الحرية لا تتحقق بأسطول يحمل مستلزمات الغذاء والدواء وإنما بأسطول حربي يحرر البلاد والعباد
الحرية لا تتحقق بأسطول يحمل مستلزمات الغذاء والدواء وإنما بأسطول حربي يحرر البلاد والعباد

الخبر: تركيا: سفن محملة بالمساعدات ضمن أسطول الحرية تتهيأ للإبحار إلى غزة. (فرانس 24، 2024/04/19م)

0:00 0:00
Speed:
April 23, 2024

الحرية لا تتحقق بأسطول يحمل مستلزمات الغذاء والدواء وإنما بأسطول حربي يحرر البلاد والعباد

الحرية لا تتحقق بأسطول يحمل مستلزمات الغذاء والدواء

وإنما بأسطول حربي يحرر البلاد والعباد

الخبر:

تركيا: سفن محملة بالمساعدات ضمن أسطول الحرية تتهيأ للإبحار إلى غزة. (فرانس 24، 2024/04/19م)

التعليق:

ما لا يقل عن ثلاث سفن ضمن "أسطول الحرية" محملة بخمسة آلاف طن من المواد الغذائية ومياه الشرب والمساعدات الطبية، تنتظر الضوء الأخضر من السلطات التركية لمغادرة ميناء توزلا، لتتوجه نحو قطاع غزة بهدف كسر الحصار المفروض عليه من كيان يهود المحتل الجائر، وتقديم المساعدات للسكان الذين يواجهون خطر المجاعة.

هذا الأسطول ليس الأول، فقد تكررت تلك الأساطيل التي تقوم عليها منظمات المجتمع المدني ومن أبرزها "أسطول الحرية" عام 2010 الذي ضم 8 سفن شحن وعلى متنه 700 راكب ومساعدات إنسانية ومواد بناء من أنطاليا، في محاولة لكسر الحصار المفروض على قطاع غزة وإمداد السكان بحاجاتهم الأساسية، وقد تعرضت إحدى سفنه (مافي مرمرة) إلى اعتداء عسكري من قِبَل يهود أدى إلى مقتل عشرة ناشطين وإصابة 28 آخرين، تلك الحادثة التي تذرعت تركيا أنها أحدثت توترات وأزمات بينهما استمرت 12 سنة، مع أن الاعتداء مرّ دون محاسبة المعتدين!

إن خروج تلك الأساطيل له دلالات عدة منها:

أولا: أن الأمة الإسلامية فيها الخير الكثير ويجمعها الترابط العقائدي والإنساني، وحتى غير المسلمين نلمس فيهم الخير ولكن من ناحية إنسانية فقط، فقد أعرب 280 ناشطا ومدافعا عن حقوق الإنسان ومحاميا وطبيبا جاءوا من أكثر من ثلاثين دولة بينها الولايات المتحدة وكندا وبريطانيا والنرويج وألمانيا وإسبانيا وماليزيا، أعربوا عن رغبتهم في المشاركة في هذا الأسطول.

ثانيا: إن هؤلاء الناشطين بما فيهم من إنسانية، لو قُدِّر لهم العيش في ظل الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة القائمة قريبا بإذن الله، فمن المتوقع أن تتحول مشاركاتهم إلى أعمال مستندة إلى عقيدة لا إله إلا الله محمد رسول الله حينما يرون ويعيشون العدل والخير والنور الذي سيعم الأرض قاطبة في ظلها.

ثالثا: ماذا حققت أساطيل الحرية تلك؟ هل رفعت الحصار عن المستضعفين يوما؟! هل حمتهم من اعتداءات كيان يهود؟! صحيح أن الغذاء والدواء وكافة مستلزمات الحياة ضرورة ملحة لا بد من توفيرها، ولكن، هل هذا ما يحتاجه أهل غزة فقط؟ بالطبع لا، فهم ما زالوا معرضين في كل لحظة للقتل والتدمير، وقد رأينا كيف أن الكثير ممن تجمعوا ينتظرون وصول المساعدات غُدر بهم وقصفوا فسقطوا بين شهيد وجريح.

رابعا: هل بإمكان أساطيل الحرية أن تنتج الحرية؟ إذا كان المشاركون فيها قد طالبوا العالَم أمام الصحافة بضمان أمنهم وحرية عبورهم، محذرين سلطات كيان يهود من أي محاولة للصعود على متن السفن أو مهاجمتها على اعتبار أنها أعمال غير قانونية!

لقد حاول الحكام وإعلامهم أن يحرفوا دور الجيوش من دور المدافع عن المسلمين ودمائهم وأعراضهم وممتلكاتهم، إلى عامل إغاثة يُلقي بالمساعدات من الطائرات أو ينقلها بالسفن عبر البحار والمحيطات، فالأمة الإسلامية بعامة وأهل غزة والمستضعفون في الأرض بخاصة يحتاجون إلى شجاعتهم ومدافعهم لا إلى غذائهم ومدامعهم!

لقد كان الأولى والأجدر أن تتحرك أساطيل الجيوش بطائراتها ودباباتها وأسلحتها وكل ما يلزم من عتاد حربي، ساعين لنوال رضوان الله ونيل الشهادة التي يتمناها كل مسلم مؤمن غيور على دينه وعرضه، يحمل صفات المعتصم ومحمد الفاتح وغيرهم من القادة الذين سطر التاريخ بطولاتهم وعلى رأسهم الصحابة الكرام الذين، منذ عهد النبوة إلى الآن، لا يزال صيتهم وبطولاتهم ونية توجهاتهم الخالصة لله هي المحرك لكل من يحمل في نفسه روح الجهاد والغيرة على المسلمين المستضعفين في كل زمان ومكان.

وها نحن نرى نماذج حقيقية لهم في غزة في الآونة الأخيرة حين فاجأت ثلة مؤمنة مخلصة مجاهدة (حماهم الله وأيدهم بنصره، ولا نزكي على الله أحدا)، كيف أذهلوا العالم بتلك التضحيات العظام وأعادوا بما شاهدناه منهم على شاشات التلفاز ومواقع التواصل، ما رسمناه في مخيلاتنا عن بطولات الصحابة والقادة الأبطال على مر التاريخ الإسلامي المضيء.

إن أمةً توجد فيها هذه الأمثلة المؤيَدة من الله، لكفيلة أن تكون قادرة على أن يتحقق النصر على أيدي أبنائها بإذن الله، حين يأذن الله بنصره، اللهم اجعله قريبا واجعلنا من جنود الخلافة وشهودها وشهدائها، اللهم آمين.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı