهوات. والسلام على من اتبع الهدى وخشي عواقب الردى.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عصام الدين أتيم

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı