الهندوس يعرضون المسلمات للبيع استمرارا في اضطهادهم للمسلمين
الهندوس يعرضون المسلمات للبيع استمرارا في اضطهادهم للمسلمين

الخبر:   في الأسابيع الأخيرة، تمّ التعبير عن الغضب تجاه تطبيق أنشأه متطرفون هندوس في الهند والذي عرض أكثر من مائة امرأة مسلمة للبيع في مزاد مزيّف. التطبيق، المسمى بولي باي، وهو مصطلح مهين يستخدمه العديد من الهندوس اليمينيين لوصف النساء المسلمات، حصل على صور النساء المسلمات وحملها في سياق بذيء وعرضها للبيع. وكانت العديد من تلك النساء ناشطات وصحفيات ومحاميات وشخصيات مؤثرة أخرى تحدثن ضد اضطهاد المسلمين في الهند. كانت فاطمة نفيس، ...

0:00 0:00
Speed:
January 11, 2022

الهندوس يعرضون المسلمات للبيع استمرارا في اضطهادهم للمسلمين

الهندوس يعرضون المسلمات للبيع

استمرارا في اضّطهادهم للمسلمين

(مترجم)

الخبر:

في الأسابيع الأخيرة، تمّ التعبير عن الغضب تجاه تطبيق أنشأه متطرفون هندوس في الهند والذي عرض أكثر من مائة امرأة مسلمة للبيع في مزاد مزيّف. التطبيق، المسمى بولي باي، وهو مصطلح مهين يستخدمه العديد من الهندوس اليمينيين لوصف النساء المسلمات، حصل على صور النساء المسلمات وحملها في سياق بذيء وعرضها للبيع. وكانت العديد من تلك النساء ناشطات وصحفيات ومحاميات وشخصيات مؤثرة أخرى تحدثن ضد اضطهاد المسلمين في الهند. كانت فاطمة نفيس، 65 عاماً، والدة الطالب المختفي نجيب أحمد، إحدى ضحايا جريمة الكراهية المقيتة هذه، والذي اختفى من سكنه الجامعي منذ 5 سنوات في ظروف مريبة بعد تعرّضه للهجوم في الليلة السابقة من أعضاء حزب أخيل بهاراتيا فيديارثي باريشاد الهندوسي القومي، الجناح الطلابي لليمين المتطرف. وجاء تطبيق بولي باي بعد ستة أشهر من تطبيق مماثل يسمى سولي ديلز والذي حمّل صور أكثر من 80 امرأة هندية مسلمة وعرضها للبيع، ما أتاح لزوار التطبيق فرصة للمطالبة بالنساء والاتصال بهن "صفقات اليوم".

وهدد نيراج بيشنوي، المتهم الرئيسي في تطبيق بولي باي الذي يستخدمه المتطرفون اليمينيون لـ"بيع" النساء المسلمات بالمزاد العلني - بقتل نفسه في حجز شرطة دلهي، بحسب مالهوترا مسؤول خلية الاستخبارات والعمليات الاستراتيجية الخاصة في شرطة نيودلهي. وقال السيد مالهوترا "اعترف المتهم بأنه يعرف منشئ "سولي ديلز"، التطبيق الذي عرضت فيه النساء المسلمات في مزاد علني. كما أنه قبل أن يكون لديه حق الوصول إلى حساب المستخدم من سويتا سينغ، الذي تم القبض عليه من قبل شرطة مومباي". (NDTV)

كما أقيم مزاد افتراضي مماثل لنساء مسلمات في الهند في وقت عيد الفطر العام الماضي، حيث نشرت قناة يوتيوب التي تديرها ليبرال دودج لايف مقطع فيديو جنسياً يحتوي على صور لنساء مسلمات، واصفة إياه بالعيد الخاص.

التعليق:

تهدف هذه التطبيقات البشعة إلى إهانة النساء المسلمات في الهند وتجريدهن من إنسانيتهن وإهانتهن وتهديدهن وإسكاتهن لجرائم نظام حزب بهاراتيا جاناتا الهندوسي المتطرف وغيره من المؤيدين لمعتقد هندوفتا الذي يدعو إلى إقامة دولة عرقية هندوسية في البلاد. إنها مجرد ذراع آخر للمضايقات والاضطهاد المستمر للمسلمين في الهند الذي يُسمح لمرتكبيها في كثير من الأحيان بتنفيذ جرائمهم دون عقاب. ففي كانون الأول/ديسمبر من العام الماضي، عُقد تجمع في هاريدوار بولاية أوتارانتشال الشمالية، دعا فيه الزعماء الدينيون الهندوس علناً إلى إبادة المسلمين في الهند، ما يوازي الأعمال الإجرامية التي ارتكبها جيش ميانمار ضد مسلمي الروهينجا. وفشلت حكومة حزب بهاراتيا جاناتا في إصدار بيان إدانة واحد للتظاهرة والخطابات التحريضية. في الواقع، أفيد بأن الاجتماع حضره عضو واحد على الأقل من حزب رئيس الوزراء ناريندرا مودي الحاكم. وفي العام الماضي، تعرّضت أكثر من عشرة مساجد في ولاية تريبورا شمال شرق الهند للتخريب على أيدي حشود هندوسية. في غضون ذلك، أصبح العنف والاضطهاد الممنهج ضد المسلمين في آسام على يد السلطات الهندوسية، بما في ذلك الإخلاء القسري من منازلهم، راسخاً. ومنذ شهور، حاولت الجماعات الهندوسية تعطيل صلاة الجمعة التي كانت تُقام في الأماكن العامة في جورجاون بالقرب من نيودلهي. ومع ذلك، لا توجد قيادة واحدة، وحاكم واحد، ودولة واحدة في العالم اليوم لمساعدة المسلمين المضطهدين. حقا إن عدم وجود دولة تدافع عن مصالح المسلمين هو ما يشجّع أعداء الإسلام على استهدافهم وتنفيذ جرائمهم الوحشية والدنيئة، بما في ذلك ضد شرف أخواتنا دون خوف من التداعيات.

يجب أن يعلم هؤلاء المتطرفون الهندوفتا أن شرف أخواتنا مقدّس في الإسلام. يتمّ وضع حمايته على مستوى حماية الحياة نفسها. في الواقع، يعرّف القرآن قول كلمة واحدة للافتراء ضد سمعة المرأة العفيفة كجريمة خطيرة تستحق عقاباً شديداً. فقد أجلى النبي ﷺ قبيلة يهودية كاملة، بني قينقاع، من الدولة الإسلامية في المدينة المنورة بسبب إساءة معاملتهم لامرأة مسلمة واحدة. وقاد الخليفة المعتصم جيشاً ضخماً لإنقاذ امرأة مسلمة واحدة أسرها الرومان. وحشد الخليفة الوليد بن عبد الملك جيشاً هائلاً، بقيادة القائد المسلم العظيم محمد بن قاسم، لإنقاذ مجموعة من النساء والأطفال المسلمين الذين سجنهم الملك الهندوسي المستبد، رجا ضاهر، وأعادهم. فالخليفة هو السند في ظل حكم الإسلام. أظهر النبي ﷺ وقادة الإسلام الحقيقيون شدة الاستجابة المطلوبة في الإسلام عندما تنتهك كرامة المرأة المسلمة. إذن، كيف سيتم اتباع إرثهم اليوم عندما يتم تدنيس شرف أخواتنا في الهند وفي جميع أنحاء العالم؟ ألا يتطلب إقامة دولة تُقدّر حقاً كرامتهن على النحو الذي حدّده القرآن والسنة؟ ألا تتطلب قيادة إسلامية حقيقية تتبنى بجدية واجبها الإسلامي لحماية شرفهن؟ ألا تحتاج إلى حاكم إسلامي مخلص يحشد جيشه دون تردد للدفاع عنهن، مثل الخلفاء في الماضي؟ وما من دولة أخرى يتحقق كل هذا في ظلها غير الخلافة على منهاج النبوة. لذلك ندعو المسلمين في الهند وفي جميع أنحاء العالم إلى العمل مع حزب التحرير لإقامة هذه الدولة النبيلة على وجه السرعة. ﴿وَاللَّهُ مَعَكُمْ وَلَن يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ﴾.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. نسرين نوّاز

مديرة القسم النسائي في المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı