الجيش البرازيلي يعلن الحرب على البعوض الناقل لفيروس زيكا!!
الجيش البرازيلي يعلن الحرب على البعوض الناقل لفيروس زيكا!!

 الخبر:   أعلنت الرئيسة البرازيلية "ديلما روسيف" الحرب على بعوضة "الزاعجة" المسببة لفيروس زيكا، وذلك في رسالة تليفزيونية موجهة إلى الأمة. وقالت روسيف في خطابها أيضا إن موارد الدولة ستخصص لمواجهة البعوضة، لأنها معركة "لا يمكن خسارتها". (بي بي سي 2016/2/4).

0:00 0:00
Speed:
February 06, 2016

الجيش البرازيلي يعلن الحرب على البعوض الناقل لفيروس زيكا!!

الجيش البرازيلي يعلن الحرب على البعوض الناقل لفيروس زيكا!!

الخبر:

أعلنت الرئيسة البرازيلية "ديلما روسيف" الحرب على بعوضة "الزاعجة" المسببة لفيروس زيكا، وذلك في رسالة تليفزيونية موجهة إلى الأمة. وقالت روسيف في خطابها أيضا إن موارد الدولة ستخصص لمواجهة البعوضة، لأنها معركة "لا يمكن خسارتها". (بي بي سي 2016/2/4).


وفي وقت سابق؛ أشار وزير الصحة البرازيلي "مارسيلو كاسترو" إلى أن بلاده "تخسر بشكل سيئ" في حربها ضد الفيروس وأن هذا النّاموس، الذي ينقل حمّى الضنك وحمّى الصفراء وفيروس الشيكونغونيا، قد بات يمثل "العدو الأول" للبرازيل.

مع العلم أنه قد تمّ تشخيص نحو 4000 حالة أطفال مولودين برؤوس صغيرة "نتيجة تشوه وصغر الدماغ" في البرازيل وحدها منذ شهر تشرين الأول/أكتوبر الماضي.

التعليق:

ما إن انحسرت أخبار وباء الإيبولا وتوارت عن الأنظار بعد موت 11,000 ألف شخص في أفريقيا دون تغيّر يُذكر في البنى التحتية والأنظمة الصحية في البلاد المتضررة؛ حتى احتل فيروس زيكا مركز الصدارة في الأخبار العالمية من جديد. وقد أعلنت منظمة الصحة العالمية "حالة طوارئ صحية عالمية" بعد أن تفشى الفيروس في 24 دولة؛ ومن المتوقع أن يصاب به أكثر من 3 إلى 4 ملايين شخص خلال هذا العام.

وقد انتشرت العيوب والتشوهات الخلقية لدى الأطفال حديثي الولادة والتي تم ربطها بفيروس زيكا رغم أنّ الأبحاث لم تُثبت بعد هذه الصلة إلى الآن!! والأغرب من ذلك أن تلك التجارب التي ستُجرى للوقوف على حقيقة الفرضية وتحديد الصلة بين صغر أدمغة الأطفال والفيروس ستبدأ بعد أسبوعين وسبقتها أيضا تصريحات لبعض المختصين بأن الأمر ليس بالسهل!!

وبالرغم من عدم ثبوت الصلة بعد؛ كما ذكرنا آنفا؛ فقد خرج مسؤولو منظمة الصحة معلنين أن هناك شكوكاً قوية تشير إلى تسبب الفيروس في ارتفاع كبير في حالات التشوهات الخلقية لدى المواليد الجدد، خاصة في أمريكا اللاتينية مما يستدعي إعلان حالة الطوارئ، ولا ندري علام بُنيت شكوكهم  في ظل غياب البحوث العلمية!!

الجدير بالذكر أن 80% من حالات الإصابة بالفيروس لا تُظهر أي أعراض تُذكر وقد يقتصر الأمر في حالات أخرى على الحمى والطفح الجلدي. ورُغم ذلك لم تتوان منظمة الصحة العالمية عن إشاعة حالة من الذعر والهلع لدى الناس خاصة حين سماعهم أنّ اللقاح أو العقار القادر على وقف فريوس زيكا أو الحد من آثاره غير متوفر وأنه حسب توقعات المختصين لن يتوفر قبل سنوات من الآن وأنّ الطريق الوحيد لتجنب الإصابة به هو تجنب لسعات البعوض الذي ينقل الإصابة بالمرض. (الجارديان 2016/2/1)

إنّ التحدي الذي تواجهه البرازيل هو تحدٍّ أكبر من غيرها بسبب إصابة أكثر من 1.5 مليون برازيلي بالفيروس منذ أيار/مايو 2015 مما دفع الحكومة لنشر 220,000 عنصر من الجيش بين الأحياء لنشر الوعي وتحديد بؤر تمركز البعوض الناقل للفيروس. واللافت للنظر أن الحكومة البرازيلية انتظرت حتى أصيب 1.5 مليون شخص حتى تحرك الهيئات الصحية والجيش وتحارب المستنقعات والمياه الراكدة وبؤر انتشار البعوض وتعلن حالة حرب ضد البعوض الزاعج!!

انتظرت البرازيل تحرك الأمم المتحدة وانتشار المرض بين رعاياها وولادة آلاف الأطفال بعيوب خلقية قبل أن تحرك ساكنا وتستنفر جهودها، مما يظهر بجلاء وهن هذه الأنظمة الرأسمالية التي لا تفقه من رعاية الشؤون شيئا. والأسوأ من ذلك أنها عندما استجارت لم تجد سوى منظمة الصحة العالمية التي لم يُسمع منها سوى التصريحات والضجيج بينما البعوض الناقل للملاريا يقتل الملايين والبعوض الزاعج ينقل حمى الضنك والحمى الصفراء للملايين دون أن تطلق الهيئة الأممية صفارات الإنذار وتنشر حالة الهلع كما تفعل الآن!!

إنّه لحريّ بالعالم أن يتدبر عجزه ووقوفه مكتوف اليدين بسبب البعوضة "الزاعجة" أضعف مخلوقات الله؛ تدبراً يجعله يدرك أنّ الأمر لله من قبل ومن بعد فهو تعالى يضرب الأمثال ليهدي بها كثيرا من خلقه.

أفبعد إدراكنا لعجزنا واحتياجنا نتجرأ ونجعل الحاكمية لغيره تعالى؟؟ أبعد إدراكنا لعجزنا واحتياجنا نرمي وراء ظهورنا شريعة الرحمن التي فيها الرعاية والكفاية؟؟

﴿إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِي بِهِ كَثِيرًا وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

هدى محمد (أم يحيى)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı