الحل لمعالجة نسبة ارتفاع قتل الأطفال في بنغلاديش يكمن في نظام الإسلام وحده (مترجم)
الحل لمعالجة نسبة ارتفاع قتل الأطفال في بنغلاديش يكمن في نظام الإسلام وحده (مترجم)

 الخبر:   وفقًا للأنباء الواردة التي نشرت في دكا تريبيون، عثرت الشرطة على جثث أربعة أطفال تتراوح أعمارهم ما بين السابعة والعاشرة، في السابع عشر من شباط/فبراير 2016 ملقاةً في حفرة في منطقة هوبيغونج في بنغلادش، بعد أن فقدت آثارهم لخمسة أيام.

0:00 0:00
Speed:
February 24, 2016

الحل لمعالجة نسبة ارتفاع قتل الأطفال في بنغلاديش يكمن في نظام الإسلام وحده (مترجم)

الحل لمعالجة نسبة ارتفاع قتل الأطفال في بنغلاديش

يكمن في نظام الإسلام وحده

(مترجم)

الخبر:

وفقًا للأنباء الواردة التي نشرت في دكا تريبيون، عثرت الشرطة على جثث أربعة أطفال تتراوح أعمارهم ما بين السابعة والعاشرة، في السابع عشر من شباط/فبراير 2016 ملقاةً في حفرة في منطقة هوبيغونج في بنغلادش، بعد أن فقدت آثارهم لخمسة أيام. الأطفال هم: منير مياه 7 سنوات، وجاكاريا أحمد شوفو 8 سنوات، وتاجل مياه 10 سنوات، وإسماعيل حسين 10 سنوات. آباء جاكاريا وتاجل ومنير هم أبناء عمومة، وإسماعيل جارهم. تقول تقارير الوفاة بأن الأطفال ماتوا خنقًا حتى الموت. وقد ادعت أسر الضحايا بأن الشرطة المحلية لم تتخذ الأمر على محمل الجد، عندما قاموا بتقديم مذكرة عامة بعد عملية الاختطاف. وزعموا بأن جارهم قد يكون هو وراء عملية الاختطاف والقتل بناء على عداوة وخلافات سابقة. وقد عثر سكان المنطقة على الجثث مدفونة تحت الرمال في حفرة، وقاموا بإبلاغ الشرطة. وتشتبه الشرطة بأن المجرمين قاموا بقتل الأطفال مباشرةً بعد عملية الاختطاف. (المصدر: دكا تربيون)

التعليق:

ارتفعت في بنغلادش نسبة الاعتداء على الأطفال وقتلهم، وبطرق مروعة مخلة بالأخلاق ووصلت إلى مستوى ينذر بالخطر في الآونة الأخيرة. وقد قتل بوحشية 37  طفلاً على الأقل خلال فترة الشهر والنصف الماضيين. فقد وقع حادث القتل الوحشي لأربعة من الأطفال خلال الستة أشهر التي قتل فيها وبشكل شنيع ابن الـ12 عامًا البائع المتجول سامويل آلام راجون وابن العشرة أعوام العامل في المرآب راكيب، وقد أدى ذلك إلى غضب شعبي كبير في البلاد. هذا وقد تدنى المستوى القيمي والأخلاقي في المجتمع بشكل كبير جدًا إلى درجة جعلت أمًا غير متزوجة تلقي بطفلها حديث الولادة من مبنى مكون من خمسة طوابق في العاصمة قبل عدة أسابيع.

وقالت وزيرة شؤون النساء والأطفال نسيمة بيغوم "نحن نعمل بجد، لكن الانحراف والوحشية ازدادت نسبتهما في المجتمع." وتطالب اليوم منظمات حقوقية ومنظمات غير حكومية وكذلك المجتمع الدولي بمحاكمات سريعة وعقوبات واضحة لمعالجة هذه المشكلة، لكنهم فشلوا في أن يدركوا بأن ذلك كله هو نتيجة مباشرة لتطبيق القيم الديمقراطية الليبرالية التي يكررونها على مسامعنا مرارًا وتكرارًا، والتي لم تجلب إلا الكوارث في كل زاوية من زوايا العالم، والتي حولت البشر إلى وحوش همجية. كيف يمكن لحكومة أن تقلل من شذوذ المجتمع ووحشيته وهي تبشر عبر وسائل إعلامها وتروج لأفكار سامة كالحرية الشخصية؟!، كيف يمكن لشعوب تعيش في مجتمعاتها أن تتصرف بمسؤولية وهي تعيش في كنف نظام يعلمهم أنهم لا يخضعون لمساءلة أحد ولا حتى خالقهم؟! بل إنه من الطبيعي أن ترتفع الجريمة وإلى مستويات غير مسبوقة في المجتمعات التي يتبع فيه الناس أهواءهم ورغباتهم الخاصة ويسعون وراء منافعهم الشخصية فحسب، تمامًا كما حصل في المجتمعات الغربية العلمانية. إن الإحصاءات الصادمة وإساءات معاملة الأطفال المروعة في الغرب تثبت فقط كيف أن الله تعالى عليم خبير. يقول الله تعالى في القرآن الكريم: ﴿أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا * أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا [سورة الفرقان: 43-44]

وعلى نقيض النظام الديمقراطي الغربي، فإن النظام الإسلامي يستند إلى مفاهيم قوية ثابتة كالمحاسبة وتقوى الله. ومنذ الطفولة المبكرة تعمل الدولة الإسلامية (الخلافة) على غرس هذه المفاهيم القوية القويمة في قلوب وعقول رعاياها عبر وسائل الإعلام والنظام التعليمي الفريد المميز حتى تصبح هذه المفاهيم حاجزًا ورادعًا أساسيًا من الإقدام على القيام بكل أنواع الأعمال الإجرامية. وقد كان لهذه المفاهيم تأثير قوي على الناس في العصر الذهبي لدولة الخلافة، ولم يكن على القانون أن يبحث عن المجرمين، بل كان المجرمون أنفسهم يأتون للعدالة ويستسلمون للقانون ويعترفون بالجريمة ويطلبون العقوبة طلبًا لرضوان الله تعالى. وإذا لم يكن هذا الأساس رادعًا مانعًا للأشخاص من القيام بأمور جنائية، فإنهم سيعرضون على العدالة عبر محاكمة سريعة وستفرض عليهم عقوبات رادعة بناءً على أحكام الشريعة الإسلامية التي تطبق على الملأ لتكون رادعًا بحيث لا يجرؤ أحد على ارتكاب أي نوع من أنواع الجريمة والوحشية في المجتمع.

وختامًا، فإن معدل الإساءة للأطفال والذي ينذر بالخطر، ليس مشكلة في بنغلادش فحسب، فقد أصبحت في ظل النظام الديمقراطي الرأسمالي ظاهرة عالمية والحل يكمن في نظام الإسلام، نظام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة فحسب.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فهميدة بنت ودود

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı