الكفار المستعمرون يتآمرون لإطالة أمد "العصر الحجري الديمقراطي"  باتهام الإسلام زوراً وتشويه الوقائع
الكفار المستعمرون يتآمرون لإطالة أمد "العصر الحجري الديمقراطي"  باتهام الإسلام زوراً وتشويه الوقائع

الخبر: تُعلّق ملصقات حزب التحرير الإسلامي على جدران دكا، ويطالبون الجيش بالسيطرة. يؤمن حزب التحرير بدولة لا يتمتع فيها غير المسلمين بحقوق التصويت، لكن بإمكانهم تقديم "شكاوى تتعلق بالأفعال الظالمة التي يرتكبها الحكام أو سوء تطبيق الإسلام عليهم". لا ينبغي أن يكون لمثل هذه الجماعة المتعصبة، ناهيك عن الفاشية،

0:00 0:00
Speed:
May 06, 2025

الكفار المستعمرون يتآمرون لإطالة أمد "العصر الحجري الديمقراطي" باتهام الإسلام زوراً وتشويه الوقائع

الكفار المستعمرون يتآمرون لإطالة أمد "العصر الحجري الديمقراطي"

باتهام الإسلام زوراً وتشويه الوقائع

الخبر:

تُعلّق ملصقات حزب التحرير الإسلامي على جدران دكا، ويطالبون الجيش بالسيطرة. يؤمن حزب التحرير بدولة لا يتمتع فيها غير المسلمين بحقوق التصويت، لكن بإمكانهم تقديم "شكاوى تتعلق بالأفعال الظالمة التي يرتكبها الحكام أو سوء تطبيق الإسلام عليهم". لا ينبغي أن يكون لمثل هذه الجماعة المتعصبة، ناهيك عن الفاشية، الحق في العمل في دولة ديمقراطية، على جيش بنغلادش وجهاز المخابرات في البلاد، المديرية العامة للمخابرات، إجراء تحقيق داخلي لمعرفة مدى تسلل حزب التحرير إلى القوات، وعلى إدارة يونس أن تبذل قصارى جهدها للكشف عن داعمي الحزب - مدنيين وعسكريين وغيرهم - وتقديمهم للعدالة. إن عدم القيام بذلك سيعيد بنغلادش إلى العصر الحجري. (صحيفة ذا برينت، الهند).

التعليق:

إن القول بأن "غير المسلمين لا يملكون حق التصويت" في دولة الخلافة هو في الواقع اتهام باطل ضد نظام الحكم الإسلامي، حيث يتمتع الرعايا غير المسلمين في دولة الخلافة بحقوق تصويت محددة، ويحق لهم انتخاب أعضاء مجلس الأمة من طائفتهم الدينية، كما ينتخب المسلمون أعضاءً مسلمين في مجلس الأمة. ويضمن هذا الحق في التصويت "حق التمثيل" لكل تابع في الدولة. ومع ذلك، لا يملك هذا المجلس أي سلطة تشريعية على الإطلاق، لأن التشريع لله؛ لذا، فإن مسألة حماية وضمان الحقوق المدنية للرعية من خلال المشاركة في التشريع من حيث القضاء والحكم وإدارة شؤونهم لا تقوم أصلا بغض النظر عن كون الرعايا من المسلمين أم من غير المسلمين. كما تنص الأحكام الشرعية على أن غير المسلمين سيتمتعون بحقوقهم الدينية كما هو منصوص عليه في دياناتهم الخاصة وسيتمتعون بجميع الحقوق المدنية بوصفهم رعايا في الدولة بغض النظر عن كونهم مسلمين أم غير مسلمين. وبسبب هذا التشريع الرباني الذي لا يخضع للتغيير من قبل العقل البشري، فقد عاش المسلمون وغير المسلمين معاً حياة مزدهرة في ظل الخلافة تاريخياً. ومن ناحية أخرى، فإنه في ظل الديمقراطية العلمانية في الهند تؤيد حق التصويت لرعاياها، ومع ذلك، فإن (الأقلية) المسلمة في البلاد تتعرض للقمع، وقد حطمت الدولة حقوقهم المدنية باسم التلاعب بالسجل الوطني للسكان وقوانين مصادرة ممتلكات الوقف. وذلك لأن التشريع هو مصدر كل اضطهاد في الديمقراطية العلمانية، حيث لا يمكن لحق التصويت أن يمنع القمع الذي ترعاه الدولة بحق الناس عموماً و(الأقلية) المسلمة خصوصاً.

والحقيقة هي أن الديمقراطية العلمانية قد فشلت فشلاً ذريعاً كنظام حكم في ضمان العدالة للناس وضمان الاحتياجات الأساسية والحقوق المدنية. ولإخفاء هذا العجز والفشل، بدأ الكفار في صنع أعداء وهميين مثل تنظيم الدولة، وشن هجمات إرهابية كاذبة وإشعال التوتر الطائفي بين الناس والدول. وقد أدى هذا في النهاية إلى إبادة أحادية الجانب وغير مبررة ووحشية للدول، وجر البشرية إلى العصور الحجرية. إن ما فعله الكفار المستعمرون، باسم الديمقراطية العلمانية، بالبشرية أسوأ حتى مما يسمى بالعصور الحجرية. ففي العصور الحجرية، لم يقم أحد بإبادة حوالي ثلاثة ملايين شخص من ثلاث دول ذات سيادة (العراق وأفغانستان وسوريا) باسم نشر الديمقراطية والحرية! ولم يحاصر أحد مدينةً، ويقتل ببطء 50 ألفاً من الأبرياء بدم بارد لمجرد امتلاك رمال وتراب! وفي العصور الحجرية، لم يختطف أحدٌ الأبرياء ويحتجزهم في زنزانات سرية لعقود! وفي العصور الحجرية، لم ينهب 1% ثروات الـ99% ويتسببوا في موتهم جوعاً! وفي العصور الحجرية، كان أصحاب الأراضي الأمريكية والأسترالية الحقيقيون في مأمن من الانقراض. والحقيقة هي أن البشرية ليست آمنة أبداً في ظل الديمقراطية العلمانية، والعالم في أمسّ الحاجة إلى نظام الحكم الإسلامي الإلهي. ومع ذلك، فإن الجهلة البلهاء وعملاء الكفار المستعمرين لا يرون هذه الحقيقة حتى لو كانت حاضرة أمام أعينهم! قال الله تعالى: ﴿وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا أُولَئِكَ كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ﴾.

إن القيادة العسكرية وضباط المخابرات في بنغلادش مسلمون، وهم جزء من أمة النبي محمد ﷺ، لذا، ليس من الغريب أن ينصروا الإسلام ويرفعوا رايته، بل الغريب هو أن يدعموا النظام العلماني الديمقراطي ويرفعوا راية الكفار، وهم موحدون. وإن حزب التحرير، بصفته حامياً مخلصاً للمسلمين، يأمر بالمعروف وينهى عن المنكر، وباتباعه سنة الرسول ﷺ يدعو الجيش ورجال الأمن لنصرة الإسلام واتخاذ مواقف مبدئية ضد الكفار. ولا يوجد أي سر في هذا الموضوع، ولا يشعر أحد بالقلق إلا أصحاب العقول المضبوعة والمتعاونة مع الكفار. وفي الواقع، فإن الكفار المستعمرين، أعداء الله والمسلمين، يخشون بشدة عودة الخلافة. فمن الشرق إلى الغرب، يذكر قادة الكفار صراحة خوفهم من ظهور الخلافة. إن التصريحين الأخيرين لتولسي غابارد ونتنياهو دليل واضح على هذا الخوف، وخاصة من بنغلادش حيث يحمل الناس جميعا والجيل الشاب خصوصا راية التوحيد الإسلامية ويرددون شعارات تطالب بالخلافة. لذلك، لجأ الكفار إلى العمل العبثي المتمثل في الدعاية والتزوير للحفاظ على الديمقراطية العلمانية الهمجية. يقول الله تعالى: ﴿فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضاً وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ريسات أحمد

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı