الحريات الجنسية  وباء من التحرشات الجنسية والعنف في المدارس البريطانية
الحريات الجنسية  وباء من التحرشات الجنسية والعنف في المدارس البريطانية

الخبر:   يوم الثلاثاء السادس من حزيران/يونيو، أخبر خبراء يعملون في المدارس ومع بنات صغيرات يعانين من مضايقات وتحرشات جنسية داخل وخارج الصفوف المدرسية، أخبروا لجنة برلمانية للنساء والمساواة أنه يجب أن تتخذ خطوات تجاه "القنبلة الموقوتة" للتنمر الجنسي في الصفوف الدراسية. واقترح الخبراء وجوب وضع تعليم وتدريب إجباري حول العلاقات الجنسية والتمييز على أساس الجنس في المدارس البريطانية للأطفال فوق الرابعة من العمر

0:00 0:00
Speed:
June 12, 2016

الحريات الجنسية وباء من التحرشات الجنسية والعنف في المدارس البريطانية

الحريات الجنسية

وباء من التحرشات الجنسية والعنف في المدارس البريطانية

(مترجم)

الخبر:

يوم الثلاثاء السادس من حزيران/يونيو، أخبر خبراء يعملون في المدارس ومع بنات صغيرات يعانين من مضايقات وتحرشات جنسية داخل وخارج الصفوف المدرسية، أخبروا لجنة برلمانية للنساء والمساواة أنه يجب أن تتخذ خطوات تجاه "القنبلة الموقوتة" للتنمر الجنسي في الصفوف الدراسية. واقترح الخبراء وجوب وضع تعليم وتدريب إجباري حول العلاقات الجنسية والتمييز على أساس الجنس في المدارس البريطانية للأطفال فوق الرابعة من العمر من أجل التعامل مع المستويات الوبائية للمشكلة وبدأت اللجنة البرلمانية في نيسان/أبريل بالتحقيق في مستويات وتأثير التحرشات الجنسية والعنف في المدارس ولتقديم حلول لمواجهة هذا الأمر. ونشرت معطيات في أيلول/سبتمبر نتيجة لكشف دراسة معلومات وأخبار الحرية ل BBC 5500 جريمة جنسية في المدارس البريطانية على مدى ثلاث سنوات بما فيها 300 حالة اغتصاب، وأكثر من 1500 من الضحايا كانوا دون الخامسة من العمر. وكشف استطلاع YOU GOV عام 2011 لمجموعة من الشبان ما بين 6-18 عامًا أن 30% من الإناث تقريبًا تعرضن لمداعبات جنسية بغير رغبتهن في المدارس، وأكثر من 70% سمعن تنابزاً جنسياً بالألقاب يوميًا أو عدة مرات أسبوعيًا. وفي 2014 كشفت دراسة لغيرل غايدينغ بريطانيا أنه تقريبًا 60% من النساء الشابات اللواتي تتراوح أعمارهن ما بين 13-21 قد واجهن نوعاً من أنواع التحرش الجنسي في المدرسة أو الجامعة في السنة الماضية، وحتى بنات في جيل السابعة تعرضن لسخرية جنسية. وقالت صوفي بينيت، المديرة المساعدة لفيمينستا البريطانية "الرسالة التي نسمعها مرةً تلو الأخرى هي أنها تجربة يومية للعديد من البنات والنساء الشابات وهناك إحساس بالعجز عما يستطعن فعله".

التعليق:

إن البيئة المدرسية هي صورة مصغّرة للمجتمع الذي توجد فيه. لذا، فإنه في دولة قالت واحدة من خمس نساء إنها كانت ضحية لجريمة جنسية من جيل السادسة عشرة، وفي دولة يوجد فيها سنويًا ما بين 59.000-60.000 حالة اغتصاب (بحسب إحصائية الجريمة البريطانية 2013)، في مثل هذه الدولة ليس غريبًا على الإطلاق أن تعاني المدارس والمؤسسات التعليمية من مثل هذا الوباء من الجرائم الجنسية. إن المشكلة هي نتيجة انتشار النظرة الجنسية للنساء والترويج الهائل للحريات الجنسية في المجتمعات الليبرالية التي جعلت نظرة الرجل للمرأة على أساس أنها شيء لإشباع رغباتهم. ولقد سمعت اللجنة على سبيل المثال أن البنات يجبرن من قبل الأولاد على التورط بما يعرف بـ(الصور الجنسية)، حيث إنهن يرسلن صورًا فاضحة لأجسادهن. كما وأخبرت اللجنة أيضًا أن بعض البنات يتعرضن للتنمر بسبب عذريتهن وأن هناك انتشارًا "لثقافة الفتى" في المدارس، حيث يحصل الأولاد الذكور على "نقاط" من قبل أصدقائهم عندما يقومون بعلاقة جنسية مع البنات. بالإضافة لهذا، وبحسب دراسة نشرت في شباط/فبراير من NSPCC، وهي جمعية خيرية للأطفال، أن أكثر من 40% من بنات المدارس الإنجليزية اللواتي تترواح أعمارهن ما بين 13-17 قد أكرهن على إقامة نشاطات جنسية وأن أقل بقليل من 50% من البنات اعترفن بإرسال صورٍ جنسية لأنفسهن إلى أصدقائهن الذكور. وأورد NSPCC أيضًا أن حوالي 40% من الذكور في إنجلترا ما بين 14-17 اعترفوا بمشاهدة أفلام جنسية بانتظام.

إن انتشار وتقديس الحريات الجنسية في الدول الليبرالية قد أضعف حساسية ردود فعل الأفراد تجاه الأفعال التي تنتهك كرامة النساء والبنات. لقد سمعت اللجنة على سبيل المثال أن معظم حالات التحرش الجنسي ضد البنات يتم إهمالها ووصفها "بالمزاح" من قبل المدرسين وأن العديد من الحالات لا تدون وتشعر الضحايا أنه لن يتم التعامل مع الأمر بشكل جدّي. في مثل هذه المجتمعات التي يحاصر فيها الرجال والأولاد، بشكل مستمر، بصور وأفكار تهين المرأة وتحط من شأنها ويشجعهم على ذلك أيضًا قيم ليبرالية للدولة على ملاحقة رغباتهم الجنسية، في مثل هذه الدولة لن يفلح تعليم احترام النساء في الصفوف الدراسية في معالجة المستويات العالية لهذه الجرائم الجنسية. بالإضافة لهذا، فإن التعليم الجنسي ودروس العلاقات التي تبنى على أساس الترويج والتطبيع لنفس الحريات الجنسية التي تشعل فتيل انتهاك شرف المرأة سيفاقم المشكلة عوضًا عن حلها.

هذا المستوى من المضايقات والاعتداءات على البنات في المدارس البريطانية هو إدانة صريحة للطريقة الليبرالية ونظامها في الحياة ويجب أن تكون تحذيرًا واضحًا للمستقبل القادم للشباب المسلم في العالم الإسلامي إذا ما استمر الفكر العلماني بحكم بلادنا.

إن كرامة وأمن النساء والبنات يمكن صونها فقط من قبل نظام يرفض الحريات الجنسية ويحرّم امتهان النساء وينظم بصرامة التفاعل والعلاقات بين الجنسين، كما وينظر إلى انتهاك شرف الأفراد – بالكلمة أو بالفعل – بأنها جريمة تستدعي عقابًا قاسيًا. إنه الإسلام فقط الذي يتبنى هذه القوانين والقيم ويرفع النّظرة في حماية شرف وكرامة المرأة إلى مقام غير مسبوق بين الأمم. من هنا فإن حل مشكلة الجرائم الجنسية ضد النساء والبنات، والتي طالت للأسف العالم الإسلامي، لا يمكن تحقيقها من خلال اتباع الغرب الليبرالي ولكن من خلال التطبيق الشامل للإسلام من قبل دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة.

﴿وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلۡحَقُّ أَهۡوَآءَهُمۡ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَـٰوَٲتُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلۡ أَتَيۡنَـٰهُم بِذِڪۡرِهِمۡ فَهُمۡ عَن ذِكۡرِهِم مُّعۡرِضُونَ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. نسرين نواز

مديرة القسم النسائي للمكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı