الجرائم التي تُرتكب ضد المسلمين لا تحتاج إلى شجب واستنكار، بل إلى انتقام شديد
الجرائم التي تُرتكب ضد المسلمين لا تحتاج إلى شجب واستنكار، بل إلى انتقام شديد

الخبر:   تركيا تدين الإبادة الجماعية في خوجالي التي أصبحت بقعة سوداء في تاريخ العالم. جاء ذلك في بيان وزارة الخارجية التركية بمناسبة الذكرى الـ31 للإبادة الجماعية في خوجالي، وفق ما نقلته وكالة الأناضول. في ليلة 25-26 شباط/فبراير 1992، احتلت التشكيلات المسلحة الأرمينية، بدعم من المدرعات وأفراد فوج البنادق الآلية 366 التابع للجيش السوفيتي السابق، مدينة خوجالي وارتكبت مجزرة وحشية ضد السكان المدنيين.

0:00 0:00
Speed:
March 08, 2023

الجرائم التي تُرتكب ضد المسلمين لا تحتاج إلى شجب واستنكار، بل إلى انتقام شديد

الجرائم التي تُرتكب ضد المسلمين لا تحتاج إلى شجب واستنكار، بل إلى انتقام شديد

(مترجم)

الخبر:

تركيا تدين الإبادة الجماعية في خوجالي التي أصبحت بقعة سوداء في تاريخ العالم. جاء ذلك في بيان وزارة الخارجية التركية بمناسبة الذكرى الـ31 للإبادة الجماعية في خوجالي، وفق ما نقلته وكالة الأناضول.

في ليلة 25-26 شباط/فبراير 1992، احتلت التشكيلات المسلحة الأرمينية، بدعم من المدرعات وأفراد فوج البنادق الآلية 366 التابع للجيش السوفيتي السابق، مدينة خوجالي وارتكبت مجزرة وحشية ضد السكان المدنيين.

التعليق:

إن مجزرة خوجالي هي من الصفحات المأساوية ليس فقط للشعب الأذري، بل للأمة الإسلامية كلها، التي شبهها رسول الله ﷺ بأنها كالجسد الواحد، إذا اشتكى منه عضو تداعى له سائر الجسد بالسهر والحمى. إن هذه المجزرة مشابهة لأعمال الإبادة الجماعية الأخرى، مثل المذابح بحق المسلمين التي ارتكبها أعداء الإسلام في صبرا وشاتيلا وسربرينيتشا وساماشكي وغوجارات وأراكان وحلب وفي أماكن أخرى كثيرة.

للأسف الشديد، يتعرض المسلمون اليوم لهجوم شرس على دينهم وشرفهم وممتلكاتهم وحياتهم دون عقاب في جميع أنحاء العالم. جسد الأمة الإسلامية كله مغطى بجروح نازفة تتسبب في بكاء وآهات مستمرة. إن السنوات مليئة بمآس دموية وإبادات جماعية لهذا الشعب المسلم أو ذاك. كما أن هذه الجرائم وللأسف، ترتكب يوميا بموافقة ضمنية وحتى بمساعدة إجرامية من الأنظمة التي فرضها المستعمرون الغربيون على المسلمين.

لا شيء يمنع هذه الأنظمة الخائنة من اتخاذ أي موقف حاسم في الدفاع عن الإسلام ومقدساته، إلا الخوف من الخسارة مع أسيادهم وفقدان سلطتهم. لكن قتل المسلم البريء وسفك دمه أخطر عند الله من هدم الكعبة. فبدلاً من القتال في سبيل الله والانتقام الشديد من الظالمين وقتلة المسلمين، فإنهم يقتصرون على كلمات الشجب والاستنكار لإدانة المجرمين ودموع التعاطف الكاذبة.

وهذا نتيجة الانحطاط الفكري للمسلمين الذي أدى إلى انهيار الخلافة واحتلال المستعمرين الغربيين لأراضيهم، ثم تقسيم أراضي الدولة الإسلامية فيما بينهم إلى عشرات التشكيلات الإقليمية-القومية الضئيلة، وأوصلوا عملاءهم إلى السلطة في كل منها، والذين يقتصر دورهم على خدمة وحماية مصالح القوى الرأسمالية العظمى.

كل هذه الأنظمة، التي تشكلت على أساس الأفكار القومية والوطنية الخبيثة، على اختلاف أشكالها، سواء أكانت ملكية وراثية أو علمانية أو جمهورية "إسلامية"، فهي معادية للمسلمين وصديقة لأعدائهم. فقد أعلنت أن تحقيق المصالح الوطنية وحمايتها هو الهدف الأساسي، والالتزام بالديمقراطية، والقانون الدولي كأولوية رئيسية لسياساتهم. رفضوا تطبيق الشريعة، وتبنوا بدلاً من الإسلام المبدأ الرأسمالي، معياره الرئيسي ليس العدالة، ولكن تحقيق أقصى المنافع.

الجمهورية التركية، التي أقيمت على أنقاض الخلافة العثمانية، التي دمرتها يد الخائن اللعين مصطفى كمال، هي إحدى هذه البلدان المقسمة. لذلك، ليس من المستغرب أن نرى اليوم كيف أن النظام التركي، متخذاً المصالح الوطنية مبرراً له، يواصل بناء وتعزيز شراكات مع الصين الملحدة، التي ألقت بالملايين من مسلمي تركستان في معسكرات الاعتقال وأجبرت النساء المسلمات على التعايش مع الكافرين. ونرى كيف يرحب رئيس النظام التركي بحرارة بالديكتاتور الروسي ويسميه بالصديق، من أجل تحقيق مكاسب اقتصادية، ودماء مئات الآلاف من مسلمي الشيشان وسوريا على يديه. ونرى كيف أن الجيش التركي متواطئ في احتلال وذبح سوريا وأفغانستان، كونه عضواً في الحلف العسكري للصليبيين بقيادة الولايات المتحدة.

في السابق، حتى في فترة الضعف الشديد، وجد المسلمون الذين اتحدوا تحت إمرة خليفة واحد في ظل الدولة الإسلامية، وجدوا دائماً القوة للدفاع عن أراضيهم وتحريرها، على الرغم من قرون من الاحتلال. لقد كانوا القوة العظمى الرائدة في العالم، وليسوا رهائن للقانون الدولي الذي اخترعه الكفار ليعادي الإسلام. فمن أجل حماية امرأة مظلومة، كان الخليفة مستعداً لإرسال جيش كامل. وكانت كلمة واحدة منه كافية حتى لا تجرؤ أي من الدول الأوروبية على الإساءة للنبي ﷺ أو الاستهزاء بكلام الله. لم تكن أكبر العروض وأعظم المصالح قادرة على إقناعه عن التخلي عن جزء صغير من أراضي الإسلام.

لكن هؤلاء الحكام الخونة اليوم، الذين اغتصبوا السلطة ونصبوا أنفسهم حكاماً على أمة محمد ﷺ، يظهرون التساهل تجاه أعداء الله. وبدلاً من رفض أي علاقة مع هؤلاء الطغاة، فإنهم يواصلون التعاون، ويغضون الطرف عن كل الجرائم التي يرتكبها الكفار ضد الإسلام والمسلمين.

لا يجوز لأحد أن ينخدع بمظاهرهم الخارجية، لأن الديمقراطية التي يفتخرون بتطويرها تقوم على فكرة فصل الدين عن الحكم وعن الدولة.

في مسائل العبادة، يعلنون تمسكهم بالإسلام، ويتلون القرآن بشكل جميل، ويظهرون علانية الأعمال الأخلاقية الجميلة. بينما في الأمور التي تعتمد عليها حياة المجتمع بأسره، السياسة الداخلية والخارجية للدولة، أصبحوا مثلهم مثل بني إسرائيل، الذين من أجل مصلحتهم، اتبعوا جزءاً من الكتاب المقدس وأخفوا الآخر. قال الله تعالى: ﴿أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيباً مِّنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ هَؤُلاء أَهْدَى مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ سَبِيلاً * أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللّهُ وَمَن يَلْعَنِ اللّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُ نَصِيراً﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

مصطفى أمين

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı