الخلافة الراشدة ستحشد جيوش المسلمين للجهاد لتحرير الأراضي المحتلة
الخلافة الراشدة ستحشد جيوش المسلمين للجهاد لتحرير الأراضي المحتلة

أصدرت إدارة الإعلام الصحفي التابعة لحكومة باكستان رسالة من رئيس الوزراء محمد شهباز شريف بمناسبة عيد الأضحى جاء فيها: "في يوم العيد هذا، نصلي من أجل إخواننا وأخواتنا الفلسطينيين والكشميريين الذين يواجهون بشجاعة الاحتلال الأجنبي الوحشي، لكنهم يظلون صامدين في نضالهم من أجل تحصيل حقهم في تقرير المصير، أتمنى أن تجلب روح عيد الأضحى، روح التضامن والوحدة والرخاء والنجاح والسعادة للأمة الإسلامية بأكملها".

0:00 0:00
Speed:
June 21, 2024

الخلافة الراشدة ستحشد جيوش المسلمين للجهاد لتحرير الأراضي المحتلة

الخلافة الراشدة ستحشد جيوش المسلمين للجهاد لتحرير الأراضي المحتلة

الخبر:

أصدرت إدارة الإعلام الصحفي التابعة لحكومة باكستان رسالة من رئيس الوزراء محمد شهباز شريف بمناسبة عيد الأضحى جاء فيها: "في يوم العيد هذا، نصلي من أجل إخواننا وأخواتنا الفلسطينيين والكشميريين الذين يواجهون بشجاعة الاحتلال الأجنبي الوحشي، لكنهم يظلون صامدين في نضالهم من أجل تحصيل حقهم في تقرير المصير، أتمنى أن تجلب روح عيد الأضحى، روح التضامن والوحدة والرخاء والنجاح والسعادة للأمة الإسلامية بأكملها".

التعليق:

الحقيقة هي أن حكام المسلمين قد تخلوا عن المسلمين في مواجهة الاحتلال، من خلال كبح جماح جيوش المسلمين، وفوق ذلك، فإنهم يسعون جاهدين للتطبيع مع المحتلين من خلال إيجاد العلاقات السياسية والاقتصادية والثقافية معهم. وحديثهم عن وحدة الأمة الإسلامية، يضمنون تقسيمها من خلال تقديس الحدود القومية ومفهوم الدولة القومية. لقد كشفت الإبادة الجماعية ضد مسلمي غزة حقيقة الحكام بالكامل، فيجب على الأمة الإسلامية أن تنظر إلى ما هو أبعد من الحكام الحاليين من أجل التغيير الحقيقي، ويجب عليها أن تعمل مع حزب التحرير لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

ستتعامل الخلافة مع محتلي بلاد المسلمين بموجب أحكام الحرب، وينص حزب التحرير بوضوح في مسودة دستوره، في المادة 189، على أن "الدول المحاربة فعلا، مثل (إسرائيل) على سبيل المثال، يجب أن يتخذ معها حالة الحرب أساساً لكل التعامل معها". وستقطع الخلافة كل علاقاتها مع قوات الاحتلال، قبيل الجهاد لتحرير أرض المسلمين.

وستتبنى الخلافة موقف حالة الحرب مع الأعداء لأنها ليست دولة قومية علمانية. وهي ليست مقيدة بالقوانين الوضعية والحدود القومية. ولا تلتزم إلا بأوامر الله ونواهيه وما دلت عليه سنة الرسول ﷺ، قال الله تعالى في سورة التوبة: ﴿انفِرُوا خِفَافاً وَثِقَالاً وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنَفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ ذَلِكْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ﴾. والنفير يعني الخروج للجهاد في سبيل الله.

إن الأدلة القرآنية على الجهاد هي أدلة عامة ومطلقة، بما في ذلك الحروب الدفاعية والهجومية، وتشمل مبادرة العدو في القتال والحروب الوقائية وغيرها. وتشمل جميع أنواع القتال ضد العدو لعمومها وإطلاقها. وبالتالي فإن تخصيص الجهاد أو حصره بالحرب الدفاعية، دون الحرب الهجومية، يحتاج إلى نص شرعي في تخصيصه أو تقييده. ولا توجد نصوص شرعية تحدده أو تقيّده، لا في القرآن الكريم ولا في السنة النبوية، فيظل الجهاد بمعناه العام الذي يشمل جميع الحروب والقتال ضد العدو.

وقد ورد ذلك في كتاب الفقه الحنفي (بدائع الصنائع في ترتيب الشرائع): "أما الجهاد فهو في اللغة بذل الجهد. وفي التعريف الشرعي، تطلق الكلمة على بذل الجهد للقتال في سبيل الله عز وجل، بالجسد والمال والكلام وغير ذلك. وقد جاء في كتاب الفقه الشافعي "الإقناع" في تعريف الجهاد، "هو القتال في سبيل الله". ويؤكد الشيرازي في كتابه المهذب أن "الجهاد هو القتال".

أيها الضباط في القوات المسلحة الباكستانية! اقتلعوا الحكام الذين يمنعونكم من قتال أعداء الله ورسوله والمؤمنين. أعطوا النصرة لحزب التحرير لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة فورا. وعندها سيقوم خليفتكم بقيادتكم لتحرير الأراضي المحتلة، فلا يحرمكم الخونة أجر الجهاد العظيم. ولا تشاركوهم في إثمهم وعقابهم بترك واجب الجهاد.

اغتنموا الفرصة الذهبية التي منحكم إياها الله سبحانه وتعالى وانفروا، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قِيلَ لِلنَّبِيِّ ﷺ: مَا يَعْدِلُ الْجِهَادَ فِي سَبِيلِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ؟ قَالَ: «لَا تَسْتَطِيعُونَهُ». قَالَ: فَأَعَادُوا عَلَيْهِ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلَاثًا، كُلُّ ذَلِكَ يَقُولُ: «لَا تَسْتَطِيعُونَهُ»، وَقَالَ فِي الثَّالِثَةِ: «مَثَلُ الْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللهِ كَمَثَلِ الصَّائِمِ الْقَائِمِ الْقَانِتِ بِآيَاتِ اللهِ لَا يَفْتُرُ مِنْ صِيَامٍ وَلَا صَلَاةٍ حَتَّى يَرْجِعَ الْمُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللهِ تَعَالَى» صحيح مسلم.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

مصعب عمير – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı