الخلافة هي التي تحقق كون الإسلام رحمة للعالمين
الخلافة هي التي تحقق كون الإسلام رحمة للعالمين

الخبر:   أعرب يوسف كالا، نائب رئيس الجمهورية الإندونيسية، في قمة منظمة التعاون الإسلامي الثالثة عشرة في اسطنبول، أعرب عن حزنه لما أصاب العالم الإسلامي من تشتت وصراعات وفقر وكوارث إنسانية مبينا: "أن الرصاص والقنابل أطلقت على المسلمين الأبرياء في دول منظمة المؤتمر الإسلامي مثل أفغانستان والعراق وسوريا واليمن".. وأضاف أنه "لم يكن في التاريخ أن دولة واحدة هاجمتها دول متعددة وشارك فيها دول منظمة التعاون الإسلامي.. فكل تجربة للتطرف والإرهاب مثل القاعدة وداعش، ما هي إلا نتيجة لدولة فاشلة.. فلماذا حصل هذا الفشل..؟ حصل ذلك للفشل الداخلي والتدمير من قبل الدول الكبرى".. وأخيرا دعا السيد يوسف كالا دول المنظمة أن تقوم بمسؤوليتها لتحقيق التعاون الحقيقي بين دول الأعضاء وتحقيق كون الإسلام رحمة للعالمين ليساهم الإسلام في السلام والتنمية والعدالة.. (ديتك نيوز، 2016/04/16م)

0:00 0:00
Speed:
April 18, 2016

الخلافة هي التي تحقق كون الإسلام رحمة للعالمين

الخلافة هي التي تحقق كون الإسلام رحمة للعالمين

الخبر:

أعرب يوسف كالا، نائب رئيس الجمهورية الإندونيسية، في قمة منظمة التعاون الإسلامي الثالثة عشرة في اسطنبول، أعرب عن حزنه لما أصاب العالم الإسلامي من تشتت وصراعات وفقر وكوارث إنسانية مبينا: "أن الرصاص والقنابل أطلقت على المسلمين الأبرياء في دول منظمة المؤتمر الإسلامي مثل أفغانستان والعراق وسوريا واليمن".. وأضاف أنه "لم يكن في التاريخ أن دولة واحدة هاجمتها دول متعددة وشارك فيها دول منظمة التعاون الإسلامي.. فكل تجربة للتطرف والإرهاب مثل القاعدة وداعش، ما هي إلا نتيجة لدولة فاشلة.. فلماذا حصل هذا الفشل..؟ حصل ذلك للفشل الداخلي والتدمير من قبل الدول الكبرى".. وأخيرا دعا السيد يوسف كالا دول المنظمة أن تقوم بمسؤوليتها لتحقيق التعاون الحقيقي بين دول الأعضاء وتحقيق كون الإسلام رحمة للعالمين ليساهم الإسلام في السلام والتنمية والعدالة.. (ديتك نيوز، 2016/04/16م)

التعليق:

نعم، فشلت الدول في العالم الإسلامي القائمة على القومية والوطنية في كل نواحي الحياة فشلا ذريعا وعجيبا. اقتصاديا، فقد غرقت اقتصادياً في الديون والفقر وهي تمتلك المخزون الهائل من الثروات الطبيعية، فأكثر من ثلثي النفط العالمي يوجد فيها في حين إن الدول الدائنة ليس عندها من النفط إلا القليل. وأما سياسيا، فقد سيطر عليها الفساد والظلم من جراء تطبيق النظام الديمقراطي الذي لا هو من دين شعبها ولا من تاريخها، وإنما فرض عليها من دول الغرب.. وعسكريا، استسلمت إلى تنفيذ العهود مع دول الأعداء في تدمير أسلحتها وتعدها مفخرة!!

ولكن كيف يعي هؤلاء الحكام أن هذا الفشل حصل بسبب التشتت الداخلي والتدمير من قبل الدول الكبرى، واستمرارهم في التبعية لها والسير في ركبها والحفاظ على مصالحها بل في التسابق على تنفيذ مشاريعها..؟

فقد اغتصبت أراضي المسلمين، ونهبت ثرواتها، وانتهكت أعراضهم، وسفكت دماؤهم، وباتت غوغاء وخطابات حكام المسلمين الفارغة تتواتر من القمة إلى القمة غطاء لقبح جريمتهم.

ولا يظنن أحد أن إندونيسيا سالمة من هذا البلاء، حتى تستطيع أن تلعب دورها في إنهاض العالم الإسلامي والتخلص من قوى الاستعمار.. بل إن الأمر كان أشد، حيث نجحت أمريكا في تسخير حكام إندونيسيا منذ عهد سوهارتو، بل منذ أواخر عهد سوكارنو، وظلت إندونيسيا في قبضة أمريكا. وحينما لجأت أمريكا إلى التستر بالقضاء على الإرهاب لأجل محاربة الإسلام ومنع إعادة المسلمين الخلافةَ الإسلامية، وهي كيانهم السياسي الوحيد، لعب حكام إندونيسيا أهم دور، سواء في إبراز "الإسلام المعتدل" الذي روج له بشعار "إسلام رحمة للعالمين" وهذا ما يعنيه السيد يوسف كالا في خطابه، وفي محاربة ما يسمى بالإرهاب على حد زعمه..

وسفكت في سبيل (محاربة الإرهاب) الدماء الزكية مثلما حصلت مؤخرا لسييونو المتهم بالإرهاب الذي اكتشف خلال تشريح جثته أنه مات بسبب التعذيب من قبل لجنة مكافحة الإرهاب.. وحاول أيضا تجريم الأفكار الإسلامية كالجهاد والخلافة، حيث قال وزير شؤون الحكم والأمن الإندونيسي لوهوت بانجيتان إنه يجب على الدولة للحفاظ على الأمن واقتصاد البلاد منع دخول فكرة الخلافة إلى إندونيسيا حتى لا يحدث مثل ما يجري في الشرق الأوسط من الصراعات التي أخلت باستقرار اقتصاد العالم.. ولأجل ذلك يتمنى لوهوت أن يعجل مجلس النواب بتعديل قانون مكافحة الإرهاب.. (تيمبو، 2016/4/5م).

وهكذا فإن البلاء يعم الأمة الإسلامية جمعاء، وما يتكلم به حكامهم هو بأوامر سيدهم. وفوق أنه كلام فارغ فهو أيضا مؤسف وخطير؛ مؤسف لأنهم يدركون ما حصل لأمتهم، وخطير لما فيه من تضليل. لقد حان للأمة الإسلامية أن تدرك، لا سيما بعد هذه المآسي، أن صلاحهم فيما حاربه عدوهم.. فكيف تصدق الأمة أن كون الإسلام رحمة للعالمين، سيتحقق دون تطبيق شريعته..؟ وأغرب من ذلك، كيف تصدق الأمة أن الخلافة على منهاج النبوة هي كيانها السياسي الوحيد وهي الطريقة الوحيدة لتطبيق الشريعة الإسلامية، التي أرشد إليها رسول الله e، فهي من ضمن الرسالة التي أتى بها رسول الله e، كيف تصدق الأمة أنها تمثل تهديدا لهم..؟!

قال الله تعالى: ﴿وما أرسلناك إلا رحمة للعالمين﴾، فرسالته eهي رحمة في ذاتها، لكن هذه الرحمة انتفع بها من استجاب لها، وأما من أعرض عنها فهو الذي ضيع على نفسه فرصة الانتفاع. فكم من أحكام إسلامية ضيعت بسبب غياب الخلافة في الأمة وبالتالي يفقد المسلمون رحمة الإسلام قبل غيرهم ويبقون غثاء يحمله سيل الكفر فاقدين قراراتهم ومفرَّقين ومخدوعين.

نسأل الله أن يكحل أعيننا بالخلافة الراشدة على منهاج النبوة، وأن نستظل بعدلها، وأن ننشر تحت لوائها رحمة الإسلام إلى العالم.. آمين..

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أدي سوديانا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı