الخائنة حسينة لا تستطيع إخفاء وجهها العميل القبيح من خلال التظاهر بموقف خادع
الخائنة حسينة لا تستطيع إخفاء وجهها العميل القبيح من خلال التظاهر بموقف خادع

وجّهت رئيسة وزراء بنغلادش، الشيخة حسينة، ادعاءات خطيرة حول مؤامرة لإقامة "دولة مسيحية مثل تيمور الشرقية" باستخدام أجزاء من بنغلادش وميانمار، وهو عرض من "رجل أبيض البشرة" لمساعدتها على العودة إلى السلطة إذا سمحت لدولة أجنبية ببناء قاعدة جوية هناك. وقالت حسينة: "مثل تيمور الشرقية... سوف يقيمون دولة مسيحية تأخذ أجزاء من بنغلادش (تشاتوجرام) وميانمار ولها قاعدة في خليج البنغال"

0:00 0:00
Speed:
June 06, 2024

الخائنة حسينة لا تستطيع إخفاء وجهها العميل القبيح من خلال التظاهر بموقف خادع

الخائنة حسينة لا تستطيع إخفاء وجهها العميل القبيح من خلال التظاهر بموقف خادع

الخبر:

وجّهت رئيسة وزراء بنغلادش، الشيخة حسينة، ادعاءات خطيرة حول مؤامرة لإقامة "دولة مسيحية مثل تيمور الشرقية" باستخدام أجزاء من بنغلادش وميانمار، وهو عرض من "رجل أبيض البشرة" لمساعدتها على العودة إلى السلطة إذا سمحت لدولة أجنبية ببناء قاعدة جوية هناك. وقالت حسينة: "مثل تيمور الشرقية... سوف يقيمون دولة مسيحية تأخذ أجزاء من بنغلادش (تشاتوجرام) وميانمار ولها قاعدة في خليج البنغال". (الهند اليوم، 27 أيار/مايو 2024)

التعليق:

تعلم الأمة الإسلامية حجم المؤامرات التي تحوكها الولايات المتحدة، وتشعر بمرارتها في كل لحظة. إن الأمة في حاجة ماسة إلى التخلص من براثن أمريكا الشريرة، وتفكر جديا في اللجوء إلى الإسلام ونظام حكم الخلافة كدرع واق ضد كل شرورها. لذا، أياً كان ما قالته رئيسة الوزراء حسينة ضمناً عن المؤامرات الأمريكية، فإن الأمة تدرك ذلك بالفعل. إن هذه الخائنة حسينة، التي تخون أهل بنغلادش باستمرار، تحاول أن تثبت أنها تنتمي إلى معسكر الأمة، رغم أن أفعالها تثبت بشكل كاف أنها تنتمي إلى معسكر العدو. وهي تحاول أن تثبت أنها تقوم بدور الوصي والحامي للأمة، لكنها في الحقيقة أحد الذئاب القاتلة المتخفية في الأمة لضمان دمارنا وهواننا من الداخل. وإذا اتخذت أي موقف ضد الولايات المتحدة، فسيكون ذلك مجرد ورقة مساومة بالنسبة لها للتنقل عبر المشهد الجيوسياسي سريع التغير، ولا علاقة لمواقفها بنصرة الأمة. ومهما كانت نواياها الشريرة، فإنها لا تستطيع إخفاء وجهها العميل القبيح عن الأمة من خلال إظهار موقف خادع مناهض للولايات المتحدة.

لقد وصلت حسينة إلى السلطة في عام 2008 من خلال اتفاق غامض ومشؤوم بين الولايات المتحدة والمملكة المتحدة. ومنذ ذلك الحين، خدمت حسينة الولايات المتحدة بشكل جيد من خلال محاربة الإسلام المبدئي باستخدام مصطلح (الإرهاب). كما أنها تآمرت مع أعدائنا وساعدتهم على قتل 57 ضابطاً لامعاً من جيش بنغلادش في مقر قيادة الجيش، ولا يزال أهل بنغلادش يعانون من تلك الطعنة القاتلة في الظهر. ولتعزيز المصالح الأيديولوجية للولايات المتحدة، تبنت هذه السيدة الخطرة مؤامرة (التمييز بين الجنسين في المناهج التعليمية LGBTQ+) وصياغة قانون جديد لحماية وتعزيز هذه القذارة المعادية للإسلام في بنغلادش. وتعتبر سفارات الولايات المتحدة في البلاد الإسلامية قواعد أمامية أو معسكرات تابعة للولايات المتحدة، وتوفر حسينة حماية من الدرجة الأولى لأحد هذه المعسكرات. ناهيك عن المعاهدات العسكرية الخطيرة بينها وبين الولايات المتحدة والتبرع بالكتل الهيدروكربونية الضخمة الغنية بالنفط والغاز في خليج البنغال لشركة إكسون موبيل الأمريكية. وقائمة خيانة حسينة للأمة وخضوعها للغرب الاستعماري تتجاوز ذلك بكثير، ولا شك أنها عميلة للكفار لا قيمة لها.

والحقيقة هي أن أمريكا تحتل وتستعمر بلاد المسلمين وتقيم قواعد عسكرية في مواقع استراتيجية تابعة للأمة الإسلامية، وعلاوة على ذلك، ومن أجل السيطرة على القوات المسلحة للبلاد الإسلامية، تفرض دول الكفر هذه معاهدات عسكرية ضارة على القوات المسلحة في بلاد المسلمين وتوقع البلاد الإسلامية في فخ الديون باستخدام البنك الدولي وصندوق النقد الدولي. وعلى الصعيد الثقافي، نشرت الولايات المتحدة الفحشاء والمجون والرغبات الجنسية غير المنظمة وغير الطبيعية بين المسلمين. ومع ذلك، فإن الأدوات الأكثر فعالية للسيطرة على بلاد المسلمين هم الحكام العملاء. حيث يضمن هؤلاء التنفيذ الفعال لجميع هذه المخططات الاستعمارية، وبدونهم فإن هيمنة الكفار المستعمرين على الأمة الإسلامية لن تكون ممكنة أبداً. وبدون تعاون الحكام العملاء في إندونيسيا والسودان، لم يكن من الممكن أن تحدث مآسي تيمور الشرقية وجنوب السودان! وسواء الولايات المتحدة أو بريطانيا، ليس لديهما سوى القليل من السلطة أو في الواقع لا تملك أي سلطة بدون الحكام العملاء في البلاد الإسلامية. وعلى هذا النحو، ومن بين جميع الأدوات الاستعمارية المذكورة أعلاه، فإن حسينة كحاكمة عميلة هي الأداة الأكثر ضرراً على الأمة في بنغلادش، والتخلص من أمثالها وإقامة الخلافة الراشدة الثانية سيكون نقطة الانطلاق المنشودة لنهضة الأمة إن شاء الله.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ريسات أحمد

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı