الحصاد المشؤوم
الحصاد المشؤوم

ماذا سيحدث لو انهارت أسواق المال الأمريكية؟ إذا حصلت خسائر كبيرة فإن السؤال المهم بالنسبة للمستثمرين ومحافظي البنوك المركزية والاقتصاد العالمي هو: هل النظام المالي سيمتصها بأمان أو سيضخمها؟ لا يبدو النظام المالي الأمريكي اليوم كما كان عليه قبل انهياري 2001 و2008، ...

0:00 0:00
Speed:
February 19, 2022

الحصاد المشؤوم

الحصاد المشؤوم

الخبر:

ماذا سيحدث لو انهارت أسواق المال الأمريكية؟

إذا حصلت خسائر كبيرة فإن السؤال المهم بالنسبة للمستثمرين ومحافظي البنوك المركزية والاقتصاد العالمي هو: هل النظام المالي سيمتصها بأمان أو سيضخمها؟

لا يبدو النظام المالي الأمريكي اليوم كما كان عليه قبل انهياري 2001 و2008، ومع ذلك ظهرت مؤخرا بعض العلامات المألوفة على وجود تخوف في بورصة وول ستريت مثل وجود أيام يكون التداول فيها جامحا بلا نتائج حقيقية، وتقلبات أسعار مفاجئة، حيث إن النظام المالي الأمريكي الجديد لا يزال مليئا بالمخاطر في ظل ارتفاع أسعار الأصول، في وقت تقوم فيه البنوك المركزية برفع أسعار الربا لترويض التضخم.

التعليق:

بعد أن قفزت الأسهم في وول ستريت عام 2021، انخفضت الشهر الماضي بنسبة 53% وهذا أسوأ أداء لها منذ عام 2009، ورغم اختلاف الأوضاع اليوم عن 2008 إلا أن النظام المالي الأمريكي مثقل بالمخاطر، فقد بلغ تضخم أسعار المستهلكين في الولايات المتحدة 7% في كانون الثاني/يناير وهو أعلى مستوى له منذ ما يقرب من 40 عاما، وهذا الارتفاع يزيد الضغط على البنك الاحتياطي الفيدرالي المركزي، ليس فقط لرفع أسعار الربا، ولكن أيضا لتقليص الميزانية العمومية التي تزايدت بالفترة الأخيرة من عمليات الشراء الضخمة للسندات في الأسواق.

حيث من المتوقع أن يقوم البنك الفيدرالي الأمريكي برفع أسعار الربا بعد اجتماع السياسة النقدية في 15 و16 آذار/مارس المقبل.

فقد صرح جيروم باول: "أن سوق العمل حققت تقدما ملحوظا وتحسنا منتشرا على نطاق واسع، وأن التضخم ما زال فوق المستوى الذي نستهدفه".

وقد قال مسؤولو مجلس الاحتياطي أنه ستكون هناك حاجة لرفع سعر الربا القياسي لودائع الليلة الواحدة من المستوى الحالي الذي يقترب من الصفر إلى 0.95% بحلول نهاية 2022 على أن يرتفع إلى 1.06% في 2023 وإلى 2.1% في 2024.

ويقول فيليب ماري كبير المحللين الاستراتيجيين لدى رابوبانك "بما أنه لا أحد يعرف بالضبط أين هو السعر المحايد فقد ينزلق بنك الاحتياطي الفيدرالي إلى منطقة تقييدية في وقت أقرب مما هو متوقع، ما يؤدي إلى الركود".

ومع كل ما سبق فإن الاحتياطي الفيدرالي لن يصل إلى خفض التضخم كما يرغب هو إلى هدف 2% ولن يتحقق قبل نهاية عام 2024، هذا إذا كان له أن يتحقق.

إن الأوضاع الاقتصادية اليوم في العالم برمته تعاني من التضخم غير المسبوق، وهذا سببه السياسات الاقتصادية الرأسمالية، والحلول الترقيعية التي لا يملك هذا النظام الرأسمالي غيرها، وسوف تقود العالم إلى أزمات اقتصادية، وتضخم عالٍ جدا ما سوف ينعكس على الأوضاع السياسية والإنسانية حيث لا يسعنا نسيان أن الغرب سابقا اشتهر بعنفه الشديد وثوراته وحروبه الشديدة، وهذا ما يجعل الانقلاب الشعبوي بعد رفاهية عالية جدا وخاصة لدى أهل فرنسا وألمانيا وإيطاليا، ومن يدري؟!

فقد أعلنت فاينانشال تايمز عن استطلاع حول إرهاصات هذا النوع من المفاجآت التي قد لا تبقى طويلا، مفاجآت إذا ما ثبت للجميع أن الأزمة المالية الأمريكية العالمية الجديدة ليست مجرد سحابة صيف عابرة كما يعتقدون.

إن العالم حقيقة يدفع ثمن النظام الرأسمالي الفاشل الذي جثم على قلوب البشر، ونهب ثرواتهم وجعلها بأيدي فئة قليلة لا تعدو 10% من سكان العالم، وباقي العالم يعيش بثروات لا تتعدى 10% من ثروات العالم، والأيام القادمة هي أيام حصاد مئة عام من انعدام العدل، وسيطرة النظام الرأسمالي المتوحش.

فيجب على المخلصين في هذا العالم أن يبحثوا عن نظام يستطيع أن يقتلع الرأسمالية التي بان عوارها ولم تعد تصلح لتكرر نفسها بعد هذا الحال الذي وصلنا إليه.

ولا يوجد نظام يوافق طبيعة البشر سوى نظام الإسلام، فهو النظام الرباني الذي يعالج جميع علاقات البشر موافقا لفطرتهم، ويحقق لهم السعادة والطمأنينة.

نداء إلى أهل القوة والمنعة اليوم وهذا هو عملكم وتستطيعون إنقاذ هذا العالم والبشرية برمتها من الظلم الذي لحق بها وترضون الله بصدقكم وإخلاصكم وتنقذون العباد من هذا الشر المستطير.

أليس فيكم سعد؟ ألم تلد أمهاتكم رجلاً ينصر دين الله؟ هبوا لنصرة حزب التحرير الذي يتبنى إقامة دولة الإسلام على منهاج النبوة لتسعد البشرية بحياة كريمة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نبيل عبد الكريم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı