الإرهاب والهجرة أكبر المشاكل التي تقلق أوروبا (مترجم)
الإرهاب والهجرة أكبر المشاكل التي تقلق أوروبا (مترجم)

الخبر:   لقد أصبحت الهجرة و(الإرهاب) المشاكل الرئيسية التي يعاني منها الأوروبيون. فقد أصبحت هاتان المسألتان تحتلان الأولوية في قائمة المشاكل بالنسبة للأوروبيين وتقدمت على الاهتمام بالوضع الاقتصادي والبطالة. وقد أجرى جهاز "يوروباروميتر" التابع للمفوضية الأوروبية استطلاعًا شمل 34000 شخصًا في 34 بلدًا أوروبيًا. ووفقًا لهذا الاستطلاع، فقد اعتبر 48٪ منهم أن الهجرة هي إحدى أهم قضيتين تتحديان الاتحاد الأوروبي. [المصدر]

0:00 0:00
Speed:
September 01, 2016

الإرهاب والهجرة أكبر المشاكل التي تقلق أوروبا (مترجم)

الإرهاب والهجرة أكبر المشاكل التي تقلق أوروبا

(مترجم)

الخبر:

لقد أصبحت الهجرة و(الإرهاب) المشاكل الرئيسية التي يعاني منها الأوروبيون. فقد أصبحت هاتان المسألتان تحتلان الأولوية في قائمة المشاكل بالنسبة للأوروبيين وتقدمت على الاهتمام بالوضع الاقتصادي والبطالة. وقد أجرى جهاز "يوروباروميتر" التابع للمفوضية الأوروبية استطلاعًا شمل 34000 شخصًا في 34 بلدًا أوروبيًا. ووفقًا لهذا الاستطلاع، فقد اعتبر 48٪ منهم أن الهجرة هي إحدى أهم قضيتين تتحديان الاتحاد الأوروبي. [المصدر]

التعليق:

يقوم معظم المحللين بالتركيز على النتائج عند البحث في مشكلة ما، وقليل منهم من يركز على الأسباب، وإذا كنت ترغب فعلًا في البحث عن حل لمشكلة ما، فيجب عليك أن تتحلى حقيقة بالنقد الذاتي، ولكن النقد الذاتي لا يحقق أية مكاسب مادية، خصوصًا أن ذلك يعتبر أمرًا حاسمًا من وجهة النظر الرأسمالية، فكل هذا يؤدي إلى وضع معالجات لا تحل المشكلة فقط، ولكنها علاوة على ذلك تزيد من سوء الواقع.

وإذا استخدمنا المنهاج الصحيح أثناء دراسة مشكلتي (الإرهاب) والهجرة يتضح أن السبب لهذه المشاكل لا يكمن فيما يسمى الإرهابيين والمهاجرين، ولكنه يكمن في تدخل دول الاتحاد الأوروبي وأمريكا وروسيا في الشؤون الداخلية لما يسمى "مناطق النزاع". في الواقع، إن الدول المتقدمة هي السبب في هاتين المشكلتين! ويمكنك أن تقتنع بذلك إذا أمعنت النظر في التاريخ.

إن تشكل القوى العظمى نفسها المذكورة سابقًا كان نتيجة للسياسات الاستعمارية. ففي البداية كان الأمر يتعلق بأوروبا وروسيا، ولكن بعد الحرب العالمية الثانية ضعفت هذه الدول، بينما على العكس من ذلك أصبحت أمريكا أقوى بسبب صادراتها العسكرية وخسائرها الضئيلة في خضم هذه المجزرة الرهيبة.

وقد أشير إلى أنه يجب التخلي عن السياسات الاستعمارية والسماح للدول المُستعمَرة بنيل استقلالها. يمكننا أن نؤمن بالنوايا الحسنة لمثل هذه الفكرة لو أن هذا الاقتراح لم يأت من الدول الاستعمارية. في الواقع، كان هذا الأمر خدعة سياسية قامت بها القوى العظمى، وخاصة أمريكا، وذلك من أجل إعادة توزيع مناطق النفوذ في المستعمرات. فكما هو معروف، نالت جميع الدول استقلالها بشكل رسمي في القرن العشرين. إلا أن الشيء الوحيد، في حقيقة الأمر، الذي جرى عليه التغيير هو شكل الاستعمار! فحكام البلاد التي كانت ترزح تحت الاستعمار عملاء للدول الاستعمارية، وهم يعتمدون عليه بشتى الطرق؛ اقتصاديًا وماليًا وسياسيًا وعسكريًا.

إن السبب في عدم الاستقرار فيما يسمى دول العالم الثالث والبلدان النامية هو الصراع بين القوى العظمى لبسط السيطرة على مناطق نفوذ جديدة. فعلى سبيل المثال، الحرب في اليمن بين (السنة والشيعة) في الحقيقة هي محاولة من أمريكا للحد من نفوذ النخب الحاكمة الموالية لبريطانيا وإيصال النخب السياسية الموالية لها إلى السلطة. وقد حصل مثل هذا في العديد من مناطق العالم.

وغالبًا ما تقوم الدول الاستعمارية باصطناع الأزمات من أجل أن تجعل الدول تأتي إليها طلبًا للمساعدة، فتدّعي حينها الدول الاستعمارية عزمها على حل المشاكل. على سبيل المثال، الصراع بين الهند وباكستان. وتقوم الدول الاستعمارية باستخدام أساليب سياسية مماثلة لإضعاف الدول اقتصاديا وخصوصًا تلك التي تمتلك العديد من الموارد.

وهناك سبب جديد للتصعيد العسكري الذي حدث في السنوات الأخيرة في منطقة الشرق الأوسط؛ فبعض الحركات وحتى بعض الدول تريد إنهاء هيمنة القوى العظمى، وتعتبر هذه مسألة صعبة للغاية، لأنهم يضطرون من ناحية عسكرية إلى العودة إلى مجال تأثير القوى العظمى. وتضطر الشعوب التي ثارت ضد حكامها الطغاة إلى الامتثال للقواعد التي فرضتها الدول دائمة العضوية في مجلس الأمن الدولي، في الوقت الذي قد تم فيه تصميم وتشريع هذه القواعد لتتلاءم مع مصالح هؤلاء الأعضاء الدائمين. في الواقع، إن هذه الدول الأعضاء تستخدم مجموعة من الذرائع "المقبولة ظاهريًا" لتتدخل في شؤون الدول ذات السيادة ولمنع الشعوب من تحديد مستقبلها بنفسها، وهذا ما يظهر بوضوح في سوريا. فقد قامت الدول الغربية بإطالة أمد الصراع في هذا البلد، لأن أهل سوريا يرفضون شروط وقف إطلاق النار التي وضعها المجتمع الدولي. وهذه الشروط تفرض أن تكون سوريا دولة علمانية، إلا أن أهل سوريا يريدون العيش في بلدهم وفق القوانين والتشريع الذي يعتبرونه صحيحًا؛ وهو الشريعة الإسلامية؛ التوجيه الرباني الذي أنزله الله سبحانه وتعالى، وهم يرفضون كل الشروط التي فرضت عليهم.

وخلافًا للرأي العام العالمي، فإن مناطق الصراع لم تصبح كذلك بسبب غباء وخبث شعوبها أو بسبب التناقضات التي لا يمكن التوفيق بينها. فكما ذكر أعلاه، فإن هذه المشاكل قد اصطنعتها أو تسببت بها الدول الاستعمارية. ولا بد أن نذكر أيضًا أن هذه الدول ما زالت قائمة ليس بسبب مساعدة المؤسسات الدولية، ولكنها ما زالت قائمة رغمًا عن هذه "المساعدات"!

إن "مناطق الصراع" هذه تصدّر أكبر عدد للمهاجرين، وهو ما يسبب مشاكل لأوروبا. وعلى شعوب أوروبا وأمريكا أن تفهم أن هذه المشاكل لا يمكن حلها من خلال إقامة الحدود أو فرض القيود، كما يجب عليها أن تفهم أن السبب الحقيقي لهذه المشاكل والأزمات هو حكامهم، فبينما يقومون باستغلال ثقة شعوبهم فإنهم يسارعون في تحقيق المزيد من الأرباح. وقد أخبرنا الله سبحانه وتعالى عن حقيقة هؤلاء الذين يدعون أنهم صناع للسلام: ﴿وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ﴾ [البقرة: 11-12]

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فيكتور نيقوليف - أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı