الحرب في أوكرانيا إلى أين‎؟
الحرب في أوكرانيا إلى أين‎؟

الخبر:   أكد الأمين العام لحلف شمال الأطلسي (ناتو)، ينس ستولتنبرج، أن الوضع بالنسبة للجيش الأوكراني على خط المواجهة بات أكثر تعقيدا مما توقعه الحلف، منوها بأن الجيش الروسي بدأ العملية الهجومية من جهته. وأشار ستولتنبرج في مؤتمر صحفي نقلته قناة الحرة الأمريكية، إلى أن هجوم القوات الروسية والوضع الحالي للقوات الأوكرانية، لا يعتبر سببا لرفض المساعدة، بل على العكس من ذلك، يجب زيادتها. وقال إنه "لا يمكننا أن نسمح للرئيس بوتين بالانتصار، إذ إن ذلك سيكون سيئا بالنسبة لحلف شمال الأطلسي". كما أعرب أمين عام حلف الناتو عن ثقته بأن واشنطن ستواصل مساعدة كييف. ...

0:00 0:00
Speed:
November 21, 2023

الحرب في أوكرانيا إلى أين‎؟

الحرب في أوكرانيا إلى أين؟

الخبر:

أكد الأمين العام لحلف شمال الأطلسي (ناتو)، ينس ستولتنبرج، أن الوضع بالنسبة للجيش الأوكراني على خط المواجهة بات أكثر تعقيدا مما توقعه الحلف، منوها بأن الجيش الروسي بدأ العملية الهجومية من جهته. وأشار ستولتنبرج في مؤتمر صحفي نقلته قناة الحرة الأمريكية، إلى أن هجوم القوات الروسية والوضع الحالي للقوات الأوكرانية، لا يعتبر سببا لرفض المساعدة، بل على العكس من ذلك، يجب زيادتها. وقال إنه "لا يمكننا أن نسمح للرئيس بوتين بالانتصار، إذ إن ذلك سيكون سيئا بالنسبة لحلف شمال الأطلسي". كما أعرب أمين عام حلف الناتو عن ثقته بأن واشنطن ستواصل مساعدة كييف.

من ناحية أخرى، سافر ديفيد كاميرون إلى أوكرانيا في أول رحلة له كوزير خارجية بريطانيا في زيارة غير معلنة بعد أيام فقط من تعيينه المفاجئ، لكنه لم يصدر أي إعلان مهم حول مساعدات عسكرية جديدة لكييف. وأثناء لقائه بالرئيس الأوكراني فولوديمير زيلينسكي يوم الخميس، تعهد كاميرون بمواصلة الدعم البريطاني طويل الأمد لأوكرانيا. وقال كاميرون: "أردت أن تكون هذه رحلتي الأولى على المستوى الشخصي"، مضيفاً: "إنني معجب بقوة وتصميم الشعب الأوكراني...".

وفي أوكرانيا، تزايدت المخاوف بشأن الدعم العالمي، حيث أدى الصراع في الشرق الأوسط إلى صرف الانتباه عن البلاد، كما برزت أسئلة طويلة المدى حول الدعم المالي الغربي مع توجه الولايات المتحدة إلى دورة انتخابية. وقال زيلينسكي: "الآن، كما تعلمون، لا يركز العالم على الوضع في ساحة معركتنا في أوكرانيا، وهو منقسم من أجل التركيز". "هذا لا يساعد حقاً، ونحن ممتنون لأن المملكة المتحدة دعمت دائماً أوكرانيا".

التعليق:

مما لا شك فيه أن اشتعال جبهة جديدة في الشرق الأوسط في فلسطين يعتبر مؤشرا سلبيا على الحرب الروسية الأوكرانية وخاصة على الجانب الأوكراني الذي يعتمد بشكل كلي على المساعدات العسكرية الغربية وخاصة الأمريكية، أما بالنسبة لروسيا فهي بمثابة دفعة معنوية وتمني نفسها أنها كسبت الحرب أو أن ذلك أصبح وشيكا.

والمدقق في الأحداث يرى أنها تسير بحسب ما هو مرسوم لها مع بعض التغييرات؛ وذلك أن الحرب الروسية الأوكرانية اليوم تسير في مرحلة استنزاف روسيا متخذة شكلاً أقل حدة وأقل استفزازاً لروسيا، ولكنها دخلت طوراً خطيراً وهو إطالة أمد الصراع وجعله بؤرة تحرق بالتدريج روسيا وأوروبا معها؛ ما سيؤدي لوجود حالة الحرب في قلب القارة الأوروبية لسنوات طويلة.

كما أن أمريكا ما انفكت في محاولاتها دعم أوكرانيا وذلك عن طريق صفقات التمويل العسكري وربطها بمساعدات كيان يهود مع شرط الأفضلية لكيان يهود في هذه الصفقات، وكذلك دعم أوكرانيا عن طريق الحلفاء الأوروبيين وفي الشرق الأوسط.

ومما تجب ملاحظته أن أمريكا لا تعنيها وحدة الأراضي الأوكرانية أو حتى استعادة ما احتل منها حتى لا نخطئ في فهم الواقع، فأمريكا يهمها إضعاف روسيا وسيرها ضمن سياستها، وإضعاف أوروبا وربطها بها ربطا محكما، وتقوية الناتو، ومنع التوافق الصيني الروسي، ولا تهمها أوكرانيا سواء تم جعلها شرقية وغربية أو تم توحيدها، فالأهم هو تحقيق مصالح أمريكا وضمان عدم التعدي عليها، وضمن هذا السياق يفهم تصريح الناتو وزيارة وزير خارجية بريطانيا، فهم يحاولون جاهدين شد عضد الأوكران والقول لهم استمروا في الحرب ونحن ما زلنا ندعمكم، فهذه أقوال أكثر منها أفعالاً.

وفي الختام إن من أشعل هذه الحرب هو من يقرر متى ينهيها، هذا إن كانت عنده نية لإنهائها.

نسأل الله العلي العظيم أن يعيننا على اجتثاث رؤوس الكفر وهدم دولهم، ونشر رسالة الإسلام في ربوع المعمورة تحت راية دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي ستحرر بيت المقدس والعالم كله من براثن يهود والغرب والشرق الكافر، وعسى أن يكون ذلك قريبا.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد الطميزي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı