الإسلام هو الخلاص الوحيد لحياة الشباب في ثارباركار
الإسلام هو الخلاص الوحيد لحياة الشباب في ثارباركار

  الخبر: فتح تقرير مروّع عن أكثر من 36 حالة وفاة للأطفال في منطقة ثارباركار، بسبب أمراض مختلفة في الشهر الأول من عام 2022، علبة من الديدان تُفتح على حكومة المقاطعة. (تريبيون باكستان).

0:00 0:00
Speed:
January 27, 2022

الإسلام هو الخلاص الوحيد لحياة الشباب في ثارباركار

الإسلام هو الخلاص الوحيد لحياة الشباب في ثارباركار

(مترجم)

الخبر:

فتح تقرير مروّع عن أكثر من 36 حالة وفاة للأطفال في منطقة ثارباركار، بسبب أمراض مختلفة في الشهر الأول من عام 2022، علبة من الديدان تُفتح على حكومة المقاطعة. (تريبيون باكستان).

التعليق:

وفقاً لسجل إدارة الصحة في ثارباركار، توفي أكثر من 600 طفل حديثي الولادة في العام السابق 2021. وكانت هذه الوفيات ناتجة بشكل أساسي عن عدم توفر الرعاية الصحية وسوء التغذية. كما نعلم جميعاً فإن الحياة تدور حول الماء، ويقضي سكان ثاري جزءاً كبيراً من يومهم في البحث عن مياه شرب نظيفة، وبهذا، فإن نظافتهم تختلف عن النظافة العادية.

هناك مصادر مختلفة يستخدمونها، مثل جمع مياه الأمطار وحفر الآبار العميقة. بسبب الاستخدام المستمر للمياه الجوفية التي تحتوي على نسبة عالية من الفلوريد، أصبح التسمم بالفلور وباءً في ثار، ما أدى إلى تسمم الأسنان بالفلور وتشوهات المفاصل ومشاكل الغدة الدرقية والكلى. ينتج عن هذا معاناة البالغين من سوء التغذية وتربية الأطفال المصابين بسوء التغذية (إذا بقوا على قيد الحياة). يبلغ عدد سكان منطقة ثارباركار 1.6 مليون نسمة، موزعين على 22000 كيلومتر مربع. ويعتبر نقص المياه مشكلة رئيسية في هذه المنطقة. وقد تم العثور على الآبار المحفورة لتكون المصدر الوحيد المستدام للمياه الجوفية. لقد كانوا يعيشون على المياه الجوفية الملوثة والمالحة وغير المعالجة. يبدأ يومهم بحمل أباريق الماء، التي يملؤونها من مياه الأمطار المخزنة أو الخزانات الطبيعية الصغيرة، بعد المشي لمسافة 3 كيلومترات في الحرارة الحارقة.

استخدمت الحكومات المختلفة على مرّ السنين، سياسياً، الجفاف والجوع وموت شعب ثار لتحقيق مكاسبهم الخاصة. تمّ الإعلان عن مشروعات مائية لم تكتمل قط؛ يؤدي عدم وجود مرافق طبية إلى زيادة صبّ الزيت فوق النار، كما أن طلب المساعدة الطبية يمكن أن يكلف الأشخاص الذين يضطرون إلى قطع مسافات طويلة وإنفاق مبلغ لا بأس به من المال. في عام 2021، لاحظت المحكمة العليا وفاة الأطفال، ولاحظت عدم وجود طبيب أو دواء أو صحة. كانت المرافق متوفرة في مستشفيات ثارباركار، ما يدل على الانفصال الكامل للحكومة عن الناس.

يشعر أبناء هذه الأمة بألم إخوانهم وأخواتهم ونرى العديد من الأفراد والمنظمات يعملون من أجل شعب ثار. يتم إنشاء المعسكرات الطبية الخاصة من قبل الأشخاص ويتم تقديم المساعدة أيضاً ولكن بالطبع لا يمكن أن تلبي هذه المتطلبات. بهذه الطريقة ينتهي الأمر بالناس إلى الدفع مرتين، الأولى للحكومة في شكل ضرائب والثانية لمساعدة أهل ثار مباشرة. هذه القضية تحتاج إلى خطة مناسبة وغير قابلة للحل، ثارباركار هي الصحراء الخصبة الوحيدة في العالم ووفقاً للمسح الجيولوجي لباكستان فإن لدى ثار احتياطيات من الفحم تقدر بنحو 175 مليار طن، ما يجعلها واحدة من أكبر احتياطيات الفحم في العالم. إذا تم استخدام هذه الاحتياطيات بأمانة، فلن يتمكنوا فقط من المساعدة في حل مشاكل الطاقة في باكستان، إنما في المقابل يمكنهم ترتيب حياة كريمة لشعب ثار. حتى لو لم يكن هناك احتياطيات من الفحم، ولم يكن من الممكن إنشاء قنوات لمساعدة شعب ثار، فإن مسؤولية الحكومة عن إنقاذ حياة وسبل عيش شعبها تظل قائمة.

في الإسلام، الحاكم هو واحد لكل الأمة الإسلامية، بغض النظر عن العرق أو منطقة الإقامة. فقط في ظلّ الخلافة سنرى راحة للأمة في جميع مناحي الحياة. سيتم استخدام الممتلكات العامة للمنفعة العامة. والخليفة سيعين الولاة، وهؤلاء الولاة سيكونون مسؤولين عن منطقتهم. سيتبع الخليفة نفسه نموذج الخلفاء الراشدين مثل عمر بن الخطاب، الذين كانت فترة حكمهم الأطول من الأربعة الأوائل من الخلفاء الراشدين. فقد كان معروفاً بإحساسه القوي بالمسؤولية في رعاية شؤون المسلمين. وكان يقوم بدوريات في الليل للتأكد من أن الناس قد تمّ الاعتناء بهم جيداً. وفقنا الله بالخليفة الصالح.

يقول رسول الله ﷺ: «مَا مِنْ عَبْدٍ يَسْتَرْعِيهِ اللَّهُ رَعِيَّةً يَمُوتُ يَوْمَ يَمُوتُ وَهُوَ غَاشٌّ لِرَعِيَّتِهِ إِلَّا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ» البخاري ومسلم. وفي رواية أخرى قال رسول الله ﷺ: «فَلَمْ يَحُطْهَا بِنُصْحِهِ لَمْ يَجِدْ رَائِحَةَ الجَنَّة. وفي رواية في صحيح مسلم قال رسول الله ﷺ: «مَا مِنْ أميرٍ يلي أمور المُسْلِمينَ، ثُمَّ لا يَجْهَدُ لَهُمْ وَيَنْصَحُ لَهُمْ، إِلَاّ لَمْ يَدْخُلْ مَعَهُمُ الْجَنَّةَ».

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı