الإرهاب في مالي سينتهي فقط بإقامة الخلافة على منهاج النبوة (مترجم)
الإرهاب في مالي سينتهي فقط بإقامة الخلافة على منهاج النبوة (مترجم)

بحسب مقال نشرته الجارديان يوم 21/11/2015 أسفر هجومٌ على فندق راديسون بلو في العاصمة المالية عن مقتل 21 شخصًا على الأقل. وجاء هذا الحادث بعد أقل من أسبوع على أحداث باريس والتي أدت إلى مقتل 130 شخصًا. وأعلن الرئيس المالي إبراهيم بويكر كيتا حالة الطوارئ في البلاد ابتداءً من منتصف الليل.

0:00 0:00
Speed:
November 24, 2015

الإرهاب في مالي سينتهي فقط بإقامة الخلافة على منهاج النبوة (مترجم)

الخبر:

بحسب مقال نشرته الجارديان يوم 21/11/2015 أسفر هجومٌ على فندق راديسون بلو في العاصمة المالية عن مقتل 21 شخصًا على الأقل. وجاء هذا الحادث بعد أقل من أسبوع على أحداث باريس والتي أدت إلى مقتل 130 شخصًا. وأعلن الرئيس المالي إبراهيم بويكر كيتا حالة الطوارئ في البلاد ابتداءً من منتصف الليل. وقد أعلنت حركة المرابطون، المرتبطة بالقاعدة، مسؤوليتها عن الحادث على موقع تويتر. ويأتي الهجوم على فندق راديسون عقب حصار دام 24 ساعة واختطاف رهائن في فندق آخر في مدينة سيفاري وسط مالي في شهر آب/أغسطس وأسفر عن مقتل 5 أشخاص من موظفي الأمم المتحدة و4 جنود بالإضافة إلى 4 من المهاجمين. وفي شهر آذار/مارس أدى هجوم على مطعم في باماكو إلى مقتل 5 أشخاص بمن فيهم فرنسي وآخر بلجيكي، وكان هذا هو الهجوم الأول من نوعه في العاصمة المالية. وقد أعلنت حركة المرابطون عن الحادثين أيضًا. (المصدر: The Guardian.com).

التعليق:

إن الهجمات القاتلة على المدنيين تحت اسم الإسلام ممن يسمون بالجماعات الإسلامية الجهادية ليس ظاهرةً جديدةً في العالم الحالي. يرى العالم كيف أن هذه الهجمات تأتي واحدةً بعد الأخرى، وكيف بعد كل هجوم يزيد الزعماء الغربيون من حربهم غير الأخلاقية ضد الإسلام والمسلمين بذريعة الحرب على الإرهاب ويعلم الجميع جيدًا أن بعض هذه الجماعات المسلحة قد أوجدتها ومولتها مباشرةً أو غير مباشرة، وكالات الاستخبارات الغربية لتحقيق أجندتها السياسية الخفية في العالم الإسلامي. في السنوات الأخيرة أثبتت حوادث الاختطاف والهجمات الإرهابية من قبل الجماعات المسلحة في مالي أن هذه الجماعات تُستغل من قبل الغرب لزعزعة استقرار الحكومات في دول معينة أو لاستخدامها (الهجمات) كذريعة للغزو الغربي.

إن مالي، وهي مستعمرة فرنسية سابقة، غنية باليورانيوم والنفط والذهب، حيث تعتبر مالي الدولة الثالثة في إفريقيا في إنتاج الذهب. ويعتبر شمال مالي مهمًا أيضًا بالنسبة لفرنسا بسبب وجود كميات هائلة من اليورانيوم هناك، ولأن 40% من قوتها النووية تأتي من احتياطات اليورانيوم في غرب إفريقيا ويتم توليد 75% من الطاقة التي تلزمها من القوة النووية. وبعد إعطاء مالي "استقلالها" عام 1960 تقوم فرنسا بسلب ثرواتها الطبيعية على مدى 50 عامًا من خلال "اتفاقيات تعاون إجبارية" ومعاهدات استعمارية، وأدخلت المليارات من الدولارات إلى خزينتها. وقال الرئيس الفرنسي السابق جاك شيراك ذات يوم "يجب أن نكون صادقين ونعترف أن قسمًا كبيرًا من المال في بنوكنا يأتي من استغلال القارة الإفريقية". لهذا السبب قامت فرنسا بغزو مالي في كانون الثاني/ يناير عام 2013 تحت مسمى محاربة الأصوليين الإسلاميين. ولقد بررت فرنسا غزوها بالقول أن الإسلاميين في طريقهم للسيطرة على البلاد. ولكن الحقيقة هي أن التدخل ليس له علاقة بحماية مالي من الجهاديين ولكنه لحماية المصالح المادية الفرنسية.

إن الغرب استغل دائما الهجمات التي تحدث في بلادهم للتدخل في العالم الإسلامي وقتل مئات الآلاف من المدنيين وأجبرهم على مغادرة أوطانهم وأرسل قواته لتعذيب المسلمين وقصف بيوتهم وممتلكاتهم وتدميرها ونهب ثرواتهم. وتمت كل هذه الجرائم تحت اسم القضاء على الإرهاب.

إن الحقيقة أن هذه الهجمات الإرهابية أو الإرهاب لن تتوقف في ظل الفكر الرأسمالي الفاسد. إن الحلقة المفرغة مما يسمى بالهجمات الإرهابية ونشر الأكاذيب ضد الإسلام والمسلمين والتدخل الغربي في العالم الإسلامي لن ينتهي إلا بإقامة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة. تحت نظام الخلافة العادل سيقدم الإرهابيون الحقيقيون في هذا العالم للعدالة بسبب جرائمهم اللانهائية ضد الإنسانية وسيشهد العالم من جديد السلام والأمن إن شاء الله.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فهميدة بنت ودود

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı