الحرية، والديمقراطية، والوطنية هي مكونات ثقافة خطرة تُنتج أسوأ شخصية للإنسان (مترجم)
الحرية، والديمقراطية، والوطنية هي مكونات ثقافة خطرة تُنتج أسوأ شخصية للإنسان (مترجم)

الخبر:   أوردت صحيفة مترو يوم الجمعة 2016/06/17 أن سياح كرة القدم البريطانية قد وُثقوا عبر وسائل التواصل الإلكتروني وهم يهزأون من لاجئين أطفال كانوا يتسولون في مدينة ليل في فرنسا. مايكل ستوثارد، صحفي يعمل مع فاينانشل تايمز، ادّعى أنه رأى صبياً صغيراً يشرب البيرة (الكحول) وقام بنشر صورة له على تويتر.

0:00 0:00
Speed:
June 24, 2016

الحرية، والديمقراطية، والوطنية هي مكونات ثقافة خطرة تُنتج أسوأ شخصية للإنسان (مترجم)

الحرية، والديمقراطية، والوطنية

هي مكونات ثقافة خطرة تُنتج أسوأ شخصية للإنسان

(مترجم)

الخبر:

أوردت صحيفة مترو يوم الجمعة 2016/06/17 أن سياح كرة القدم البريطانية قد وُثقوا عبر وسائل التواصل الإلكتروني وهم يهزأون من لاجئين أطفال كانوا يتسولون في مدينة ليل في فرنسا. مايكل ستوثارد، صحفي يعمل مع فاينانشل تايمز، ادّعى أنه رأى صبياً صغيراً يشرب البيرة (الكحول) وقام بنشر صورة له على تويتر.

ويقول إن الصّبي قد شرب البيرة في خمس جرعات وتمت مكافأته ببعض القطع النقدية، قبل أن تُعرض عليه سيجارة (داس عليها ورفض تدخينها).

كما انتشر أيضًا على وسائل التواصل الإلكتروني فيديو لسواح إنجليز يرمون القطع النقدية على الأرض للأطفال المتسولين حتى يلتقطوها.

التعليق:

المعاملة المقيتة وغير الإنسانية للضحايا الأبرياء الأكثر ضعفًا في العالم لا يمكن أن تصنّف بأنها حادثة منفردة قامت بها مجموعة عشوائية من الأشخاص. هذا العنف الممنهج ضد الأطفال والعاجزين يمكن رؤيته على أنه عُرف ثقافي في جميع المجتمعات الغربية والذي يحط من قيمة الشباب ويضع الحريات الشخصية والتسلية الأنانية فوق أي قانون أخلاقي سلوكي.

أي شخص شاهد الفيديو سيكون مشمئزا للغاية من السلوك القاسي والمتكبر تجاه الناس الأكثر حاجة وبؤسا والذين عانوا الويلات العظام. ومع أن هوية الأطفال المتسولين في هذه الحادثة لم يتم تأكيدها من كونهم مسلمين، إلا أننا جميعا ندرك أن الصبي الذي شرب البيرة كان على الأغلب لاجئًا من سوريا - وهو صغير جدًا لمعرفة أن ما شربه كان يحتوي على الكحول - وهو تصرف يدرك السياح الإنجليز المتوحشون تماماً أنه مخالف لأحكام الإسلام. وبغض النظر عن كون الأطفال الذين تعرضوا لسوء المعاملة كانوا مسلمين إلا أنهم ما زالوا أطفالاً ومعاملتهم على أنهم حيوانات في حديقة الحيوان هو أمر غير مقبول بتاتا في الإسلام. إن القيم الوطنية التي تُروج لأفضلية شعب على الآخر بناء على الجغرافيا تسبب هذه الكراهية للشعوب الأخرى وتقسم الشعوب وتخلق هذا النهج الاستعماري الذي يسيطر على الآخرين ويضطهدهم. هذه ليست المرة الأولى التي يسخر فيها سياح كرة القدم الأوروبيون من اللاجئين في بلد أخرى ولن تكون الأخيرة. فقد أوردت صحيفة الإندبندنت يوم 2016/3/16 أن "مشجعي ايندنهوفن خلقوا من الفقر مسرحية من خلال رمي القطع النقدية على متسولة في مدريد. المشجعون الهولنديون كانوا يجلسون على شرفات البارات في منطقة بلازا مايور في العاصمة الإسبانية".

من الواضح في هذا الفيديو أن تلك النسوة كن يرتدين اللباس الإسلامي ومع الأخذ بعين الاعتبار حجم أزمة اللاجئين فمن المحتمل أنهن نساء مسلمات بائسات من سوريا، اللواتي في ظل الديمقراطية العالمية، قد سُلبن كرامتهن وأُلقي بهن إلى الطبقة الأسفل في المجتمع حيث إن التوسل لم يكن يوما من طبيعة الثقافة الإسلامية. أن نشاهد الإذلال لأخواتنا الحبيبات الطاهرات وطريقة معاملتهن المنحطة هو أمر يفطر قلوب المؤمنين بالله عز وجل، ولكن يجب أن يجعلنا ندرك مدى قُبح الثقافة الغربية وكيف أنها تدمر الكرامة الإنسانية. في ظل الحكم الإسلامي أثبت التاريخ مرة تلو الأخرى كيف أن الخلافة قد كرمت اللاجئين وأمنت ملاذا آمنا للهاربين من الفقر وظلم الطغاة. إن إقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة هو الذي سينقذ الضعفاء من أمتنا من هذا الاستغلال الممنهج، ويحطم الأصنام الباطلة للحرية والديمقراطية والوطنية. لقد أخبرنا الله سبحانه وتعالى في القرآن الكريم عن واجب الأمّة في إقامة حكم الإسلام في سورة المائدة: ﴿وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ﴾ [المائدة: 49].

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عمرانة محمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı